Medeni usul hukuku üNİte-10


d.ogren-sen.com > öykü > Evraklar


MEDENİ USUL HUKUKU ÜNİTE-10

Tasarruf ilkesi gereğince davanın sahibi taraflardır. Bu nedenle tarafların duruşmaya katılmaları gerekir. Tarafların duruşmaya mazeretsiz olarak katılmamaları hâlinde hâkim dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verebilir. Bir dava görülürken bazen başka bir mahkemede birbiri ile bağlantılı

davalar görülüyor olabilir. İşte birbiri ile bağlantılı bu davaların birleştirilerek görülmesi usul ekonomisi ilkesinin bir gereğidir.

Bir davada mutad meskeni olmayan veya ödeme güçlüğü içinde olan Türk vatandaşlarının davayı kaybetmeleri hâlinde karşı taraf lehine hükmedilecek muhtemel yargılama giderlerini karşılayabilmek üzere teminat yatırması gerektiği kanunda düzenlenmiştir.

DAVADA ÖZEL DURUMLAR

Ön Sorun Bekletici Sorun

Ön sorun

Bir davada, davaya devam edilebilmesi ve karar verilebilmesi için çözümlenmesi gereken sorunlara ön sorun denir.

Örnek: •Ön sorunlara şu örnekler verilebilir: İlk itiraz hâlleri, bilirkişinin reddi, hâkimin reddi, senedin sahteliğinin ileri sürülmesi, davaya müdahale talebine itiraz, eski hâle getirme vb.

Hâkim, taraflardan birinin ileri sürdüğü ön sorunu incelemeye değer bulursa, belirleyeceği süre içinde, varsa delilleriyle birlikte cevabını bildirmesi için diğer tarafa tefhim veya tebliğ eder. Ön sorun hakkında iki taraf arasında uyuşmazlık varsa, hâkim gerekirse tarafları davet edip dinledikten sonra kararını verir.

Bekletici sorun

Bir davada hüküm verilebilmesi; başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise; mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.

Hukukumuzda bekletici sorun, kural olarak ihtiyaridir ve davaya bakan hâkimin takdirine bağlıdır. Ancak bazı hâllerde bekletici sorun zorunludur.

Bekletici mesele yapmanın zorunlu olduğu hâller şunlardır:

 Anayasa’ya aykırılık iddiaları hakkında Anayasa Mahkemesi kararı beş ay,

 Yargı yolu uyuşmazlığı hakkında Uyuşmazlık Mahkemesi kararı altı ay,

 Hakemlerde görülen bir davada davanın tahkime elverişli olup olmadığı hakkındaki mahkeme kararı,

 Sahtelik hakkında ceza mahkemesi kararı,

 İtirazın kesin kaldırılmasında, murisin borcundan dolayı takip edilen mirasçının terekenin borca batık olduğu yönünde açtığı davadaki hukuk mahkemesi kararı (İİK.m. 68/IV) bekletici sorun yapılmak zorundadır.

Hâkimin bekletici sorun yapabilmesi için görülen dava ile beklenilen dava arasında bağlantı olmalıdır. Biri hakkında verilecek karar diğerini etkileyecek nitelikte olmalıdır. Bekletici sorun yapmak ihtiyari de olsa eğer bekletici sorun yapılmış ise, hâkim kural olarak bununla bağlıdır.

Bekletici sorun yapma kararı bir ara karardır. Hâkim bu ara kararından her zaman dönebilir.

Dosyanın İşlemden Kaldırılması

Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir.

Uygulamada bu durum, dosyanın muameleden kaldırılması, davanın müracaata bırakılması, davanın takipsiz bırakılması, davanın yenilemeye bırakılması, davanın atiye bırakılması, dosyanın takipten kaldırılması şeklinde adlandırılır.

Dosyanın işlemden kaldırılması gerektiren hâller şunlardır;

 Usulüne uygun biçimde çağrıldıkları halde, davanın taraflarından ve vekillerinden ikisi de mazeretsiz olarak duruşmaya gelmezse,

 Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır.

 İki taraf da duruşmaya geldiği halde, davayı takip etmeyeceklerini bildirirlerse,

 Duruşma gününün belli edilmesi için tarafların başvurması gereken hâllerde gün tespit ettirilmemişse, son işlem tarihinden başlayarak bir ay geçmekle dosya işlemden kaldırılır.

Dosyanın işlemden kaldırılmasının sonuçları ve davanın

yenilenmesi

Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebilir. Bu süre içinde dava derdesttir.

Yenileme dilekçesi, duruşma gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edilir. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulursa, yeniden harç alınır, bu harç yenileyen tarafça ödenir ve karşı tarafa yüklenemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır.

İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır.

İşlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilenmeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi hâlde dava açılmamış sayılır. Bir dava iki defa yenilenebilir. Üç defa takipsiz bırakılabilir.

Islah

Her iki tarafın yapmış olduğu usuli işlemlerin düzeltilmesini sağlayan bir kurumdur. Taraflar bir davada sadece bir kez ıslah yoluna başvurabilir. Bu bakımdan eski hâle getirmeden farklıdır.Islahın konusu taraf usul işlemleridir. Maddi hukuk işlemleri ıslaha konu olmaz.

Kanun yolu aşamasında ıslahın mümkün olmaması nedeniyle İstinaf ve Yargıtay aşamasında ıslah mümkün değildir. Bu bakımdan bozmaya uymadan sonrada ıslah yoluna gidilemez.

Islahın davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötü niyetli düşüncelerle yapıldığı deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ıslahı dikkate almadan karar verir. Ayrıca hâkim, kötü niyetle ıslaha başvuranı, karşı tarafın bu yüzden uğradığı bütün zararlarını ödemeye ve beş yüz Türk Lirasından beş bin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm eder.

Islah yolu ile yapılabilecek işlemler şunlardır:

• Dava sebebi değiştirilebilir.

• Dava konusu artırılabilir.

• Talep sonucu değiştirilebilir veya genişletilebilir.

• Cevap dilekçesi verilebilir.

• Tüm iddia ve savunmalar örneğin ileri sürülmemiş olan ödemezlik defi ileri sürülebilir.

• Maddi tazminat davasında ıslah ile manevi tazminat istenebilir.

Islahla yapılmamış sayılamayacak (geçersiz kılınamayacak) işlemlerşunladır:

• Feragat, kabul, sulh

• Takas beyanı

• Keşif tutanağı

• Bilirkişi raporu ve beyanları

• Tanık ifadeleri

• İsticvap tutanakları

• İkrar

• Yerine getirilmiş olan yemin

• Karşı tarafça kabul edilen yemin teklifi, reddi veya iadesi

Bu işlemler maddi hukuk işlemleridir. Islah ile geri alınamaz

Islah yolu ile yapılamayacak işlemler ise şunlardır:

• Yargıtay’a göre ıslah ile taraf değiştirilemezdi. Ancak iradi taraf değişikliğinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na girmesi ile artık bu görüş geçerliliğini kaybetmiştir.

• İkinci tanık listesi verilemez. Ancak kendiliğinden (re’sen) araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda verilir.

• Açılmış bir dava, ıslah edilerek delil tespitine dönüştürülemez.

• Maddi hukuk işlemleri düzeltilemez.

• İlk itirazlar ileri sürülemez.

• Zamanaşımının eskiden ıslah ile ileri sürülmesi kabul edilmiyordu.Tamamen ilk itirazlar gibi değerlendiriliyordu. Ancak yeni kararlarda doktrinde görüşlere uygun olarak artık ıslah ile zamanaşımının ileri sürülmesi kabul edilmektedir.

Islah yoluna başvurulmasına gerek olmayan hâller:

• Hukuki sebepler için ıslaha yoluna gerek yoktur. Hâkim hukuki sebebi kendisi belirler.

• Kendiliğinden (Re’sen) araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda ıslaha gerek yoktur.

• Hâkimin kendiliğinden (re’sen) karar verebileceği hâllerin talep edilmesi içinde ıslaha gerek yoktur.

• Sonradan ya da dava açılmasından sonra doğan olayların, iddia ve savunma sebeplerinin ileri sürülmesi hâlinde de ıslaha gerek yoktur. Bunların ıslaha başvurulmaksızın ileri sürülebilmesi mümkündür.

• Dilekçedeki açık yazı ve hesap hatalarının düzeltilmesi içinde ıslaha başvurmaya gerek yoktur.

• Talep sonucunun daraltılması içinde ıslaha gerek yoktur.

• Karşı tarafın rızasının olması hâlinde de ıslaha başvurmaya gerek yoktur.

Islahın çeşitleri;

Islah yapılış şekline göre tam ıslah ve kısmi ıslah olmak üzere ikiye ayrılır:

Tam ıslah;

• Sadece davacı taraf başvurur.

• Dava dilekçesi dâhil tüm işlemlerin yapılmamış sayılması sağlanır

• Talep sonucunun ya da dava sebebinin değiştirilmesi hâlinde söz konusu olur.

• Davanın tamamen ıslahından sonra davacı tarafın bir hafta için yeni bir dava dilekçesi vermesi gerekir.

• Aksi hâlde dava eski hâliyle devam eder.

• Bu durumda davacı taraf ıslah hakkını da kullanmış sayılır.

Kısmi ıslah;

• Hem davalı hem de davacı tarafından yapılabilir.

• Bazı usul işlemlerinin düzeltilmesi için yapılan ıslahtır.

• Bir haftalık kesin süre verilir. Bu süre içinde yeni işlem yapılmaz ise ıslah hiç yapılmamış gibi eski hâliyle devam eder.

• Kısmi ıslahta tam ıslahtan farklı olarak ıslah hakkı kullanılmış olmaz.

Dava Konusunun Devri

Dava konusu yapılmış olan hakkın dava devam ederken maddi hukuk kurallarına uygun olarak üçüncü bir kişiye devrine bir engel bulunmamaktadır.Dava konusu yapılmış olan mal veya hakkın başkasına devredilmesi ile o mal veya hakka bağlı olan dava hakkı da birlikte devredilmiş sayılır. Çünkü dava hakkı, asıl haktan ayrı bir hak değildir ve bu nedenle yalnız başına başkasına devredilemez.

Taraflardan birinin, dava sırasında dava konusunu başkasına devretmesi hâlinde, artık bu konu üzerinde tasarruf yetkisi kalmaz.Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir: İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder.

ÖRNEK: Davacı, davalıya rehin olarak vermiş olduğu bilgisayarın, davalıdan alınarak kendisine teslim edilmesi için bir dava açmış, davalı ise, dava açıldıktan sonra dava konusu bilgisayarı bir üçüncü kişiye

satmıştır. Bunun üzerine davacı, davaya üçüncü kişiye karşı devam edilmesini isteyebilir. Yahut eski davalıya karşı dava bilgisayar bedeli üzerinden tazminat davası olarak devam edebilir.

Davanın devri hâlinde dava eski davanın devamıdır. Bu nedenle;

 Davacıdan yeniden harç alınmaz,

 Zamanaşımı bakımından eski davalıya açılmış tarih esas alınır,

 Hak düşürücü süre ilk davaya göre belirlenir,

 Dava eski davanın devamı olarak devam edeceği için eski davalıya karşı yapılmış usul işlemleri geçerlidir. Savunmayı genişletme yasağı kişisel savunma sebepleri hariç yeni davalı içinde devam eder,

 Yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olunur.

Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa;

Devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder.Dava konusunu devralan üçüncü kişi davaya, katıldığı yerden devam eder.Daha önce yapılmış olan işlemlerin tekrarlanmasını isteyemez ve devreden davacının sahip bulunmadığı yetkileri kullanamaz. Bu bakımdan;

 Eski davacı davasını bir kere ıslah etmiş ise, yeni davacının artık ıslah hakkı yoktur.

 Eski davacı bir tanık listesi vermiş ise, yeni davacı ikinci bir tanık listesi veremez.

 Yeni davacı da, davalının rızası olmadan davayı geri alamaz.

 Davalı yeni davacıya karşı kişisel savunma sebeplerini ileri sürebilir.

Örneğin, takas defini yeni davacıya karşı ileri sürmesinde bir engel yoktur.

Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması Davaların birleştirilmesi

Tahkikat aşamasının ortak yürütülmesi suretiyle usul ekonomisi ilkesinin gerçekleştirilmesi ve çelişik kararların ortaya çıkmasının engellenmesi için aralarında bağlantı olan davalar birleştirilerek görülebilir. Davaların birleştirilmesi aynı yargı çevresi ve farklı yargı çevrelerinde açılan davalar bakımından değerlendirmek gerekir. Aynı yargı çevresindeki aynı düzey ve sıfattaki mahkemelerden asıl anlaşılması gereken Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan iki davanın birleştirilmesidir. Davaların birleştirilmesinin aynı düzey ve sıfatta olmasının sebebi ise kamu düzeninden olan görev kurallarının bu şekilde aşılmasını engellemektir.Aynı yargı çevresinde açılan davaların birleştirilmesindeki en önemli özellik bunların aslında tek mahkemede birleştirilmeleridir. Bu nedenle olaya bu açıdan bakmak durumu anlamayı kolaylaştırır.

 Bunlar aslında tek mahkemedir. Bu nedenle;

• Her zaman yapılabilir.

• Mahkeme talep üzerine veya kendiliğinden (re’sen) yapabilmektedir.

• İlk mahkeme, ikinci mahkemenin verdiği birleştirme kararı ile bağlıdır.

• Verilen karar da ara karar gibi değerlendirilip temyizi mümkün değildir.

• Ancak esas hükümle birlikte temyize gidilebilir. Ancak bu tek başına bir bozma nedeni teşkil etmez.

• Ancak aralarında iş dağılımı ilişkisi olan aynı mahkemenin farklı daireleri konumunda olan Ankara 1. Asliye Hukuk‐ Ankara 2. Asliye Hukuk arasında da birleştirme bu çerçevede incelenir.

Farklı yargı çevrelerinde açılan davalarda ise kasıt ise; Ankara Asliye Hukuk ile Konya Asliye Hukuk da görülen davalardır. Farklı yargı çevrelerinde olması sebebiyle;

 Farklı yargı çevrelerinde olması sebebiyle; ancak talep üzerine olur.

 Farklı yargı çevrelerinde olması sebebiyle; nihai karardır.

 Farklı yargı çevrelerinde olması sebebiyle; temyiz edilebilir.

 Farklı yargı çevrelerinde olması sebebiyle; birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren bununla bağlıdır.

 Birleştirme kararı, derhâl ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir.İstinaf incelemesi ayrı dairelerde yapılması gereken davaların da bu madde hükmüne göre (HMK.m.166) birleştirilmesine karar verilebilir.

Davaların ayrılması

Aralarında bağlantı bulunmayan, ancak birlikte açılan davalar ve ihtiyari dava arkadaşlığının caiz olmadığı davalar ile yargılamanın daha sağlıklı yürütülebilmesi için aralarında bağlantı bulunmayan davalarında ayrılmasına karar verilebilir. Bunun yanında mahkeme birleştirilen bir davayı daha sonradan ayırma kararı da verebilir.Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına,

 davanın her aşamasında,

 talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir.

 Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder.

Teminat Gösterilmesi

Bazı hâllerde davacının davayı kaybetmesi hâlinde yargılama giderlerini ödeyeceği konusunda bir tereddüt oluşmaktadır. Bu tereddütün ortadan kaldırılması için Hukuk Muhakemeleri Kanunu davacı tarafa teminat yatırılmasını şart koşmuştur.

Davacının göstereceği bu teminatın çeşit ve miktarına mahkeme karar verir. Teminat gösterilmesi gereken hâller iki kısımda incelenebilir.İlki Türkiye’de mutad meskeni olmayan Türk vatandaşları, diğeri ise ödeme güçlüğü içinde olan Türk vatandaşlarının teminat göstermesidir.Aşağıdaki hâllerde davalı tarafın muhtemel yargılama giderlerini karşılayacak uygun bir teminat gösterilir:

 Türkiye’de mutad meskeni olmayan Türk vatandaşının dava açması, davacı yanında davaya müdahil olarak katılması veya takip yapması.

 Davacının daha önceden iflasına karar verilmiş, hakkında konkordato veya uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırma işlemlerinin başlatılmış bulunması; borç ödemeden aciz belgesinin varlığı gibi sebeplerle, ödeme güçlüğü içinde bulunduğunun belgelenmesi.

Tüzel kişilerde merkez kavramı bulunmaktadır. Bu yüzden tüzel kişinin merkezi Türkiye’de ise Türk tabiiyetindedir. Merkezi yurt dışında ise yabancı bir tüzel kişiden bahsedilmekte olup Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri değil, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.Ödeme güçlüğü içinde olmasını gerektiren hâllerde sadece iflas davası

açılması teminat göstermeyi gerektirmez. İflas davasının sonuçlanarak kararın verilmesi gerekir. Ancak konkordato mühletinin verilmesi dahi teminat yatırma yükümlülüğü için yeterlidir.

Teminat gerektiren bazı durumlarda teminat istenmez. Teminat aranmayacak durumlar şunlardır:

 Davacının adli yardımdan yararlanması,

 Davacının, yurt içinde istenen teminatı karşılamaya yeterli taşınmaz malının veya ayni teminatla güvence altına alınmış bir alacağının bulunması,

 Davanın, sırf küçüğün menfaatlerini korumaya yönelik olarak açılmış olması,

 İlama bağlı alacak için ilamlı icra takibi yapılmış olması.

Davaya Son Veren Taraf İşlemleri

Çekişmeli yargıda kural olarak tasarruf ilkesi geçerlidir. Taraflar dava konusu üzerinde (kural olarak) serbestçe tasarrufta bulanabilirler. Tarafların dava konusu üzerinde tasarrufta bulunmak suretiyle, davaya son verebilecekleri hâller üç tanedir. Bunlar; davadan feragat, davayı kabul ve sulhtür.

Davadan feragat

Davadan feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir. Davadan feragat, davacının mahkemeye karşı yapacağı tek taraflı bir irade beyanı ile olur. Feragatin geçerli olması için mahkemenin bunu kabule veya davalının muvafakat vermesine gerek yoktur. Feragat beyanın mahkemeye ulaşması yeterlidir.

Feragat beyanıyla davacı davasını geri almamakta bilakis, dava konusu esas haktan vazgeçmektedir. Davadan feragat sözlü feragat ve yazılı feragat olmak üzere iki şekilde olur.Sözlü feragat beyanının geçerli olması için bunun tutanağa yazılması gerekir.Yazılı feragat ise mahkemeye verilen bir dilekçe ile gerçekleşir.Feragat edilmesi hâlinde mahkeme davanın feragat nedeniyle sona erdiğine ilişkin tespit hükmü verir. Dava mahkemenin kararı ile değil, aslında davacının feragat beyanı ile sona ermektedir. Feragat hâlinde oluşan etki maddi anlamda kesin hüküm etkisidir. Yani feragat nedeniyle reddedilen dava, aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanarak yeniden açılamaz.Feragatten rücu söz konusu olmaz. Feragatin iptali için ayrı bir dava

açılması gerekir.Kural olarak her davadan feragat mümkündür. Hatta dava konusu üzerinde tarafların tasarruf yetkisinin tam olmadığı boşanma davalarından dahi feragat mümkündür.

Davayı kabul

Davayı kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. Davayı kabul, davalının mahkemeye yönelik olarak yapacağı tek taraflı bir irade beyanı ile olur. İkrar ile dava sona ermez, sadece ikrar edilen vakıa doğru olarak kabul edilir. O vakıanın ayrıca ispatına gerek kalmaz. Kabul ile dava tamamen veya kısmen sona erer.İkrar her iki tarafça da yapılabilir. Oysa kabul yalnızca davalı tarafından yapılabilen bir işlemdir.İkrar için vekâletnamede özel yetki olmasına gerek yoktur. Ancak kabul için vekâletnamede özel yetki aranır.Davayı kabul ile dava konusu uyuşmazlık ve bununla dava, esastan sona erer. Kabul kayıtsız şartsız olacağından, şarta bağlı kabul geçerli değildir.Davayı kabul yazılı olarak dilekçeyle yapılabileceği gibi sözlü olarak da yapılabilir. Davayı kabul tek taraflı bir irade beyanı ile gerçekleştiğinden karşı tarafın veya mahkemenin buna onay vermesi beklenmez. Sözlü kabul hâlinde bunun tutanağa geçirilmesi ve altının davalı tarafından imzalattırılması gerekir.Davayı kabul hâlinde dava sona erer. Mahkeme yalnızca bunu tespit eden

bir hüküm vermekle yetinir.Kabul eden davalı yargılama giderlerine katlanır. Ancak davalı, davanın açılmasına kendi hâl ve davranışıyla sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında da davacının talep sonucunu kabul etmiş ise yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmez. Feragat gibi kabul de maddi anlamda kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Bu nedenle kabul edilen bir dava aynı taraflar ve aynı dava sebebine dayanarak yeniden açılamaz. Açılması hâlinde kesin hüküm nedeniyle reddedilir.Davanın kabulü ilam niteliğinde olup ilamların icrası yolu ile icra edilir.Tasarruf yetkisinin olmadığı davalarda davaların kabul edilmesi mümkün değildir.

Sulh

Sulh, görülmekte olan bir davanın taraflarının, karşılıklı anlaşma ile dava konusu uyuşmazlığa son vermeleridir.Sulh ile davacı talep sonucunun bir kısmından feragat etmekte, davalı da davacının talep sonucunun kalan kısmını kabul etmektedir.

ÖRNEK: • On bin liralık bir alacak davasında, davalı, bunun altı bin lirasını, davacının kalan dört bin liradan feragat etmesi şartı ile kabul etmesi durumunda sulh sözleşmesi ile dava sona erer.

Sulh ile davalar tarafların rızası doğrultusunda sona ermektedir. Davaların daha çabuk, ucuz, basit bir şekilde sona ermesi nedeniyle iyi bir çözüm yoludur.Bu nedenle mahkemenin davanın başında ön inceleme aşamasında tarafları sulhe teşvik etmek zorundadır. Ancak sulh sözleşmesi hüküm kesinleşinceye kadar yapılabilir.

Sulh sözleşmesi ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda söz konusudur.Vekil aracılığıyla sulh sözleşmesinin yapılabilmesi için vekâletnamede açık bir yetki gerekir. Şarta bağlı olarak sulh sözleşmesi yapılabilir.

TAHKİKATIN SONA ERMESİ

Tahkikat aşamasında mahkeme tüm delilleri inceler. Tarafların açıklamalarını dinler artık tahkikatı gerektiren bir hususun kalmadığı anlaşılırsa tahkikat aşaması sona erer. Hâkim tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder ve böylece sözlü yargılama aşamasına geçilir.

Sözlü Yargılama

Tahkikat aşamasının bitmesinden sonra taraflara sözlü olarak görüşlerini ve değerlendirmelerini açıklamaları için imkân verilmesi gerekir. Sözlü yargılama aşaması hükümden önceki son yargılama aşamasıdır. Kanun bunun için ayrı bir duruşma günü tayinini öngörmüştür.Basit yargılama aşamasında sözlü yargılama aşaması bulunmaz. Basit yargılamada tahkikat aşamasının bitmesiyle son beyanları sorulur. Ayrıca süre verilmez.

Hüküm (Karar)

Hükmün kurulması ve içeriği

Hüküm, yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karardır. Hüküm ile birlikte dava esastan çözülmüş taraflar arasındaki ihtilaf sona ermiş demektir. Fakat mahkemenin verdiği her karar hüküm (nihai karar) değildir. Kararlar hâkim tarafından açıklanmadıkça yani

tefhim ya da tebliğ edilmedikçe sonuç doğurmaz.Şarta bağlı hüküm verilemez. Hüküm yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve alenen tefhim olunur. Hükmün tefhimini duruşmada bulunanlar ayakta dinler. Hüküm sonucu tefhim edildikten sonra gerekçeli karar imzalanmadan, hâkim ölür veya herhangi bir sebeple imzalayamayacak hâle düşerse, yeni hâkim,

tefhim edilen hükme uygun olarak gerekçeli kararı bizzat yazarak imzalar. Toplu mahkemelerde böyle bir durumun gerçekleşmesi hâlinde, hüküm diğer hâkimler tarafından imzalanır ve başkan veya en kıdemli hâkim tarafından, hükmün altına diğer hâkimin imza edememesinin sebebi yazılarak imza olunur.Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:

 Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini,

 Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini,

 Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri,

 Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini,

 Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını,

 Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi,

 Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.Mahkeme kararının taraflara verilen onaylı örneğine ilam denir. Taraflar, harcının ödenmemiş olup olmamasına bakılmaksızın ilamı her zaman alabiliriler.Bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına,

takibe konmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmez.Hükmün kesinleştiği, ilamın altına veya arkasına yazılıp tarih ve mahkeme mührü konmak ve başkan veya hâkim tarafından imzalanmak suretiyle belirtilir.

Karar çeşitleri

Kararlar temel olarak ara kararlar ve nihai kararlar olmak üzere ikiye ayrılır.

Ara kararlar

Ara kararlar yargılamaya son vermeyen, bilakis onu yürütmeye, ilerletmeye yarayan kararlardır. Hâkim yargılamayı yürütmek için birçok ara karar verir. Bütün bu kararların ortak niteliği davadan elini çekmeyip bilakis davaya devam etmesidir.

Ara kararların özellikleri şunlardır:

 Ara kararlarda hâkim dosyadan elini çekmez.

 Bu kararlar tek başına kanun yoluna götürülemez. Sadece bazı ara kararlar için itiraz hakkı tanınmıştır. (Örneğin, ihtiyati tedbir ara kararı)

 Ara kararlardan hâkim her zaman dönebilir.

 Ara karar karşı taraf için usuli müktesep hak oluşturduğu vakit artık bu ara karardan dönülemez.

Nihai kararlar

Yargılamaya son veren ve hâkimin davadan elini çekmesi sonucunu doğuran kararlara nihai karar denir. Nihai kararların özellikleri şunlardır:

 Uyuşmazlığı nihai olarak çözerler,

 Hâkim dosyadan elini çeker,

 Tek başına kanun yoluna götürülebilirler.

Nihai kararlar usule ilişkin ve esasa ilişkin olmak üzere ikiye ayrılır. Usule ilişkin nihai kararlarda uyuşmazlığın esasına girilmez. Dava şartları ve ilk itirazlar usule ilişkin nihai kararların en tipik örnekleridir. Bunun dışında örneğin gönderme kararı, görevsizlik kararı, yetkisizlik kararı usule ilişkin nihai kararlardır.Esasa ilişkin nihai kararlar ise, uyuşmazlığın esası hakkında verilen karardır. Maddi hukuk kuralları uygulanarak uyuşmazlık çözümlenir.

Yok hüküm ve etkisiz hüküm

Yok hüküm

Hükmün mevcut sayılması için bir hukuki uyuşmazlık hakkında kanuna ve hukuka uygun şekilde kurulmuş bir mahkeme tarafından belirli şekilde verilen ve alenileşen kararın bulunması gerekir. Yok hükümde, hükmün ona varlık kazandıran dış unsurlar bulunmaz. Yok hüküm icra edilemez, zira hüküm maddi ve şekli anlamda kesin hüküm oluşturmaz. Yok hükmü için bir tespit davasının dahi açılmasına gerek yoktur. Bu hüküm için kanun yoluna dahi başvurulmaz.

Etkisiz hüküm

Etkisiz kararda yok kararlardan farklı olarak bir karar bulunmaktadır.Kararın temel unsurlarında bir sakatlık yoktur. Ancak istenen etkiyi doğuracak nitelikte değillerdir. Örneğin, aleyhine hüküm verilen kişi Türk yargısına tabi değilse. Bunun gibi mevcut olmayan bir taraf hakkında karar verilmesi hâlinde bu karar etki doğurmaz. Etkisiz hüküm bir sonuç doğurmaz. Ancak etkisiz hüküm için yok hükümden farklı olarak kanun yollarına başvurulabilir. Maddi anlamda kesin hüküm doğurmaz.

DEĞERLENDİRME SORULARI

1. Davaların birleştirilmesi ile ilgili söylenenlerden hangisi yanlıştır?

a) Davaların birleştirilebilmesi için mutlaka aynı düzen ve sıfatta olması gerekir. Bu açıdan artık asliye hukuk ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki davaların birleştirilememesi gerekir.

b) Aynı yargı çevresinde açılan davalar kendiliğinden (re’sen) dahi birleştirilebilecek iken farklı yargı çevresinde açılan davalar ancak talep üzerine birleştirilebilir.

c) Aynı yargı çevresinde açılan davaların birleştirilmesi kararı ara karardır.

d) Aynı yargı çevresinde açılan davalar hakkında verilen kararlar tek başına kanun yoluna götürülemezler.

e) Aynı yargı çevresinde açılan davalar her aşamada birleştirilebilirler.Ancak farklı yargı çevresinde açılan davaların ancak cevap dilekçesinde ileri sürüldüğü takdirde ilk duruşmada birleştirilebilmeleri mümkündür.

2. Islah ile ilgili söylenenlerden hangisi yanlıştır?

a) Islah tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. Kanun yolu aşamasında ıslah mümkün değildir.

b) Taraflar yalnızca bir kez ıslah yoluna başvurabilir.

c) Islah ile birlikte ıslah yapan ıslah ile geçersiz hâle gelen işlemler için yapılan yargılama giderlerini ve karşı tarafın uğradığı veya uğrayabileceği zararları karşılamak için hâkimin takdir edeceği bir teminatı bir hafta içinde yatırması gerekir. Aksi hâlde ıslah yapılmamış sayılır.

d) Kısmi ıslahta ıslah eden bir haftalık kesin süre içinde yeni işlemi yapmaz ise ıslah hiç yapılmamış gibi eski hâliyle devam eder. Bu durumda ıslah hakkı kullanılmış sayılır.

e) Islahın davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötü niyetli düşüncelerle yapıldığı deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ıslahı dikkate almadan karar verir. Ayrıca hâkim, kötü niyetle ıslaha başvuranı, karşı tarafın bu yüzden uğradığı bütün zararlarını ödemeye ve beş yüz Türk Lirasından beş bin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm eder.

3. Aşağıdakilerden hangisi bekletici meselenin zorunlu olduğu hâllerden biri değildir?

a) Anayasa’ya aykırılık iddiaları hakkında Anayasa Mahkemesi kararı

b) Haksız fiile ilişkin tazminat davasında aynı fiil için açılmış ceza davasının mahkûmiyet kararı

c) Yargı yolu uyuşmazlığı hakkında Uyuşmazlık Mahkemesi kararı

d) Hakemlerde görülen bir davada davanın tahkime elverişli olup olmadığı hakkındaki mahkeme kararı

e) Sahtelik hakkında ceza mahkemesi kararı

4. Aşağıdakilerden hangisi dosyanın işlemden kaldırılmasını gerektiren durumlardan biri değildir?

a) Usulüne uygun biçimde çağrıldıkları halde, davanın taraflarından ve vekillerinden ikisi de mazeretsiz olarak duruşmaya gelmezse

b) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır.

c) Davacı tarafın gelip davalı tarafın gelmediği durumda davacının davayı takip etmek istemesi hâlinde

d) İki taraf da duruşmaya geldiği halde, davayı takip etmeyeceklerini bildirirlerse

e) Duruşma gününün belli edilmesi için tarafların başvurması gereken hâllerde gün tespit ettirilmemişse, son işlem tarihinden başlayarak bir ay geçmekle dosya işlemden kaldırılır.

5. Dava konusunun devri ile ilgili söylenenlerden hangisi yanlıştır?

a) Davacıdan yeniden harç alınmaz.

b) Zamanaşımı bakımından eski davalıya açılmış tarih esas alınır.

c) Hak düşürücü süre ilk davaya göre belirlenir.

d) Eski davalıya karşı yapılmış usul işlemleri geçerli değildir.

e) Yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olunur.

6. Teminat ile ilgili söylenenlerden hangisi yanlıştır?

a) Davacının göstereceği teminata mahkeme serbestçe karar veremez.Teminatın çeşit ve miktarı kanunda açıkça düzenlenmiştir.

b) Türkiye’de mutad meskeni olmayan Türk vatandaşları ile ödeme güçlüğü içinde olan Türk vatandaşları teminat göstermek zorundadır.

c) Ödeme güçlüğü içinde olmasını gerektiren hâllerde sadece iflas davası açılması teminat göstermeyi gerektirmez.

d) Feri müdahil olarak davacı yanında davaya katılmak isteyen kişide eğer şartları taşıyor ise teminat yatırmak zorundadır.

e) Teminat bir dava şartıdır. Bu şart giderilmez ise dava, dava şartı eksikliğinden reddedilir.

7. Feragat ile ilgili söylenenlerden hangisi yanlıştır?

a) Davadan feragat, davacının mahkemeye karşı yapacağı tek taraflı bir irade beyanı ile olur.

b) Feragat beyanıyla davacı davasını geri almamakta bilakis dava konusu esas haktan vazgeçmektedir.

c) Davacı vekilinin davadan feragat edebilmesi için vekâletnamesinde açık bir feragat yetkisinin olması gerekir.

d) Feragat edilmesi hâlinde mahkeme davanın feragat nedeniyle sona erdiğine ilişkin tespit hükmü verir.

e) Davadan feragat eden davacı, yargılama giderlerini ödemek zorunda değildir.

8. Davayı kabul ile ilgili söylenenlerden hangisi yanlıştır?

a) Davayı kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir.

b) Davayı kabul ikrardan farklıdır. İkrarın konusu vakıalardır. Oysa kabul, talep sonucuna ilişkindir.

c) Davalı kabulü ancak hüküm verilinceye kadar yapabilir.

d) Davayı kabul ile dava konusu uyuşmazlık ve bununla dava, esastan sona erer. Kabul kayıtsız şartsız olacağından, şarta bağlı kabul geçerli değildir.

e) Davayı kabul hâlinde dava sona erer. Mahkeme yalnızca bunu tespit eden bir hüküm vermekle yetinir.

9. Aşağıdakilerden hangisi bir hükümde olması gereken hususlardan biri değildir?

a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini

b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini

c) Tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler

d) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini

e) Hükmün icraya konulabileceği sürenin ne olduğu

10. Aşağıdakilerden hangisi ara kararların özelliklerinden biri değildir?

a) Ara kararlarda hâkim dosyadan elini çekmez.

b) Bazı ara kararlar uyuşmazlığı sona erdirebilir.

c) Bu kararlar tek başına kanun yoluna götürülemez. Sadece bazı ara kararlar için itiraz hakkı tanınmıştır.

d) Ara kararlardan hâkim her zaman dönebilir.

e) Ara karar karşı taraf için usuli müktesep hak oluşturduğu vakit artık bu ara karardan dönülemez.

Cevap Anahtarı

1.E, 2.D, 3.B, 4.C, 5.D, 6.A, 7.E, 8.C, 9.E, 10.B.

REYHAN TUNA


sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Medeni usul hukuku üNİte-10 iconMedeni usul hukuku üNİte-11

Medeni usul hukuku üNİte-10 iconMedeni usul hukuku, hukuk mahkemeleri önünde özel hukuka ilişkin...

Medeni usul hukuku üNİte-10 icon60160202anayasa hukuku üNİte 1

Medeni usul hukuku üNİte-10 iconVergi usul hukuku (vergilendirme tekniĞİ, vergilendirme hukuku)

Medeni usul hukuku üNİte-10 iconI- usul hukuku ile iLGİLİ beyanlarimiz

Medeni usul hukuku üNİte-10 iconAile hukuku, medeni hukukun kişilerin aile çevresindeki ilişkilerini düzenleyen kısmıdır

Medeni usul hukuku üNİte-10 iconCeza genel – Özel usul hukuku özet çAŞIŞma notlari

Medeni usul hukuku üNİte-10 iconProf. Dr jur.İbrahim kaplan medeni Hukuk – Borçlar Hukuku Öğretim...

Medeni usul hukuku üNİte-10 iconEşya Hukuku, Medeni Hukukun kişilerin eşya (mallar) üzerinde doğrudan...

Medeni usul hukuku üNİte-10 iconMiras hukuku, gerçek kişinin ölümü veya gaipliği halinde, bu kişinin...


Yasa




© 2000-2018
kişileri
d.ogren-sen.com