Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır


sayfa1/4
d.ogren-sen.com > Doğru > Evraklar
  1   2   3   4



T.C.

ANAYASA MAHKEMESİ

BİREYSEL BAŞVURU FORMU

TEDBİR, ÖNCELİK VERİLMESİ ve İVEDİ İNCELEME TALEPLİDİR
Başvurucunun tüm mal varlığına yasa dışı şekilde el konulmuş olup başvurucunun ve ailesinin normal yaşamını devam ettireceği miktarda dahi geliri kalmamıştır. Başvurucu ve ailesi, tüm mal varlığına el konularak insan onurunun gerektirdiği yaşam standartlarının altında bir yaşam sürdürmeye mahkûm edildiği ve AİHS’nin 3. maddesine aykırı koşullarda hayatını devam ettirmeye mecbur bırakıldığı için, 6216 Sayılı Yasanın 49/5. maddesi ve İçtüzüğünün 73. maddesi uyarınca tedbir kararı alınması, İçtüzüğünün 68. maddesi uyarınca öncelik verilmesi ve İçtüzüğün 71/2 maddesi gereğince de başvurunun ivedilikle incelenip karar verilmesi talep olunur.
Başvuru formu 10 sayfadan fazla olması nedeniyle hazırlanmış özet ektedir (Ek-1).


NOT: Aşağıdaki başvuru formu ve Özette (Ek-1) özellikle farklı renkteki bölümleri durumunuza uyarlayarak, başvuru formu ve özeti hazırlayınız. Bu açıklamayı okuduktan sonra siliniz.


Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır.







BİREYSEL BAŞVURU FORMU






















I- KİŞİSEL BİLGİLER



















A- GERÇEK KİŞİLER İÇİN








































BAŞVURUCUNUN



















1- T.C. KİMLİK NUMARASI

:
















2- ADI

:




3- SOYADI

:







4- CİNSİYETİ

:

ERKEK













5- UYRUĞU

:

Türkiye Cumhuriyeti










6- MESLEĞİ

:
















7- DOĞUM YERİ VE TARİHİ

:

.

.../…/19..










8- YAZIŞMA ADRESİ

:
















9- TELEFON NUMARASI VE ELEKTRONİK POSTA ADRESİ










a- EV

:
















b- İŞ

:
















c- CEP

:

0 () …………..










ç- ELEKTRONİK POSTA ADRESİ

:

































AVUKATININ



















1- ADI

:




2- SOYADI

:







3- YAZIŞMA ADRESİ

:
















4- TELEFON NUMARASI VE ELEKTRONİK POSTA ADRESİ










a- EV

:
















b- İŞ

:
















c- CEP

:













ç- ELEKTRONİK POSTA ADRESİ

:







II- AÇIKLAMALAR

  1. Kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti:

OLAYLAR

  1. 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye tarihinin menfur darbe girişimlerinden biri daha yaşanmış ve bu darbe girişiminden birkaç gün sonra, 21 Temmuz 2016 tarihinde Olağanüstü hal (OHAL) ilan edilmiştir. Bu çerçevede sayıları binleri aşan kişilerin OHAL Kanun Hükmünde Kararnameleri (OHAL KHK) ile mal varlıkları devlete aktarılmıştır.

  2. Ankara Batı 2. Sulh ceza hakimliğinin tarih ve 2016/… Değişik iş sayılı kararı ile başvurucunun mal varlıklarına CMK’nın 128. Maddesi gereğince el konulmuştur. Sulh ceza hakimliği …………..(buraya karardaki gerekçenin özünü yazınız) gerekçesiyle el koyma kararı vermiştir (Ek-2).

  3. Bu karara karşı …. tarihli itiraz dilekçesi ile itiraz edilmiştir. İtiraz dilekçesinde, CMK’nın 128. Maddesindeki koşulların hiçbirinin oluşmadığı, Anayasa ve AİHS’de korunan masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi, mülkiyet hakkı ve özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği somut bulgularla belirtilerek, hukuka aykırı olduğu açık olan el koyma kararının kaldırılması talep edilmiştir (Ek-3).

  4. İtiraz talebi, Ankara Batı 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/… Değişik iş sayılı ve …/…/2016 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Belirtilen sulh ceza hakimliği talebi, gerekçesi ile reddetmiştir (Ek-4).

  5. İtirazın reddi kararı …/…/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir (Ek-5). Tebliğ tarihinden itibaren 30 günlük başvurusu süresi dolmadan bu başvuru Anayasa Mahkemesi’ne yapılmıştır.


B- Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenlerle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamalar:

  1. ADİL YARGILANMA HAKKI İHLALLERİ (AİHS m. 6)



  1. AİHS madde 6 somut başvurudaki uyuşmazlığa uygulanır

  1. Bir kişinin mal varlığına el koyma eylemi mülkiyet hakkına açık ve ağır bir müdahale olup bu müdahale yasayla öngörülmeli ve yasadaki koşullara tamamen uygun olarak uygulamaya konmalıdır. Aksi durum mülkiyet hakkını ihlal eder. Somut olayda CMK’nın 128. maddesindeki koşullar dikkate alınmadan, tamamen kanuna aykırı olarak, hiçbir somut suç delili gösterilmeden, keyfi olarak başvurucunun menkul ve gayrimenkul mal varlıklarına el konulmuş ve mülkiyet hakkı ihlal edilmiştir. Mülkiyet hakkını açıkça ihlal eden el koymaya ilişkin uyuşmazlık AİHS’nin 6/1 maddesi anlamında medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin bir uyuşmazlıktır. Mal varlığına açık müdahale oluşturan el koymaya ilişkin uyuşmazlığın AİHS’nin 6/1 maddesi anlamında sivil bir uyuşmazlık olduğunda en küçük kuşku yoktur. Tüm bu nedenlerle, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin bir uyuşmazlık olduğunda şüphe olmayan uyuşmazlığa dair söz konusu yargılama (el koyma yargılaması) adil yargılanma hakkının gereklerine uygun olmak zorundadır. Oysa kararı veren Sulh ceza hâkimliği bağımsız ve tarafsız olmadığı gibi, doğal hâkim güvencesinden de yoksundur. Söz konusu karar, itiraz sonucu kaldırılmadığı takdirde, ilgili başvurucunun adil yargılanma hakkı ihlal edilmiş olacaktır.

  2. Ayrıca, el koyma kararı, başvurucunun Anayasa (iç hukuk tarafından) açıkça tanınmış birçok sivil hakkına (mal varlığı ve mülkiyet hakkı, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi, özel hayata saygı hakkı, kendi işini kurup gelir elde etme ve bu gelirle kendisinin ve ailesinin en temel ihtiyaçlarını karşılama ve insan onuruna uygun olarak yaşamını devam ettirme gibi) doğrudan müdahale oluşturur. Bu nedenle bu husustaki uyuşmazlık AİHS’nin 6/1 maddesi anlamında sivil bir hakka ilişkindir. Söz konusu uyuşmazlık, adil yargılanma hakkının tüm güvencelerine uygun bir yargılama sonucu karara bağlanmalıdır. Diğer bir ifade ile sulh ceza hâkimlikleri tarafından verilen el koyma kararına ilişkin ilk karar ile bu karara yapılan itiraz yargılaması, adil yargılanma hakkının sivil uyuşmazlıklara dair tüm güvencelerine uygun olmalıdır.

  3. AİHS’nin 6. maddesinin bir yargılamada uygulanabilmesi için, öncelikle bahse konu uyuşmazlığın bu madde anlamında “medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin bir uyuşmazlığa ilişkin olması” (sivil) veya “kişiye karşı yöneltilmiş bir suçlamaya ilişkin olması” (ceza) gerekir.

  4. Somut olayda görünüşte CMK madde 128’e dayanılarak, bir ceza soruşturması çerçevesinde başvurucunun menkul ve gayrimenkul mal varlıklarına el konulmuştur. CMK madde 128’e göre, el koyma kararı, suçun işlendiğine ve suçtan elde edildiğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunmasının gerekli olması kaydıyla uygulanabilir.

  5. 15 Temmuz 2016 tarihli menfur darbe teşebbüsünden sonra, toplumun bir kesimine mensup olduğu iddia edilen kişilerin tüm mal varlığına CMK’nın 128. maddesi kullanılarak el konulmaktadır. İnsanlar suçlanıp mallarına el konulmaktadır. İnsanların menkul ve gayrimenkul mal varlıklarına el koyabilmek için suçun işlendiğine ve suçtan elde edildiğine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunmalıdır.

  6. CMK madde 128’e dayalı yargılamanın (el koymaya ilişkin karar ile itiraz) sonucu başvurucunun mal varlığına el konulması mülkiyet hakkı üzerinde son derece ağır sonuçlara yol açmıştır. AİHM’ye göre, bir yargılamanın sonucu, kişinin mal varlığı üzerinde etki doğurmakta ise, karar alan organ kim olursa olsun (yargısal veya idari bir organ) ve yargılamada uygulanan kanunun türü ne olursa olsun (idari, ticari, sivil), bu yargılama AİHS’nin 6. maddesi anlamında sivil bir hakka ilişkin yargılama olup, adil yargılanma hakkının gereklerine uygun olmak zorundadır (Ringeisen v. Austria - Le Compte, Van Leuven and De Meyere v. Belgium - König v. Germany).

  7. El koyma kararı iki temel sivil hakkın esasına ilişkindir. Bu konudaki yargılamanın sonucu, söz konusu haklar üzerinde son derece net bir şekilde belirleyicidir. Fiilen yapılanlar, başvurucunun mal varlığına fiilen el koyma ve özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına müdahale olduğu için, iki sivil hakka ilişkin bu başvuruda AİHS’nin 6. maddesi uygulanır.

  8. Son olarak, toplumun bir kesimine mensup olduğu iddia edilen yüzlerce kişinin toplu olarak mal varlıklarına el konulması, aynı zamanda bir cezalandırma amacı da gütmektedir. Bir kişinin tüm malvarlığına el koyup, onu ve ailesini açlığa mahkûm etme, insan onurunun gerektirdiği asgari standartların altında bir yaşam sürmek zorunda bırakma, aynı zamanda ceza hukuku anlamında da bir cezalandırmadır. CMK’nın 128. maddesi, yargılama yapmadan, suç sabit olmadan bir kişinin mal varlığına el konulması, iç hukukta bir ceza hukuku hükmü şeklinde uygulanmaktadır. Bu hükmün pratikteki uygulaması bir ceza hükmü gibi olduğu için de AİHS’nin 6. Maddesinin 3. fıkrası da somut olayda uygulanır. Yapılan uygulama Sözleşmenin 6. maddesi anlamında aynı zamanda bir ceza olup, tüm belirtilen nedenlerle, somut olayda Sözleşmenin 6. maddesi, el koyma yargılamasına hem sivil hem de ceza boyutu açısından uygulanır.

  1. Adil Yargılanma Hakkı İhlalleri

  1. Somut olayda Sözleşmenin 6. maddesinin kapsamına giren bir yargılama bulunduğuna göre, söz konusu el koymaya ilişkin yargılama, adil yargılanma hakkının tüm gereklerine uygun olmalıdır. El koyma kararı veren ve itirazı inceleyen sulh ceza hâkimlikleri tarafından verilen kararlar, birçok açıdan adil yargılanma hakkının gereklerini ihlal etmiştir.

aa- Kanunla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız mahkeme ilkesinin ihlali

i. Kanunla kurulmuş mahkeme önünde yargılanma hakkının ihlali

  1. AİHS’nin 6/1 maddesi, mahkemelerin kanunla kurulmuş olması gerektiğini açıkça öngörmüştür. AİHM’ye göre, bir hâkimde bulunması gereken özelliklerden biri de kanunla kurulmuş olma özelliğidir. Mahkeme’ye göre, “Sözleşmeye mündemiç olan hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, “mahkeme” her zaman kanunla öngörülmüş olmalıdır; aksi halde mahkemeler, demokratik toplumda kişilerin davalarını karara bağlamak için gerekli olan meşruiyetten yoksun olurlar” (Lavents / Letonya, para. 81). Kanunla kurulmuş mahkeme ilkesi veya diğer bir ifade ile doğal hâkim güvencesi, belirli bir olaya özgü mahkeme kurma yasağını ve özellikle ceza yargılamaları söz konusu olduğunda, mahkemelerin suçun işlendiği tarihten önce kurulmuş olmasını gerektirir.

  2. Herkesin bildiği gibi, sulh ceza hâkimlikleri, “Paralel yapıyla mücadele için”, işlendiği iddia edilen suçların işlendiği tarihten sonra, “Gülen Cemaati’ni bertaraf etmek” (Nagehan Alçı) amacıyla, özel olarak oluşturulmuş yargı organlarıdır. Belirtilen yapıyla mücadele için “alt yapı olarak hazırlanmış”, özellikle özel bir olaya özgü kurulmuş “proje” mahkemelerdir.

  3. Yine bilindiği gibi, kanunla kurulmuş mahkeme ilkesi, belirli bir olaya özgü, belirli kişi ya da gruplara karşı, onları cezalandırma amacıyla mahkeme oluşturulmasını yasaklar. Bir mahkemenin olmazsa olmaz özelliği bağımsızlık ve tarafsızlık olup, yürütmeden bağımsız olmayan organ “mahkeme” olarak adlandırılamaz (Beaumartin/Fransa). Mahkemelerin yürütmeden bağımsız olduğunun en önemli göstergelerinden biri de, olaya özgü mahkeme kurma yasağıdır. Toplumun yargı organlarına güvenini tesis edebilmek açısından da mahkemelerin her zaman kanunla önceden (suçun işlenmesinden veya uyuşmazlığın ortaya çıkmasından önce) kurulmuş olması gerekir. Önceden kurulu olma, doğal hâkim ilkesinin olmazsa olmazlarındandır.

  4. Mahkemelerin, uyuşmazlığın doğmasından veya suçun işlenmesinden önce yasa ile kurulması ilkesi, özellikle belirli bir olaya özgü mahkeme oluşturulmasını engelleme ve mahkemelerin bu açıdan bağımsızlık ve tarafsızlığına yönelik her türlü şüpheyi önceden önleme amacı gütmektedir. Bu nedenledir ki, 7 Aralık 2000 tarihinde Nice Zirvesi’nde deklare edilip, Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi ile 2009 yılında yürürlüğe giren Avrupa Birliği Temel Haklar Şartının adil yargılanma hakkını düzenleyen 47. maddesinde “önceden” terimine açıkça yer verilmiştir. Şartın 47. maddesinin 2. fıkrası şu şekildedir: “Herkes davasının adil bir şekilde, aleni olarak ve makul sürede, bağımsız ve tarafsız ve önceden yasa ile kurulmuş bir mahkeme tarafından görülmesini isteme hakkına sahiptir. …”.

  5. Kamuoyunun önünde ifade edildiği için, herkes tarafından bilindiği gibi, sulh ceza hâkimlikleri (SCH) özellikle Gülen Hareketi’ne mensup oldukları iddia edilen bireylere ve bu Hareketin mensuplarınca kurulan kurum, kuruluş ve ticari işletmelere karşı alınacak keyfi kararları vermek amacıyla özel olarak ve işlendiği iddia edilen eylemlerden sonra kurulmuş yargı organlarıdır. Söz konusu hâkimlikler, AİHM içtihatları dikkate alındığında, kanunla önceden kurulmuş ya da doğal hâkim güvencesinden yoksundur.

  6. SCH bağımsız ve tarafsız yargılama yapmak için değil, “mücadele etmek” için özel olarak kurulmuştur. Bir kesimi, hukuk dışı bir şekilde, yargılamadan cezalandırmak, mallarına el koymak amacıyla özel olarak ve isnat edilen suçun işlenmesinden sonra kurulmuş olan SCH, doğal hâkim ilkesine açıkça aykırı olup bu nedenle başvurucunun adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir. Doğal hâkim güvencesine sahip olmayan bir organ tarafından verilen el koyma ve itirazın reddi kararları AİHS’nin 6/1 maddesini ihlal etmiştir.

ii. Bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma hakkının ihlali

  1. AİHM’ye göre, mahkemeler diğer erklere ve özellikle de yürütme organına ve taraflara karşı bağımsız olmalıdır (Ninn-Hansen v. Denmark). Demokratik bir rejimin olmazsa olmaz ilkelerinden biri de kuvvetler ayrılığı prensibine saygı gösterilmesidir. Bu prensibin gereği olarak, yargı, özellikle diğer erklere (yasama ve yürütme) ve özel olarak da yürütme erkine karşı bağımsız olmalı (bkz. Ninn-Hassen / Danimarka) ve diğer erkler yargıya en küçük bir müdahalede dahi bulunmamalıdır. Zira AİHM’ye göre, özellikle yürütme erkine karşı bağımsız olmayan bir organ, “mahkeme” olarak dahi adlandırılamaz (Beaumartin / Fransa).

  2. Mahkemelerin bağımsız olup olmadığı özellikle üç ölçüt dikkate alınarak değerlendirilebilir. Bunlar, mahkeme üyelerinin atanma şekli ve üyelerin görev süresi, dış etkilere karşı teminatların bulunup bulunmaması ve söz konusu mahkemenin bağımsızlık görüntüsü verip vermemesi ölçütleridir (örnek AİHM kararı için bkz. Findlay / İngiltere, par. 73). Olaylar kısmında belirtilen somut örnekler dikkate alındığında, başvuruya konu kararları alan sulh ceza hâkimlikleri söz konusu üç ölçüt açısından da bağımsız bir yargı organı olarak değerlendirilemez.

  3. Tarafsızlık ilkesine gelince, bu ilke, hâkimin önyargılı olmamasını veya taraflardan herhangi birini diğerine karşı kayırmaması veya tutmamasını gerektirir. Tarafsızlık, sübjektif ve objektif tarafsızlık olarak ikiye ayrılır. Sübjektif tarafsızlık hâkimin bireysel tutum, davranış, açıklama veya açığa vurulmuş her türlü eylem ya da eylemsizliği bağlamında önyargılı olmama ve taraflara karşı eşit davranma şeklinde ifade edilebilir. Objektif tarafsızlık ise, mahkemelerin oluşumu açısından, yargılama yapan mahkemenin, tarafsız kalacağı konusunda her türlü meşru kuşkuyu ortadan kaldıracak yeterli teminatlara sahip olmasını gerektirir (örnek olarak bkz. Micallef/Malta).

  4. Herkesin bildiği gibi, sulh ceza hâkimlikleri kapalı devre oluşturulmuş, her ilde sınırlı sayıda yetkilendirilmiş, tutuklama, el koyma, arama ve kayyım atama gibi temel hakları doğrudan ilgilendiren tedbir kararları konusunda münhasıran yetkilendirilmiş özel hâkimliklerdir. Önceden bir sulh ceza mahkemesinin verdiği karara karşı bir üst mahkeme olan herhangi bir asliye ceza mahkemesi önünde itiraz mümkünken, özel olarak kurulan sulh ceza hâkimlikleri sistemi ile artık özel seçilmiş sulh ceza hâkimleri dışında başkaca itiraz veya kanun yoluna başvurma da mümkün değildir. 28 Haziran 2014 tarihinde yayınlanan ve sulh ceza hakimliklerinin kuruluşunu da öngören yasa değişikliğinde unutulan tek husus “reddi hâkim” konusu (CMK m. 26-27) olup, bu konuda karar veren hâkimler de yürütme organının açık baskısı sonucu tutuklanmıştır.

  5. Kısaca, tutuklama ve el koyma kararı gibi kişi özgürlüğü ve mal varlığına yönelik en ağır müdahalelerden ikisini oluşturan bir hususta, özel bir yasa ile özel bir amaç için kurulmuş ve bu husus yürütme mensuplarınca kamuoyuna açıklanmış (Paralel yapıyla mücadele için, …, sulh ceza hâkimliği ile alakalı da atamalar yapıldı.) sulh ceza hakimliklerinin yürütmeden bağımsız olduğunu düşünmek imkânsızdır. Bu durumu gösteren birçok somut bulgu da bulunmakta olup kamuoyuna da açıklanmıştır. Yukarıda belirtilenler bunlardan sadece birkaçıdır.

  6. Bazen farklı sulh ceza hâkimlikleri tarafından alınan kararlar kıyaslandığında, söz konusu kararların, tamamen aynı ifadelere yer verildiği için, belirli bir merkezde yazıldığı anlamına gelen cümleler kullanıldığına dahi rastlanmaktadır. Örneğin, Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliği, 26.10.2015 tarihli kararında “Bu büyüklükte ve yoğunlukta Devletimizin yapısına yönelik hükümeti yıkmaya, değiştirmeye, görevlerini yapmaya engel olmaya çalıştığı iddia edilen FETÖ/PDY adı altındaki böyle bir örgütün faaliyetlerine katılan, yardım eden olduğu raporlarla belirtilen şirketlere sadece denetim yönünden kayyum atanması bu suçların işlenmesine engel olamayacağı gibi, delillerin toplanması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması yönünden yetersiz kalacaktır" ifadelerine yer vermiştir. Bu karardan tam 3 ay 15 gün sonra, İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza Hâkimliği de, 11.02.2016 tarihli kararının gerekçesinde, “Bu büyüklükte ve yoğunlukta, Devletimizin yapısına yönelik, Hükümeti yıkmaya, değiştirmeye, görevlerini yapmaya engel olmaya çalıştığı iddia edilen FETÖ/PDY adı altındaki böyle bir örgütün faaliyetlerine katılan, yardım eden olduğu raporlarla belirtilen şirketlere …” ifadelerine yer vermiştir.

  7. Her iki kararda yer verilen ifadeler birbirinin aynısıdır. İki farklı ilde görev yapan ve birbirinden tamamen habersiz iki hâkimin, 3 ay 15 gün ara ile verilen iki ayrı kararda aynı ifadeleri, noktasına virgülüne varıncaya kadar aynen kullanması imkânsıza yakın bir ihtimaldir. Aynı cümlede yapılan üç ayrı ağır hukuk ihlali (masumiyet karinesi, “devletimizin” ibaresi ve önyargıları karara yazıp tarafsızlık kaybı) dikkate alındığında ise bu ihtimal imkânsızlaşır.

  8. Türkiye’de, bu hâkimliklerin yürütmenin talimatlarına göre karar veren organlar olduğu herkes tarafından çok net bir şekilde bilinmekte olup, bu husus birçok objektif gözlemci tarafından da dile getirilmektedir. Örneğin, Can Dündar ile ilgili olarak “Bunun bedelini ağır ödeyecek” dendikten bir süre sonra, Can Dündar İstanbul 7. Sulh ceza hâkimi tarafından tutuklanmıştır. “Yargı bundan sonra Kırmızı Kitaba göre karar verecek” dendikten kısa bir süre sonra, sulh ceza hâkimleri gerçekten de kararlarında Kırmızı Kitaba dayanmışlardır. “Yargıda başka tutuklamalar da olabilir; görünen o” açıklamasını yaptıktan bir süre sonra bazı hâkim ve savcılar tutuklanmıştır. Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı, “Bu fiil ve eylemler…, hukuk çerçevesinde hak ettiği karşılığı mutlaka bulacaktır” açıklamasını yaptıktan beş gün sonra, iki hakim hem de iç hukuk açıkça yasaklamasına rağmen (2802 Sayılı Yasa, m. 88) tutuklanmıştır. Bu örnekleri artırmak mümkün olup, tüm bunlar Türkiye’de yargının bir bütün olarak ve özelde sulh ceza hâkimlerinin yürütmeden bağımsız olmadıklarının somut örnekleridir. Esasında doğal hâkim güvencesinden yoksun bir organın bağımsız olmadığından kuşku duymak için zaten yeterli gerekçe vardır.

  9. Ancak bunlardan daha önemlisi, bir mahkemenin bağımsız olup olmadığının değerlendirilmesinde AİHM tarafından dikkate alınan ölçütlerin hiçbirinin, Türkiye’de sulh ceza hâkimlikleri açısından bulunmaması durumudur. Gerçekten de, mahkeme üyelerinin atanma şekli ve üyelerin görev süresi, dış etkilere karşı teminatların bulunup bulunmaması ve söz konusu mahkemenin bağımsızlık görüntüsü verip vermemesi ölçütlerinin hiçbiri, sulh ceza hâkimlikleri açısından karşılanmış değildir. Venedik Komisyonu’nun 20 Haziran 2015 tarihli bildirisi ve bu Komisyonun eski üyesi Prof. Dr. Ergün Özbudun’un tespitleri bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, HSYK kararıyla meslekten 12.05.2015 tarihinde ihraç edilen hâkim ve savcıları kast ederek, 13.05.2015 tarihinde “17-25 Aralık’ı sahiplerine iade ettik” açıklamasını yaparak, yolsuzluk soruşturmalarını yürüten yargı mensuplarının ihracının esasında kimler tarafından kararlaştırıldığını ifade etmiştir.

  10. Bir hâkimin bağımsız olup olmadığının en önemli göstergelerinden biri de, verdiği kararlar veya başka gerekçelerle, mahkemelerin yeniden yapılandırılması veya üst bir mahkemeye seçilme durumu hariç, talebi olmadan ve görev süresi dolmadan onun görevinden alınamamasıdır. 13 Ekim 2014 tarihinden bu yana binlerce yargı mensubu, görev süreleri dolmadan ve talepleri olmadan başka görevlere atanmışlardır. Bundan daha vahimi ise, bir hâkimin sadece verdiği karar nedeniyle görevinden alınmasıdır. Bu durum adeta yargı bağımsızlığını bitiren bir duruma işaret eder. Son yıllarda onlarca yargı mensubu, sadece verdikleri kararlar birilerinin hoşuna gitmediği için görevlerinden alınmış, başka görevlere atanmış ve hatta başka illere sürülmüşlerdir. Bu durum sulh ceza hâkimlikleri için de geçerli olup örneğin Ankara’da bir yıl içerisinde toplam sekiz sulh ceza hâkiminden yedisi, özellikle verdikleri tahliye kararları beğenilmediği için bu görevden alınmıştır. Bazı hâkimler ise sadece verdikleri kararlar nedeniyle haklarında inceleme ve soruşturma açılmış, hatta bir kısmı 2802 Sayılı Hâkimler Savcılar Kanunu’nun 88. maddesi yasaklamasına rağmen tutuklanmışlardır (20 Haziran 2015 tarihli Venedik Komisyonu Bildirisi). 15 Temmuz 2016 tarihli menfur darbe teşebbüsünden sonra ise, Anayasal ve yasal hiçbir güvenceye saygı göstermeden, 12 saat içerisinde 2745 hâkim ve savcı açığa alınıp hemen gözaltı kararı verilmiştir. Bunlardan 2000’den fazlası ise yetkisiz sulh ceza hâkimliklerince tutuklanmıştır. Daha sonra 600’den fazla hakim ve savcı da aynı kaderi paylaşmıştır. Tüm bunlar, yargı bağımsızlığını ortadan kaldıran somut göstergelerdir.

  11. Ayrıca Türkiye’de hâkimlerin dış etkilere karşı hiçbir teminatı bulunmadığı gibi, tek teminat olan TCK’nın adil yargılamayı etkileme suçunun cezası hapis olmaktan çıkarılıp sembolik para cezasına dönüştürülerek bu teminat da ortadan kaldırılmıştır. Yürütmenin “Paralelle bağlantılı davalarda karar veren hâkimleri yakından takip ediyoruz” beyanını duyan ve HSYK’nın 15 üyesinin yürütmenin belirlediği listeden seçilmiş veya atanmış üyelerden oluştuğunu bilen bir hâkimin, belirtilen bağlantının olduğunun iddia edildiği davalarda en azından sürülme korkusu yaşamadan karar verme ihtimali kalmamıştır. Alacağı yargısal bir karar nedeniyle sürüleceğini, hakkında inceleme ve soruşturma başlatılacağını, meslekten ihraç edileceğini ve hatta tutuklanabileceğini düşünen bir hâkimin, korkmadan, bağımsız bir şekilde karar alabileceğini düşünmek imkânsız hale gelmiştir. Fatih Tezcan isimli bir gazetecinin twitter üzerinden Adalet Bakanı’na gönderdiği bir mesajı üzerine, bir yargı mensubu hakkında HSYK’nın hemen soruşturma başlatması, yargının dış etkilere karşı ne derece açık olduğunu açık bir şekilde göstermiştir.

  12. Son olarak, yargı organının bağımsızlık görüntüsü ve izlenimi verip vermemesi hususuna gelince, bu açıdan özellikle objektif gözlemcilerin değerlendirmeleri son derece önemlidir. Birçok objektif gözlemci, yargının artık bir bütün olarak yürütmeden bağımsız olmadığına yönelik eleştirilerini dile getirirken, sulh ceza hâkimleri söz konusu olunca, bu hâkimliklerin yürütmenin silahsız kuvvetleri olduğunu dahi açıklayanlar bulunmaktadır. Aslında, Türkiye’de neredeyse hiç kimse, genel olarak yargının, özel olarak da sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız olduğuna artık inanmamaktadır. Esasında yukarıda belirtilen somut olaylardan haberdar olup da, toplumun bir kesimiyle “mücadele etmek” için “proje” olarak kurulan sulh ceza hâkimliklerinin yürütmeden bağımsız olduğunun düşünülmesi neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Dolayısıyla, somut olayda karar veren Sulh ceza hâkimlikleri tüm ölçütler açısından bağımsız olmayıp, bağımsız bir mahkeme önünde yargılanma hakkı da ihlal edilmiştir.

  13. Bu hâkimliklerin objektif tarafsızlığı hususuna gelince, esasında bağımsız olmayan bir hâkimin tarafsızlığından söz etmek mümkün değildir. Bu hâkimliklerin doğal hâkim güvencesinden yoksun olması, bu hâkimliklerin taraflı kararlar verdiklerinin düşünülmesi için fazlasıyla meşru kuşku ve olgu mevcuttur. Sulh ceza hâkimlerinin tarafsız kalabilmeleri hususunda, her türlü meşru kuşkuyu ortadan kaldıracak herhangi bir teminat da öngörülmüş değildir. Hatta var olan tek teminat da özellikle ortadan kaldırılmıştır.

  14. Tüm bu belirtilenlerden anlaşılacağı üzere, el koyma kararı veren ve itirazı inceleyen sulh ceza hâkimlikleri bağımsız olmadıkları gibi tarafsız da değildirler. Bu nedenle söz konusu başvurucunun adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.

  15. Ayrıca, masumiyet karinesine ilişkin bölümde belirtildiği gibi, karar veren hâkim, bu son derece önemli ilkeyi ihlal eder netlikte cümleler kullanarak, ön yargılarını karara yazmıştır. İtiraz dilekçesinde bu husus açıkça ileri sürülmesine rağmen, aynı ifadeler itirazı inceleyen Sulh ceza hâkimliği kararında da tekrarlanmıştır. Tarafsızlık, hâkimde ön yargının bulunmamasıdır. Bu açıdan da tarafsız olmayan hâkimlerce verilen karar nedeniyle başvurucuların adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.

  16. Kanunla önceden kurulmuş, bağımsız ve tarafsız mahkeme ilkesine aykırı olarak alınan kararlar nedeniyle, AİHS’nin 6. maddesinde teminat altına alınan adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.

bb- Çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlali

  1. El koyma kararı bir ceza soruşturması çerçevesinde alınmış olup bu soruşturmada CMK’nın 153. maddesi uyarınca kısıtlama kararı verilmiştir. CMK’nın 153. maddesindeki istisnai hüküm, sulh ceza hakimliklerinin uygulamaları dikkate alındığında Türkiye’de özellikle son iki yıldır bir kurala dönüşmüş ve neredeyse her soruşturmada kısıtlama kararı verilmiştir; verilmeye de devam etmektedir. Kısıtlama kararı alınan soruşturmalarda, dosyanın bir örneğini isteyen avukatların bu konudaki talepleri sistematik olarak reddedilmektedir. İç hukukta bu türden kısıtlama kararı verilen dosyalarda dosyanın bir örneğini istemenin, talep etmenin hiçbir anlamı yoktur. Zira kısıtlama kararı verilen dosyaların hiçbirinde avukatların talepleri karşılanmamaktadır; talep etmenin hiçbir etkili yönü yoktur. Ortada sivil bir hakka ve bir suçlamaya ilişkin uyuşmazlık bulunduğuna göre, bu uyuşmazlıkta dosyadaki tüm bilgi ve belgelere davanın tarafları erişebilmeli ve gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olarak, bu bilgi ve belgelere karşı kendi görüşlerini hazırlayıp hâkime sunabilmelidir. Ancak somut olayda, dosyadaki tüm bilgi ve belgeler bir yana, başvurucu suçlamalara esas olan temel delilleri dahi göremeden, inceleyemeden, kendi savunmalarını hazırlayıp sunamadan el koyma kararı verilmiş ve bu karara itiraz edilmiştir. Bu durum sulh ceza hakimliklerinin son iki yıllık uygulamaları ışığında kurala dönüşmüş uygulamaları nedeniyle mümkün olmamıştır. Bu nedenle, dosya içeriğine erişememe ve taraflar arasında (savcılık ve başvurucular) dezavantaj oluşturulması nedeniyle çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkeleri hem ilk karar hem de itiraz aşamasında ihlal edilmiştir.

cc- Gerekçeli karar hakkının ihlali

  1. Sulh ceza hâkimliğinin kararına karşı hazırlanan itiraz dilekçesinde, açıkça CMK’nın 128. Maddesinin aradığı koşulların oluşmadığı, örneğin atılı suçun işlendiği hususunda kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin kararda gösterilmediği, CMK m. 128’deki şartların oluşmadığı ve dolayısıyla müdahalenin açıkça Anayasa ve yasalara aykırı olduğu belirtilmiştir. AİHM’nin ifadesiyle kanuni dayanaktan yoksun olduğu ve Anayasa ve AİHS’de korunan birçok temel hakkı ihlal ettiği, bu çerçevede masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ve mülkiyet hakkı gibi temel hak ve hürriyetlerin her birinin ayrı ayrı ihlal edildiği ve tüm bu nedenlerle kararın kaldırılması gerektiği açıkça ifade edilmiştir.

  2. Buna rağmen, itirazı reddeden Sulh ceza hâkimliği, basma kalıp bir gerekçe ile, talepleri ayrı ayrı incelemeden reddetmiştir. Anlaşılacağı üzere, başvurucunun itiraz dilekçesinde ileri sürdüğü hiçbir argümana cevap verilmeden, şablon bir gerekçe ile itiraz talebi reddedilmiştir. Ne Anayasaya aykırılık, ne AİHM’de korunan hakların ihlali, ne de açıkça ileri sürülen CMK madde 128’in şartlarının oluşmadığı hususları dahi incelenmeden, somut suç delilleri gösterilmeden, ileri sürülen gerekçelerin hiçbirine cevap verilmeden, masumiyet karinesi de ihlal edilerek itiraz talebi reddedilmiştir. Dolayısıyla, başvurucunun açıkça ileri sürdüğü ve büyük çoğunluğu insan haklarını ilgilendiren talepler incelenmeden, bu taleplere cevap verilmeden, göstermelik bir gerekçe ile itiraz reddedilmiştir.

  3. Oysa AİHM’ye göre, mahkemeler, tarafların ileri sürdüğü ve uyuşmazlığın esasıyla ilgili olup, davanın sonucunu etkiler nitelikte olan her türlü talep ya da iddiaya gerekçede açıklama getirmek zorundadır (Van de Hurk v. The Netherlands – Hiro Balani v. Spain - Ruiz Torija v. Spain - Higgins and others v. France). Aksi durum gerekçeli karar hakkını ihlal eder. Somut olayda, başvurucunun açıkça ileri sürdüğü ve büyük çoğunluğu temel haklara ilişkin olan taleplere açıklama getirmeden itirazın reddedilmesi, başvurucuların gerekçeli karar hakkını ve dolayısıyla adil yargılanma hakkını ihlal etmiştir.

dd. Mahkemeye erişim hakkının ve AİHS’nin 34. maddesinin ihlali

  1. AİHM’ye göre, bir kişinin bir uyuşmazlıkla ilgili olarak dava açmak istediğinde, dava açmanın kamu otoritelerinin takdirine bırakılması ve dolayısıyla kişilerin doğrudan dava açma hakkının bulunmaması mahkemeye erişim hakkının ihlaline yol açar (Golder v. The United Kingdom - Akçiçek v. Turkey, No. 40965/10).

  2. Tutuklu olan başvurucunun Anayasa Mahkemesine başvuru yapabilmesi için, hazırlanan başvuru formu cezaevine götürülerek kendisine imzalatılmak istenmiştir. Ancak cezaevi idaresi bu talebi reddetmiş/bu duruma fiilen engel olmuş ve AYM’ye başvuru açısından mahkemeye erişim hakkını, AİHM’ye başvurunun ön koşulunu engellediği için de AİHS’nin 34. maddesini ihlal etmiştir. (NOT: Bu belirtilen durum yaşanmadıysa burayı metinden çıkarınız)
  1   2   3   4

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır iconAnayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır iconAnayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır iconAnayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır iconAnayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır iconDayanak Madde 2 Bu Yönetmelik, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza...

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır iconDavaciya ve rilen diSİPLİn cezasinin yasal dayanağinin anayasaya...

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır iconT. C. Anayasa mahkemesi

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır iconAnayasa Mahkemesi Başkanlığından

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır iconAnayasa Mahkemesi Başkanlığından

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır iconAnayasa Mahkemesi Başkanlığından


Yasa




© 2000-2018
kişileri
d.ogren-sen.com