Yazan : Gülay Sena Dündar


sayfa5/41
d.ogren-sen.com > Doğru > Evraklar
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   41

-8-

‘’TEK BİR HAMLEYLE BIÇAĞI DEVRAN’A SAPLADI NİL.

Hızını alamadı ve elindeki bıçağı birkaç kez daha hırsla sapladı. Devran yatağından ayılıp gözleri fal taşı gibi açılmış, acıyla inliyordu. Halâ ona yaşattıklarının acısını çıkaramamıştı, bıçağı saplamaya devam ediyordu ama fayda etmiyordu. Çünkü içi soğumuyordu. Onu öldürse bile içi soğumamıştı.’’

Derin bakışlarla yatakta huzurla yatan Devran’a baktı. Onu bıçaklasa da içi soğumayacaktı ki.! Hem onu öldürmekten beter etmek istemiyor muydu? Neden biranda intikam alacak gücü kaybettiğini düşünmüştü ki?! HAYIR, BUNU YAPMAYACAKTI. Devran’ı öldürmeyecekti. Onu bu hayattan ve çekeceği acılardan kendi elleriyle kurtarmayacaktı. Son anda vazgeçti ve elindeki bıçağı arkasına saklayarak odadan çıktı.

Genç kız odasından çıktıktan sonra gözlerini araladı. Biliyordu, Nil böyle bir şeyi ona yapmayacaktı. En başından beri Nil’in kalkıştığı durumu adeta gözleriyle değil hisleriyle izlemişti. Nil’in böyle bir şey yapamayacağını, kimsenin canına kıyamayacağını biliyordu.

Devran ‘’SEN KARINCAYI BİLE İNCİTEMEZSİN NİL…’’

●●●

Koridorda kendinden utanmış bir şekilde yürüyordu. Bunu nasıl yapmıştı, böyle bir şeyi nasıl düşünebilmişti? Bir insanın - canını ölesiye yaksa da, insanlıktan zerre kadar anlamasa da - canını almayı nasıl da düşünmüştü öyle? Buna nasıl yeltenmişti?

Nil ‘’Allah’ım, sen beni affet.. ben yanlış yaptım, affet beni… bana bir yol göster, beni bu hale sokanları cezalandır… bana yardım et Allah’ım…!’’

Hızlı adımlarla uzaklaştı ve merdivenlerden yukarı doğru çıktı. Odasına girerek kapıyı kapatıp iyice kilitledi.

●●●

Sabah olmuştu. Pencereden sızan dağınık güneş ışınlarıyla gözlerini araladı Devran. Usulca yataktan kalktı ve banyoya girdi. Yüzünü yıkadı, ayılamadığını anlayınca duş almaya karar verdi. Duşa girdi. Kendisine söz vermişti. Ne olursa olsun Nil’e kötü davranmayacaktı. Ona gayet sabırlı davranacaktı. Dün gece odasına gelip kendisine zarar vermeye çalışmasına rağmen bunu yapacaktı, çünkü bu kız bu hale onun yüzünden gelmişti. Artık çok farklı bir Devran olacaktı, ÇOK FARKLI…

●●●

Şefkat Hanım, Türkan Hanım, Bade ve Suat kahvaltıdaydılar. Mualla kahvaltı servisi yapıyordu Harmangil Ailesine.

Türkan ‘’Devran nerde?’’

Mualla ‘’uyanmadı herhalde, uyandırmamı ister misiniz?’’

Türkan ‘’yok, uyusun…’’

Şefkat ‘’uyandır Mualla, Nil’i de çağır kahvaltı masasına.’’

Türkan’ın gözleri fal taşı gibi açıldı ‘’NE?! O kız bir de bizim kahvaltı masamıza oturup bizimle kahvaltı mı edecek?’’

Şefkat ‘’ne o? Neden celallendin? Sen de bu evin gelinisin, o da… sen benim kardeşimin karısıydın, o da torunumun…’’

Türkan ‘’ama…!’’

Şefkat ‘’ama, senin hiçbir söz söyleme hakkın kalmadı artık bu evde. Eğer beğenmediğin bir şey varsa, sen de pılını pırtını toplar gidersin. Bu kadar basit!’’

Türkan hışımla kahvaltı masasından kalktı. Paltosunu askıdan alıp evden çıktı. Bade annesine böyle davranılmasına üzülmüştü. Hiçbir şeyden haberi yoktu ve annesinin suçsuz yere bu muameleyi gördüğünü düşünüyordu.

Bade ‘’babaanne, neden böyle bir şey yapma gereksinimi duydun? O kız gerçekten abimin karısı değil ki.! O sadece bu evde bir besleme.’’

Şefkat ‘’lafını bil de konuş Bade! Bilmediğin şeylere de burnunu sokma! Annen haksız yere bu muameleyi görmüyor. O bu muameleyi görmek için yeterince zemin hazırladı.! O kıza bir daha ‘besleme’ gibi aşağılayıcı kelimeler kullanmanızı ve ona kötü davranmanızı yasaklıyorum! Men ederim sizi! O kız artık senin benim gibi bu evin bir bireyi! Aklınızı başınıza toplayın.’’

Bade bu durumu çok içerlemişti. Hem olayın içeriğini bilmediğinden hem de annesinin gereksiz yere böyle aşağılayıcı muamele gördüğünü düşünmesinden dolayı Nil’e şimdiden bir antipati beslemişti bile. O kızı sevmemişti, sevmeyecekti. Kahvaltı masasında oturanlara baktı. Cem abisi yoktu.

Bade ‘’Cem abim nerde?’’

Şefkat ‘’Nil’e karşı yanlış davranışlar sergiledi ve cezalı. Eğer siz de onun yolundan yürürseniz, sizin de durumunuz farklı olmayacak Bade Hanım(!)’’

Genç kız bu durumdan oldukça şüphe kapmıştı. Bu kız geldiğinden beri Nil yüzünden evin bütün bireyleri zarar görüyordu. Herkes onun etrafında pervaneydi, herkes onun uğruna bütün gemileri yakıyordu. Şefkat Hanım bile onun tarafındaydı. Hem bu kızdan nefret etmişti, hem de merak etmişti. Herkesin etrafında fır dönmesine neden olan bu kız kimdi böyle? Merakla abisi Suat’a döndü Bade. Suat gayet normal davranıyordu, hatta Şefkat Hanımı destekler nitelikteydi davranışları.

●●●

Mualla merdivenlerden yukarı çıktı ve Devran’ın odasının kapısını çaldı. İçeri girdiğindeyse Devran banyodan bornozuyla çıkmıştı. Mualla bu durumda arkasını döndü.

Mualla ‘’affedersiniz, cevabınızı beklemeden daldım içeri.’’

Devran ‘’önemli değil..’’

Mualla ‘’sizi kahvaltıya bekliyorlar Devran Bey.’’

Devran ‘’tamam, geliyorum. Nil de gelecek mi?’’

Mualla ‘’bilmem, ben söyleyeceğim. Gelmezse odasına götürülecek kahvaltı.’’

Devran içinden ‘’keşke gelse…’’

Mualla ‘’neyse ben çıkıyorum. Siz de gecikmezseniz, kahvaltıya başlamak için sizi bekliyorlar.’’

Devran ‘’tamam…’’

Mualla odadan çıktığında Devran’ın gözleri dalmıştı. Şu durumda Nil’e kızması gerekmiyor muydu? Dün gece onu öldürmeye yeltenmişti. Her ne kadar o kızın böyle bir şeyi yapamayacağını bilse de bunu denemişti işte. Neden ona kızamıyordu?? Bunu kızın HAKLI OLMASINA bağlarken ardındaki duyguların farkında bile değildi genç adam. İçine sızan duyguların farkında bile değildi…

●●●

Yatağından kalktığı gibi lavaboya koştu genç kız. Dün gece Devran’a yapmak istediklerinden öyle etkilenmiş olacak ki, düşündükçe midesi bulanıyordu. Lavaboya koşarken içeri Mualla girdi ve şaşırdı.

Mualla ‘’ne oldu? Nil?! İyi misin?’’

Nil lavaboda zorla da olsa dudaklarından çıkan kelimelerle Mualla’yı sakinleştirmeye çalışıyordu. Hiçbir şey yokmuş, olmamış gibi davranmaya çalışıyordu. Aslında öyle çok şey olmuştu ki..

Nil ‘’iyiyim, iyiyim ben korkma.. ne oldu…?’’

Mualla ‘’Şefkat Hanım seni kahvaltıya çağırıyor.’’

Nil ‘’gelmeyeceğim.’’

Mualla ‘’neden?’’

Nil ‘’gelemem Mualla.. o adamın suratını görmek istemiyorum ben… aklıma geldikçe midem bulanıyor. Onunla aynı masaya oturamam ben.’’

Mualla ‘’ama Şefkat Hanım..’’

Nil ‘’belli ki Şefkat Hanım iyi bir insan, benim de iyiliğimi düşünüyor. Ama ben Devran denen o adamla aynı sofrada olamam. Ha bir de Cem efendi var..’’

Mualla ‘’o zaten kahvaltıya gelmeyecek, Devran Bey ona ceza verdi. Aç susuz odada.’’

Nil ‘’keşke kendine de ceza verse, onu görmek zorunda kalmasam…’’

Mualla ‘’hadi gel kahvaltıya, ne olursun…’’

Nil ‘’gelemem diyorum Mualla.. Şefkat Hanıma rahatsız olduğumu söyle.’’

Mualla ‘’midenin bulandığını da söyleyeyim mi?’’

Nil ‘’ya, ne alakası var?! Başımın ağrıdığını söyle, yeter…’’

Mualla ‘’emin misin?’’

Nil ‘’evet, eminim.. gelmeyeceğim.’’

Mualla ‘’peki başka bir şey olmadığına emin misin?’’

Nil ‘’of Mualla, yok bir şey işte iyiyim. Müştemilat soğuktu, midemi üşütmüş olabilirim. Bu gayet normal bir şey.. hadi git sen…’’

Mualla ‘’iyi, hadi kahvaltıyı buraya getiririz.’’

Nil ‘’aç değilim ama sen bilirsin.’’

Mualla gittikten sonra Nil yatağın üzerine oturarak düşünceli gözlerle etrafa bakıyordu.

●●●

Merdivenlerden aşağı Devran indi. Önce kahvaltı masasına bir göz gezdirdi, NİL YOKTU. Ardından masaya geçti ve oturdu hevessiz bir şekilde.

Devran ‘’günaydın herkese…’’

Suat ‘’günaydın.’’

Bade ‘’günaydın abicim.’’

Şefkat Hanım cevap verme zahmetinde bile bulunmuyordu. Torununa oldukça kızgındı zaten. Aşağı Mualla indi.

Şefkat ‘’ne oldu Mualla? Nil geliyor mu?’’

Devran ‘’Nil’’ in adını duyunca gözlerinin parladığının farkında bile değildi. Mualla’ya odaklandı genç adam.

Mualla ‘’yok, başı ağrıyormuş. Gelemeyecekmiş. Sizden özür diledi.’’

Şefkat ‘’ne özrü canım, önemli bir şeyi var mı?’’

Mualla ‘’o önemli değil diyor ama.. bilmiyorum…’’

Şefkat ‘’anlaşıldı, ben bir görüşeyim Nil’le..’’

Şefkat Hanım sofradan kalkıp merdivenlerden yukarı çıktı. Bu sırada Şefkat Hanım ortalardan kaybolurken Bade’nin ağzı boş durmamıştı.

Bade ‘’biz yapsak, burnumuzdan getirir. Ama gelin hanım sofraya gelmeyince, ayağına gidiliyor…’’

Suat ‘’Bade…!’’

Bade ‘’ne var abi, yalan mı?’’

Suat ‘’istersen bilmediğin konulara burnunu sokma.!’’

Bade ‘’ama o kız bu evde sadece bir besleme.ve bizim onun kadar bile değerimiz yok!’’

Suat ‘’bir tutturmuşsun besleme diye! Hem nerden belli?! Sana mı soracak babaannem kime nasıl davranacağını?’’

Devran ‘’istersen haddini aşma Bade! (baş parmağını sinirle kaldırarak) o ‘besleme’ dediğin kadın benim KARIM.! Anladın mı?! KARIM! Ona göre davranman icap eder. Eğer ona karşı bir saygısızlık yaparsan bana yapılmış sayarım. Bir daha ona karşı böyle kelimeler kullanma. Terbiyeni takın, kendine gel…!’’

Bade Devran’ın üzerine laf söyleyememişti, söyleyemezdi de zaten. Ne olursa olsun Devran saygın bir insandı. Suat Devran’dan büyük olmasına rağmen Bade hep daha çok Devran’dan çekinmişti. O yüzden lafının üzerine laf söyleyemedi.

Mualla içinden ‘’yavaş yavaş yola geliyorsun Devran efendi ama.. ÇOK GEÇ ARTIK! Kırılan kalp onarılmaz…!’’

●●●

Nil odasında pencereden dışarı bakıyordu. Bugün güneş açmıştı ama onun içi kapkaranlıktı. İçi yanıyordu, bazı olanlardan kendisini suçluyordu. ‘’şöyle yapmasaydım, böyle olmazdı’’ diyordu. Ama bunların hiçbiri bir işe yaramıyordu. Olan olmuş, biten bitmişti. Onun canınınsa bir kıymeti yoktu kimse için, kendisi bile yaşamak istemiyordu artık…

Bu sırada içeri usulca Şefkat Hanım girdi. Nil bunu fark etse de arkasını dönmedi, pencere camına derin bakışlarla bakıyordu.

Şefkat ‘’kaybetmenin acısını bilirim.. değerli olan ne varsa elinden alınmıştır ve sen acı çekersin. Sonuna kadar acı çekersin…! Sadece kendinin yaşadığını sanırsın bu acıyı ama etrafındaki insanlar da acılarını paylaşıyordu her ne kadar farkında değilsen de… sen şuan Devran’dan nefret ediyorsun, Devran da kendinden. Onu affet demiyorum, bunu kesinlikle diyemem. Ama ayakta dur.! Yıkılma! Bu yılmaların sana yakışmaz, ben seni ilk gördüğümde anlamıştım gözlerindeki ışıltıdan.. sen harika bir kızsın ve çok güçlüsün. Eğer beni bir anne olarak görüp lafımı dinlersen Devran’a dersini verebiliriz. Ben senin tarafındayım Nil, unutma.’’

Nil merakla arkasını döndü ve kaşlarını çatarak merak ve saygıyla Şefkat Hanıma baktı.

Nil ‘’bana neden yardım ediyorsunuz? Yani neden bana yardım ediyorsunuz, sizin torununuz o… onun acı çekmesini istemezsiniz.’’

Şefkat ‘’eğer çok yanlış bir şey yaptıysa ve hak ediyorsa isterim.! Herkes hak ettiğini yaşar bu hayatta, o da hak ettiğini yaşayacak. Benim torpilimle bu dünyada acı çekmekten kurtulabilir belki ama öteki tarafta.. ben bunun yükünü taşımak istemem. Eğer bir genç kızın hayatını karartıyorsa benim torunum, tuttum saf bellidir. Ben karşı tarafta olurum.’’

Nil ‘’ben.. çok acı çekiyorum, doğru. Siz de iyi birine benziyorsunuz ama.. karar veremiyorum.’’

Şefkat ‘’seni anlayamayacağın kadar iyi anlıyorum. Karar veremiyorsun, intikam mı almalı yoksa ikinizden birinin canına mı kıymalı? Kendini mi onu mu öldürmeli? İntikam alayım derken o gücün sende olup olmadığına emin olamıyorsun. Kendini güçsüz hissediyorsun. Ama ben, senin içindeki emin olamadığın güçten eminim ve bu güçten daha fazlasını vadediyorum sana. SONSUZ GÜÇ VAADEDİYORUM…! Yaşadıklarının hesabını herkesten sorman için güç ve şans vadediyorum sana.’’

Nil öyle şaşırmıştı ki.. Devran’ın babaannesi, onun tarafındaydı. Torunu varken o mazlumun yanındaydı. Bu kadın gerçekten çok yüce bir insandı ve Nil bu kadını sevmişti. Peki ne yapmalıydı? Bu intikam oyununa var mıydı? Yoksa pes mi edecekti?



-9-

Kollarını kavuşturarak arkasını döndü genç kız. Bu kadın söylediklerinde samimiydi ve içindeki ses te ona güvenebileceğini söylüyordu. Ama Nil başta bunu kabul etmek istemedi. Çünkü ne olursa olsun Şefkat Hanım Devran’ın babaannesiydi. Ona torpil geçmese de, onu korumasa da bu böyleydi. Sonra düşündüğünde başka bir çaresi olmadığını anlamıştı. Derin bakışlarla Şefkat Hanıma baktı. Şefkat Hanımsa Nil’in içindeki kararsızlığı ve özgüvensizliği anlamış gibi üstelemeden genç kıza zaman verdi.

Şefkat ‘’şimdi cevap verme istersen, biraz düşün.’’

Nil ‘’peki…’’

Şefkat ‘’istersen artık kahvaltıya inelim.’’

Nil ‘’hayır, affedersiniz üzgünüm ama gelemem. Kahvaltıya inemem. En çok ta buna gücüm yok. Vitrin bebeği gibi onca insanın yanına inip boy gösteremem. Buna gücüm yok…’’

Şefkat ‘’seni çok iyi anlıyorum. En çok ta Devran’la göz göze gelmekten, onun yüzünü görmekten ve onunla karşılaşmaktan korkuyorsun. Bunu yaşayacak gücü bulamıyorsun kendinde. Ama bir yerden başlamak zorundasın. Hayatı bir ucundan yakalamak zorundasın. Artık en olursa olsun hayatını planlamak zorundasın. Böyle sürünmek seni bir yere vardıramaz, sana acımasınlar. Onlar sana acımayı hak etmiyorlar, önlerinde güçlü durmalısın. Şimdi o kahvaltı masasına in ve onlara ne kadar güçlü olduğunu göster.’’

Nil bir süre derin derin Şefkat Hanıma baktı. Onca insan görünümlü yaratığın içinden gerçek bir insan çıkıvermişti. Dahası vardı, o insan genç kıza elini uzatmıştı. Nil artık içinde daha fazla tutamadı ve Şefkat Hanıma cevap verdi.

Nil ‘’siz gerçekten diğerlerine benzemiyorsunuz.. siz çok iyisiniz…’’

Şefkat ‘’hadi şimdi bırak bunları, ben aşağı iniyorum. Sen de yetiş kahvaltı masasına, seni bekliyor olacağız. Ha bu arada, gardırobuna bir göz at.. şoförü yollamıştım alışveriş için, hoş ve asil kıyafetler aldırdım. Birini seç ve onların karşısına güçlü bir şekilde çık. Hadi bakalım, sür savaş boyalarını…’’

Şefkat Hanım gerçekten Nil’in dilinden konuşarak bir genç gibi davrandı. Genç kıza göz kırpıp dışarı çıktı yaşlı kadın. Nil şaşkındı ve gardırobu açarak birkaç hoş şeye göz gezdirdi. Kırmızı bir kazak ve koyu renkli bir kot seçti. Hanım hanımcık görünme derdindeydi, Şefkat Hanımın yüzünü kara çıkarmak istemiyordu.

●●●

Bade ‘’abi sen nasıl bu duruma müsaade ediyorsun?! Annem farkındaysan gitti.!’’

Suat ‘’akşam döner.’’

Bade ‘’ya ne kadar rahatsın? Bunca şey bir kız için mi yaa?! Bilmediğim bir şey mi var?’’

Devran ‘’Bade.! Kendine gel artık, uyarılarımı dikkate al, yoksa kötü olacak.’’

Bade ‘’sen bu kız için bana..’’

Devran tane tane konuşarak sakin olmaya çalıştı ‘’bu kız dediğin, beni resmi nikâhlı karım.! Lafını bil de konuş.’’

Bade ‘’ama…’’

Devran ‘’bu konu burada kapandık Bade! Bilmediğin konulara burnunu sokmaktan vazgeç artık!’’

Bu sırada Şefkat Hanım merdivenlerden indi.

Şefkat ‘’ne oluyor böyle burada?!’’

Devran ‘’hiçbir şey.. Nil gelmiyor mu?’’

Şefkat ‘’çok ısrar ettim, gelecek.’’

Bade İÇİNDEN ‘’aman ne önemli biri, ısrarlarla geliyor haspam.!’’

Devran ‘’iyi.. Cem nerde?’’

Şefkat ‘’odasında.’’

Devran ‘’aman çıkmasın oradan. Orda olması daha yararlı bizim için.’’

Şefkat ‘’yaptığın şey doğru ya da yanlış demiyorum ama bunun bize yararı olmaz Devran. Bu şekilde onun içindeki hırsı daha da azdırıyorsun. Sana düşman oluyor.’’

Devran ‘’umurumda mı? Şuan onun düşmanlığı benim için hiç te önemli değil.’’

Şefkat ‘’böyle yapma.. Nil’e de zarar verir.’’

Devran ‘’hele bir denesin…!’’

Bu sırada bütün büyüsüyle ve salonda gezdirdiği güzel gözleriyle merdivenlerden Nil belirdi. O an Devran onu öylesine fark etti, geldiğini öyle anlamlı hissetti ki… sanki her zaman için hayatının anlamıymış gibi bir düşünce oturdu beynine. Ondan öncesini hatırlamıyormuş gibi düşündü.

Nil sakin bir tavırla başıyla herkesi selamlar gibi merdivenlerden indi ve kahvaltı masasına teşrif etti.

Şefkat oldukça ılımlı ‘’hoş geldin Nil’cim.’’

Nil ‘’hoş bulduk Şefkat Anne.’’

‘’Şefkat Anne’’ kelimesi Şefkat Hanımın hiç olmadığı kadar hoşuna gitmişti. Bade Şefkat Hanımla Nil arasındaki yakınlığa anlam verememişti. Hatta daha önce babaannesinin kimseye davranmadığı kadar bu kıza iyi davrandığının farkındaydı. ‘’Ne Nil’miş be!’’ Diyesi gelmişti adeta. Usulca geldi genç kız ve masaya oturdu. Zorunluluk olarak Devran’ın yanındaki boş sandalyeye oturmuştu ama karşısındaki Şefkat Hanıma bakıyordu sadece. Devran ondan gözünü ayırmazken o Devran’ın yüzünü görmek bile istemiyordu. O denli iğreniyordu ondan ve bakmak istemiyordu ona.

Şefkat ‘’beni kırmayıp geldiğin için çok teşekkür ederim Nil.’’

Nil ‘’sizi kırmak en son isteyeceğim şey…’’

Suat ‘’bize biraz kendinden bahseder misin Nil? Seni tanımak isteriz.’’

Nil ‘’ne öğrenmek istersiniz?’’

Suat ‘’mesela buraya gelmeden önce ne işle meşguldün, okuyor muydun ya da?’’

Nil ‘’üniversite son senemi okuyordum.’’

Suat ‘’hangi bölüm?’’

Nil ‘’tıp…’’

Suat ‘’ciddi misin?! Bade iki senedir tıbba girmek için sınavlara hazırlanıyor ama başarılı olamıyor.’’

Nil ‘’eğer isterse her türlü yardımcı olabilirim.’’

Bade Nil’in sözünü kesercesine burun kıvırarak cevap verdi ‘’İstemez.! Gerekirse iki sene daha çalışırım. Tek başıma da başarabileceğim bir şey olduğuna inanıyorum ben.’’

Nil ‘’sen bilirsin.’’

Suat konuyu değiştirerek sorularını sormaya devam etti. Sohbet konusu açma derdindeydi.

Suat ‘’devam etmeyi düşünüyor musun peki?’’

Nil ‘’bu halde mi?’’

Suat ‘’ne varmış ki halinde? Gayet sağlıklı bir vatandaşsın.. belli ki başarılısın da…’’

Nil ‘’hiç düşünmedim.’’

Şefkat ‘’eğer istersen son seneni de bitirebilirsin. Ben de her şekilde yardımcı olabilirim Nil.’’

Nil ‘’teşekkür ederim gerçekten.’’

Şefkat ‘’tıp çok zor bir bölüm, nasıl tutturdun?’’

Nil ‘’ilkokuldan beri tek hedefim buydu diyebilirim. İlkokul dördüncü sınıftayken bile ortaokul dersleriyle ilgiliydim. Okumaya okuldan önce başladım. Sürekli gazete okurdum, herkes benim deha olduğumu düşünürdü. Babam da üstümde durunca okumayı herkesten çabuk söktüm. Okula başladığımda da diğer derslere daha ağırlık verdim ve sonra da hep arkadaşlarımdan daha üst düzeyde çalışmaya özen gösterdim. Hepsi bu…’’

Şefkat ‘’hedeflerin için savaşan güçlü bir kızsın. Takdirimi kazandın. Tuttuğunu koparabiliyorsun yani…’’

Nil ‘’sanırım…’’

Şefkat ‘’öyle öyle, alçakgönüllü olma. Yemek yapmakla aran nasıl?’’

Nil ‘’bilinen bütün yemekleri yaparım, bilinmeyenleri de yani elim yatkındır. Her şeyi çok çabuk öğrenirim, dikkatliyimdir.’’

Bade mırıldanarak ‘’on parmağında on marifet, bravo(!)’’

Devran ‘’bir şey mi dedin Bade?’’

Bade ‘’yo…’’

Nil ‘’ben bir mutfağa gideyim izninizle…’’

Şefkat ‘’bir şeye ihtiyacın varsa hizmetçiler halleder.’’

Nil ‘’yok, bir Mualla’yı göreyim dedim. Mutfakta biraz fiskos yaparız.’’

Şefkat gülümseyerek ‘’o zaman tamam…’’

Nil sahte bir gülümsemeyle herkese porselen bebekmiş gibi davranıyordu. İçine akan gözyaşlarından kimsenin haberi yoktu tabi. Onlar Nil’i iyileşmiş sanadursunlar, onun içindeki yara hiçbir zaman iyileşmeyecekti. İçindeki yara vücudundakilerden daha keskindi ve Devran’ı gördükçe her an kanıyordu. Mutfağa geldiğinde Mualla kahve yapıyordu.

Nil ‘’ne yapıyorsun Mualla?’’

Mualla ‘’kahve… nasıl oldun? İyi misin biraz daha?’’

Nil ‘’iyiyim Mualla, abartma sen de…’’

Mualla ‘’yukarda biraz üstüne gittim galiba, affedersin. Senin bu sıralar desteğe ihtiyacın varken ben ne yapıyorum. Şimdi utandım valla kendimden.’’

Nil ‘’Aaa saçmalama lütfen. Sen bana yeterince destek oluyorsun ama gerçekten önemli bir şey yok.’’

Mualla ‘’sabah bulantıları hayra alamet değildir Nil, bilesin.’’

Nil ‘’ima ettiğin şey çok akıl dışı bir şey.’’

Mualla ‘’niye? Olamaz mı?’’

Nil ‘’binde bir gibi bir şey, saçmalama… (lafı değiştirme gayretinde) kahveyi ben yaparım istiyorsan, ya da başka bir şeye yardım edeyim.’’

Mualla ‘’sen git masaya otur. Oranın gelecekteki hanımı sen olacaksın, hissediyorum ben…’’

Nil ‘’nerden çıktı bu şimdi?! Ben burada kalacak mıyım bakalım?’’

Mualla ‘’nasıl yani? Gidecek misin?’’

Nil karışık bir kafayla kaşlarını çattı ‘’bilmiyorum. Her seferinde Devran denen o adamın suratını görmek istemiyorum ben.’’

Mualla ‘’ama intikam da almak istiyorsun. Yanına kalmayacak değil mi?’’

Nil ‘’evet, kalmayacak… bilmiyorum Mualla kapatalım bu konuyu.’’

Mualla ‘’onu kapat bunu kapat, konu kalmadı zağar.’’

Nil ‘’ya bu arada Bade diye bir kız var masada, o kim?’’

Mualla ‘’Suat, Devran ve Cem’in kız kardeşi olur.’’

Nil ‘’hım…’’

Mualla ‘’ne oldu? Niye sordun?’’

Nil ‘’gıcık bir tip. Yani gıcık dediysem de kötü değil ama bana karşı soğuk. Sanki normalde iyi ama bana karşı kötü.’’

Mualla ‘’senden önce Şefkat Hanım seni korumak için Türkan Hanımı fırçaladı. Onu gördüğü için senden soğumuş olabilir.’’

Nil ‘’off… düşmanlarım çoğaldıkça her cepheden birden savaşmak zorundayım.’’

Mualla ‘’öyle deme.. başta biraz gıcıktır mıcıktır ama sonradan ısınır belki.’’

Nil ‘’isterse ısınmasın, bu saatten sonra yaralı kalbimi onarmaktan başka hiçbir şey düşünemiyorum. O aşağılık herifin kardeşine kendimi sevdirmeye çalışacak ta değilim.’’

Mualla ‘’Bade olanları bilmiyor ama…’’

Nil ‘’bilse ne olacak sanki?’’

Bu sırada mutfağa Devran girdi. Nil’in arkası Devran’a dönüktü, o yüzden fark etmedi.

Nil ‘’aynı şey onun başına gelseydi o zaman anlardı halimi. Ama tabi abisi varken beni niye tutsun ki? O da haklı yani… beni anlaması mümkün değil, kendisi yaşamadığı için uzaktan davulun sesi hoş gelir.’’

Devran Nil’e yaklaştı.

Devran ‘’kimse bu evde bundan sonra sana zarar veremeyecek, bunu bilmen seni biraz olsun rahatlatır umarım…’’

Nil Devran’ın suratına bile bakmadan ‘’ben bu evde görüp görebileceğim en büyük eziyeti gördüm, gerisine hacet yok…!’’

Nil dönüp mutfaktan çıkacakken biran başı döndü ve mutfağın kapısının kenarına tutundu. Etraf gözlerinin önünde dönüyor gibi oldu biran, kısa süreli gözleri karardı. Devran o esnada Nil’in arkasından hızla omuzlarına destek vermeye çalışarak tutarken Nil arkasını döndü ve o an biraz bakıştılar. Devran’ın gözlerinde acınası bir pişmanlık duygusu, Nil’in bakışlarındaysa sadece her saniye artan nefret ve iğrenme duygusu vardı.


1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   41

Benzer:

Yazan : Gülay Sena Dündar iconKonu “Sivil İtaatsizlik: Pozitif ve Doğal Hukuk Perspektifinden Değerlendirilmesi”...

Yazan : Gülay Sena Dündar iconYazan: Hukukçu Nefide İrem Aydın Öykü Didem Aydın

Yazan : Gülay Sena Dündar iconÝazan: Şeýh Muhammet ibn Salyh Al-Useýmin
«(Eý, Muhammet!) Biz sizden öň iberilen her bir pygambere: «Şübhesiz, Menden başga hiç-hili iläh ýokdur, bes, diňe Maňa ybadat ediň!»...


Yasa




© 2000-2018
kişileri
d.ogren-sen.com