Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin! Onlar diridir­ler, fakat siz fark etmiyorsunuz”


sayfa1/3
d.ogren-sen.com > öykü > Evraklar
  1   2   3


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

أَجْمَعِينَ وَصَحْبِهِ وَآلِهِ مُحَمَّدٍ سَيِّدِناَ عَلىَ وَالسَّلاَمُ وَالصَّلاَةُ الْعَالَمِينَ رَبِّ لِلّهِ اَلْحَمْدُ
ŞEHİTLİK:

UĞRUNA CAN VERİLECEK DEĞERLER
Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de, şöyle buyurmuştur:
وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاءٌ وَلَكِنْ لَا تَشْعُرُونَ
Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin! Onlar diridir­ler, fakat siz fark etmiyorsunuz”1
Normal ölümle ölen kimseye “öldü” yahut “vefat etti” denir. Allah yolunda hayatını feda eden kimseye de “şehid oldu” denir.
Şehid, dinî anlamda, Allah rızası için, O’nun yolunda canını feda eden Müslüman’a verilen isimdir. O'na bu ismin verilmesinin sebebi, cennetlik olduğuna şahitlik edilmesi veya ölümü sırasında melek­lerin hazır bulunması ya da Allah Teâlâ tara­fından çeşitli nimetlerle mükâfatlandırılmış olmasıdır.
Şehid, Allah katında yüce bir hayata nail olaca­ğı gibi, toplumu tarafından da rahmetle anılır. Hem toplumu içinde ebediyen yaşar, hem de gayb âleminde gerçek hayata erer. Şehidlik Muhammed ümmetine tahsis edilmiş büyük bir mertebedir. Şehidlerin Allah katında kadir ve kıymetleri pek yücedir. Ahirette en büyük rütbenin peygamberlikten sonra şehidlik oldu­ğu belirtilmiştir.
Peygamber Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] de bir hadislerinde, “Peygamberler cennettedir, şehidler cennettedir, çocuklar cennettedir”2 buyurmuştur.
Şehidin Allah nezdinde altı tane özelliği vardır:
1 - Ka­nının ilk damlası ile birlikte ona mağfiret olunur.
2 - Cen­netteki yerini görür,
3 - Kabir azabından korunur,
4 - En büyük korkudan yana emin olur.
5 - Ona iman süsü giydirilir
6 - Akrabalarından yetmiş kişi hakkında şefaatçi yapılır.3
Şehidler kazandıkları manevi mertebe sebebiyle dünyada hayırla yâd edildikleri gibi ahirette de büyük derecelere nail olurlar. Onların elde ettikleri bu yüce paye ve mükâfat, sadece kendilerine değildir. Onun yakınları ve sevdikleri de bu yüce mertebeden nasipleri­ni alırlar.
Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: "Şehid, ailesinden yetmiş kişiye şefaat edecektir."4
Kıyamet gününde şehide, ailesinden yetmiş kişiye şe­faat etme hakkı verilecektir. Şehidin ataları ile kendi nes­linden gelen kimseler bu yetmiş kişinin içine girebileceği gibi şehidin eşleri ve diğer akrabaları da girebilir.
Bazı âlimler hadis-i şerifte geçen “yetmiş” kelimesiyle, “yet­miş” sayısının değil çokluk kastedildiğini söylemişlerdir. 5
Vefat eden kişilerin geride kalan dostları üzülürler. Ya­kın akrabaları bu üzüntüyü daha ağır bir şekilde yaşarlar. Eş ve çocuklar ise dayanılması güç ıstıraplar çekerler. Ahiret inancına sahip kişilerin üzüntüleri, vefat eden şahsın di­ğer tarafta karşılaştığı durumun bilinmezliğinden ileri ge­len endişelerle daha da artar.
Şehid, karşılaştığı güzellikler ve ikramlardan ötürü geride kalan bu akrabalarına müjde verdiği gibi, aynı safta beraber savaştığı fakat şehit ol­mamış arkadaşlarına da, korkulacak bir şey olmadığı ve çok büyük nimet ve güzelliklerle karşılaştığının müjdesini verir.
Kur’an konuyu şöyle dile getirmektedir: Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler,Rableri katında Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler. (Şehitler) Allah'ın nimetine, keremine ve Allah'ın, mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler. 6
Ayetin nüzul sebebi olarak şöyle bir olay nakledilmektedir: Hz. Cabir (r.a) anlatıyor:
“Babam Amr b. Haram Uhud günü şehit edi­lince, Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] bana, “Cabir! Allah’ın babana ne muamele yaptığını haber vereyim mi?” dedi.
Ben, “Buyur ey Allah’ın Resulü” dedim.
Bana şunları anlattı: “Yüce Allah, ancak bir vasıtayı araya koyarak insanlarla konuşur. Oysa babanla yüz yüze konuştu ve “Ey kulum! Benden dile, isteğini vereyim!” dedi.
Baban, “Allah’ım! Beni dirilt, Senin yolunda tekrar öleyim!” dedi.
Allah, “Ben daha evvel kesin kararı vermiş bulunuyorum, ölenler artık dün­yaya dönmeyecekler,” dedi.
Baban, “Allah’ım! Öyle ise, geride kalanlara (durumumun iyiliğini) haber ver,” dedi.
Bunun üzerine Cenab-ı Hakk bu âyetleri indirdi.” 7
Bu âyetlerin tefsirinde Razî şöyle diyor: Şehitler birbirlerine, ‘’Beraber bulunduğumuz bazı arkadaşlarımız cephede mücadele etmektedirler. İnşallah onlar da şehit olur da bi­zim nail olduğumuz nimetlere erişirler!” derler.” 8
Hz. Pey­gamber [sallallahu aleyhi vesellem] yukarıda geçen âyetlerin nüzul sebebi olarak ayrıca şu ifadeleri de kullanmaktadır:
“Yüce Allah Uhud’da şehit olan mümin kardeşlerinizin ruhlarını yeşil kuşlar şeklinde bedenlere koydu, cennet ırmaklarının ke­narında dolaşıyor, meyve­lerinden yiyor ve altından ya­pılmış kandiller içinde arşın gölgesinde gölgeleniyorlardı. Yiyecek, içecek ve diğer muamelelerin güzelliğini gö­rün­ce, “bizim bu durumu­mu­zu, hayatta olduğumuzu ve bize rızık verildiğini kim arka­daşlarımıza bildirecek ki, cihaddan ve savaştan geri kalmasınlar,” dediler. Allah, “Ben haber veririm.” diyerek bu âyetleri inzal bu­yurdu.” 9
Normal şartlarda cihadın farz-ı kifaye, umumî sefer­ber­liği gerektiren bir tehlike ve saldırı halinde ise farz-ı ayn ol­duğu konusunda İslâm hukukçuları görüş birliği içinde­dirler.
Diğer taraftan Hz. Peygamber’in [sallallahu aleyhi vesellem] Tebük Gazvesinden dönüşü sırasında söylediği; ­çük cihaddan (cephe savaşından) büyük cihada (nefisle mücahedeye) dön­dük”10 hadisine İbn Kayyım el-Cevziyye, mücahid nefsiyle cihad edendir” 11 mealindeki hadise dayanarak kulun nefsiyle olan cihadının dış düşmanlara karşı gerçek­leş­ti­ri­len cihada nisbetle asıl ol­du­ğunu, Allah’ın emir­lerine uy­ma konusunda nefsiyle cihad edemeyen kimse­nin düş­man­la cihad edemeyeceğini belirtir.12
Büyük cihaddan kastedilen, insanın kalbî ve ruhî hayatı itibariyle kemâle ermesi ameliyesidir. Böyle bir cihad insanın hayat boyunca nefsiyle mücadele içinde olması; yerken, içerken, gezerken... hâsılı hayatının hemen her faslında Allah’ın rızası dışındaki isteklere karşı koyması demektir. Küçük cihad ise, insanın malı ve canı ile Allah yolunda olması, mukaddesatını koruması ve gerektiğinde düşmanlarıyla savaş dâhil her türlü mücadeleye girişmesidir.
Aslında küçük cihadın başarılı olmasının temel şartı da yine, onu gerçekleştirecek insanların büyük cihad diye nitelendirilen nefs ile mücadelede kararlı ve şuurlu olmalarıyla yakından ilgilidir. Kavgasını verdiği ve her fırsatta mücadelesini yaptığı hakikatleri nefsinde yaşamayan insanın, bu konuda başarılı olması mümkün değildir. Onun için cihad erleri önce kendi nefisleri ile olan cihadlarını tamamlama gayreti içinde olmalı, sonra da İslâm’ın gerçeklerini ve güzelliklerini etrafa yaymaya çalışmalıdırlar.
Tarihe dikkatlice bakıldığında, tebliğ ve irşad görevini hakkıyla yapan insanların, hep bu çizgide yol aldıkları görülecektir. Peygamberlerden evliya ve asfiyaya kadar hemen hepsi bu yolda yürümüştür. Allah da onların bu samimiyetlerine binaen sözlerine üstün bir tesir gücü vermiş, gayretlerini başarıyla neticelendirmiş ve onları yaşadıkları dönemden günümüze, tatlı bir hatıra ve örnek alınan kişiler olarak tarih sayfalarına geçirmiştir.
Abdullah b. Cahş (r.a.) Sa'd b. Ebu Vakkas'a Uhud günü şöyle dedi:
"Gelmiyor musun Allah'a dua edelim." Bir köşeye çekilip dua ettiler.

Sa'd (r.a.) şöyle dua etti: "Ya Rabbi! Yarın düşmanla karşılaştığımızda güçlü ve kızgınlığı şiddetli biriyle beni karşılaştır. Senin için onunla savaşayım, o benimle savaşsın. Sonra bana zafer nasip et ki, onu öldüreyim."
İbni Cahş (r.a) kalktı ve şöyle dua etti: "Allah'ım! Bana güçlü ve öfkesi şiddetli birini nasip et. Senin için onunla savaşayım, o benimle savaşsın. Sonra beni öldürsün ve burnumu kulaklarımı kessin. Yarın seninle karşılaştığımda, Sen: "Ey Abdullah niçin burnun ve kulakların kesildi" diye sorduğun zaman "Senin ve Resulün için" diye cevap vereyim ve Sen: "Doğru söyledin" diyesin"
Sa'd diyor ki: "Ey oğlum! Abdullah'ın duası, benim duamdan daha hayırlı idi. Günün sonunda onu gördüğümde burnu ve kulakları bir ipte asılı duruyordu."
Rivayete Göre: Cennet ehlinden bir adam getirilir. Allah Teâlâ ona şöyle der:
"Ey Âdemoğlu! Yerini nasıl buldun?" Adam:
"Ya Rabbi yerlerin en hayırlısıdır" der. Allah Teâlâ ona şöyle der:
"İste ve temenni et." Adam şöyle cevap verir:
"Bir şey istemiyorum ve temenni etmiyorum. Senden beni dünyaya döndürmeni ve Senin yolunda on defa öldürülmemi isterim." Adam şahadetin faziletini görünce böyle söyler.
Ateş ehlinden bir adam getirilir. Allah Teâlâ ona şöyle der:
"Ey Âdemoğlu! Yerini nasıl buldun?" Adam:
"Ya Rabbi! Yerlerin en şerlisidir." Allah Teâlâ şöyle sorar:
"Fidye olarak yeryüzü dolusu altını verir miydin?" Adam: "Evet" der. Allah Teâlâ şöyle der:
"Yalan söyledin. Bundan daha azını senden istedim, sen yapmadın."
Şehidliğin Kısımları
Hadislerde ifade edildiğine göre insan, gerektiğinde haysiyet ve şerefini korurken ölürse şehitlik mertebesini kazanmış olur: "Kim malı uğrunda öldürülürse şehittir. Kim dini uğrunda öldürülürse şehittir. Kim canını korurken öldürülürse şehittir, kim de ailesini, ırzını ve şerefini korurken öldürülürse şehittir."13
Şu halde "cihâd fî sebîlillah / Allah yolunda cihat etmek”, aslında "cihâd fî hukûki'l-ibâd" yani insan haklarını korumak için, elde mevcut olan bütün imkânları kullanmak, bütün metotları uygulamak ve gerekirse son çare olarak da savaşmak demektir. Çünkü Yüce Allah bütün insanlara lütfettiği bu hakları kendi kefaleti yani koruması altına almıştır. Buna göre, bütün dinlerin asıl hedefi olan ve "zarûrât-ı hamse" yani korunması gereken beş esas diye ifade edilen insanların kendi temel hak ve hürriyetlerini korumak için yaptıkları savaşlar "Allah yolunda" savaş sayılmıştır.
Hadis-i şerifte dile getirilen mal, din, can ve akraba gibi varlık ve değerler, kişiye Allah tarafından emanet edilen ve korumakla görevli olduğu şeylerdir. İslâm hukukunda korunması farz olan beş şey arasında da din, mal ve can sayılmaktadır. Diğer ikisi ise akıl ve nesildir.
Helâl yoldan elde edilip zekâtı verilen malın her türlü tasarrufu sahibine aittir. Bu noktada tam bir mülkiyet hakkına sahiptir. Gerektiğinde malını korumak için dövüşebilir, müdafaa sırasında saldırganı yaralayabilir veya öldürebilir. Bu konuda Hz. Peygamber, anarşi ve zulme engel olmak için, şu ölçüyü koyuyor:
Bir adam gelerek, “Ey Allah’ın Resulü! Birisi gelip malımı almaya kalkarsa, ne yapmam gerekir?” dedi.
Ona Allah’ı hatırlat,” cevabını verdi.
Adam, “hatırlamazsa ne yapayım?”dedi.
Etrafındaki Müslümanlardan yardım talep et,” dedi.
Adam, “Etrafımda yardım edecek Müslüman yoksa...?” dedi.
Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] “Öyle ise sultandan (güvenlik güçleri, yetkili amirler vs.) yardım iste,” buyurdu.
Adam, “Sultan benden uzaksa...?” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle dedi:
Bir ahiret şehidi oluncaya veya malını koruyuncaya kadar malın için mücadele et!” buyurdu.” 14
Âlimler, korunması gereken malın az veya çok olması arasında bir fark koymadıkları gibi, meydana gelen yaralama veya öldürmeden ötürü mal sahibinin cezaya çarptırılmayacağını da ifade etmişlerdir.
Ancak sosyal düzenin bozulmaması ve iç karışıklığa sebep verilmemesi için iki istisna konmuştur.
1. Kişinin malına, devlet başkanından gelen zulme karşı sabretmesi ve isyan çıkarmaması tavsiye edilmiştir. Bu da, dışa karşı iç istikrarın önemine ve devlet reisinin yaptığı şeylerin halkın yararına olacağı hüsnü niyetine binaen yapılan bir tavsiye olmalıdır.
2. Anarşi ve fitnenin, etrafı kara bulutlar gibi sardığı dönemlerde, şahsî korumayı, kişisel savunmayı terk etmek evlâdır. Kimin ne adına, hangi amaçla, nereden emir alarak, hangi yöntemle, ne zaman bu saldırıyı yaptığı veya yapacağı bilinmediğinden, iç karışıklık ve huzurun bozulmasına ve sınırlarının genişlemesine sebebiyet vermemek için, bizzat saldırıya geçmeyip güvenlik güçlerine yardımcı olmakla yetinmek daha uygun görülmüştür. Tarihî tecrübelerle de bu tavsiyeler doğrulanmış ve yaşanmıştır. Hz. Osman’ın (r.a) Mısır’dan gelen isyancılara cevap vermemesi vb. buna örnek gösterilmiştir.
İnsan, aile ve akrabalarının diğer fertleriyle, maddî/manevî, sıkı bir irtibat içinde olduğu için, akrabalarının şeref ve haysiyeti onun da şeref ve haysiyeti demektir. Akrabalarının şeref ve haysiyetine gelen zarar onu da lekeleyeceğinden, onların şeref, namus ve haysiyetini korumak ve bu noktada kıskanç davranmak zorundadır.
Zaten başta insan olmak üzere, hemen her canlının, öncelikle eşini ve sırasıyla diğer akrabalarını kem göz ve saldırılara karşı kıskanması bir fıtrat kanunudur. Aksi durum, kişinin insanlığından çok şey kaybettiğinin işareti olacaktır.
Mahremiyet insanlarda fıtrî olan bir duygudur. İslam bu duygunun korunmasına özen göstermiş, avret, halvet, ihtilat, tesettür mefhumları çerçevesinde pek çok değerin korunmasını öngörmüştür. “Bir eve girerken izin istemek göz içindir.”15 hadisi bu konuyu aydınlatmaktadır. Meskenin geniş tutulması prensibi de, mahremiyetin daha kolay korunması gayesiyle konmuştur. Sünnet açısından ev, sadece soğuk ve sıcağa karşı sığınılacak bir yer değildir. Aynı zamanda mahremiyeti sağlama yeridir. Bu yüzden eve haram denmiş ve sahibinin izni olmadan buraya girilmesi yasaklanmıştır. Modern hukukta buna mesken ve özel hayatın korunması denmektedir. Mahremiyeti ihlâl sadece girmek, saldırmak ve kundaklamakla tahakkuk etmez; bakmak, dinleme cihazı yerleştirmek, telefon dinlemek vb. yollarla da bu ihlâl gerçekleşir. “Hiç kimse izin almadan başkasının evinin içine bakmasın, kim izinsiz bakarsa aynen girmiş gibidir,” hadisi bunu açıklamaktadır.
Öte yandan Hz. Pey­gam­ber [sallallahu aleyhi vesellem] “Bir kimse kapısı açık bırakılmış (veya giriş kısmında perde olmayan) bir eve uğrar da (içeri) bakarsa kabahat onda değildir, ev sahibindedir,” söz­leriyle, korumanın ev sahibi tarafından yapılması gerek­tiğine parmak basmıştır. Günü­müzde moda haline gelen per­desizlik veya mahremiyeti sağlamayan kısa perdeler düşündürücüdür.
Din, değerler üstü bir değer olduğu için, korunması da öncelik kazanmaktadır. Dini tahribe yönelik her türlü saldırı, gereğine uygun bir şekilde bertaraf edilmelidir. Neslin eğitimi, bu eğitimin araçları olan yayınlar, Salih bir ortamın oluşturulması, eğitim kurumları, çağımıza hitap eden teknik veriler ve yorumlar, iletişim araçları, araştırmalar, dine yönelik şüphelere izah ve cevaplar, fert ve aile ruh sağlığını koruma ve bütün bu işler için kurumlar oluşturma vb. unsurların tamamı, dini koruma faaliyeti içinde düşünülebilir. Elbette, şartları oluştuğunda dini korumak için savaşmak da gerekecektir. Belki de hadiste asıl anlatılan bu noktadır. Ancak diğer faaliyetlere de işaret ettiği inkâr edilemez kanaatindeyiz.

Genel olarak üç kısım şehitlik vardır:
  1   2   3

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin! Onlar diridir­ler, fakat siz fark etmiyorsunuz” iconSesi duyulmadigi iCin fark edilmeyen, fark edilmediGi iCin gozden kacan

Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin! Onlar diridir­ler, fakat siz fark etmiyorsunuz” iconSesi duyulmadigi iCin fark edilmeyen, fark edilmediGi iCin gozden kacan

Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin! Onlar diridir­ler, fakat siz fark etmiyorsunuz” iconSesi duyulmadigi iCin fark edilmeyen, fark edilmediGi iCin gozden kacan

Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin! Onlar diridir­ler, fakat siz fark etmiyorsunuz” iconSesi duyulmadigi iCin fark edilmeyen, fark edilmediGi iCin gozden kacan

Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin! Onlar diridir­ler, fakat siz fark etmiyorsunuz” iconSesi duyulmadigi iCin fark edilmeyen, fark edilmediGi iCin gozden kacan

Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin! Onlar diridir­ler, fakat siz fark etmiyorsunuz” iconAmd, ancak Allâh’a mahsustur. O’na hamdeder O’ndan yardım ve mağfiret...

Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin! Onlar diridir­ler, fakat siz fark etmiyorsunuz” icon1. “Allah'ın kendisine takdir ettiği her şeyi yerine getirmekte,...

Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin! Onlar diridir­ler, fakat siz fark etmiyorsunuz” iconKoku olu ş turan em I syonlarin kontrol ü hakkinda y ö netmel I K

Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin! Onlar diridir­ler, fakat siz fark etmiyorsunuz” iconSu testisi su yolunda kırılır

Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin! Onlar diridir­ler, fakat siz fark etmiyorsunuz” iconÇAĞDAŞ TÜRKİye yolunda adimlar


Yasa




© 2000-2018
kişileri
d.ogren-sen.com