Yazan : Gülay Sena Dündar


sayfa1/41
d.ogren-sen.com > Doğru > Evraklar
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   41
GÖLGEDE DANS

‘’Tutsaklık Prangaları’’

Yazan : Gülay Sena Dündar

d:\senoş\senoş\resimler\diziler\gölgede dans\photofunia\untitled 21 55.bölüm afişi.bmp

TANITIM

Hızla yere fırlattı genç kızı bir paçavra gibi. Çok canı yanmıştı genç kızın. Ama canı yanmış olsa da karşısındaki adama olan korkusundan gıkını bile çıkaramamıştı. Sadece hıçkırıklarını engellemeye çalışarak ağlıyordu Nil. Annesine döndü Devran.

Devran sinirle ‘’anne sen ne dediğinin farkında mısın?! Ben bu kızı karım olarak kabul etmem! Nikâhı kıymış olabiliriz senin baskıların yüzünden ama asla onu yatağıma almam! Al-mam!!! Anladın mı beni?!!’’

Türkan ‘’saçmalama Devran! Benim sözümün senin için hiç mi değeri, önemi yok? İntikamımız için bunu yapmak zorundasın oğlum. Babanın intikamını alacaksın!’’

Devran ‘’intikam tamam ama.. bu kızı odama almam ben!’’

Türkan ‘’DEVRAN!!!’’

Türkan Hanım için sabrının son demleriydi. Devran bunu anlamıştı, o da burnundan soludu.

Devran homurdanarak ‘’tamam.. tamam! Bu da senin istediğin gibi olsun anne! Ama ben bu kadını asla gerçek karım gibi benimsemem!! Sırf intikam için.. sırf!’’

Türkan ‘’ben de koluna takıp kokteyllere git demiyorum ki! Sadece yatak odasında… HEPSİ BU!’’

Yerdeki genç kız kendisi hakkında konuşulanları duydukça kahrolmuştu. Buna karşı çıkamıyordu. O hiçbir şeye kaşı çıkamamıştı zaten. Bir türlü karşı koyamamıştı. Bütün dengelerin değişeceğini biliyordu, onu da buraya getirip nikâhı tehditlerle kıydırmışlardı. Babasını öldürmekle tehdit etmişlerdi Nil’i. Şimdi ise kendi hayatı mahvolmuştu bile. Bir de şu yanlarında aşağılayıcı konuşarak genç kızı küçük düşürmeye çalışan ana-oğul yok muydu? Kaderinin bir oyunuydu bu, çekilecek çilem varmış diye düşünerek karşı koyamıyordu hiçbir şeye artık.

Ve bir intikamın genç bir kızı söndürecek öldürücü hamleleriyle tanışıyoruz.



-1-

Güneşin sıcak dokunuşları kıza ulaşmamıştı bile. Sadece bulutun soğuk nefesi üflüyordu Nil’e… her zaman en kötü durumlar onunla olurdu. Nikâhtan sonra ilk gecesini müştemilatta geçirmişti. Soğuk, karlı havada sobası bile olmayan, sadece bir tane ince battaniyesi olan bu müştemilat denen küçük odacıkta yerde tahtaların üzerinde uyumuştu. Onun da payına düşen buydu işte. Babasını öldüreceklerine dair tehditte bulunmasalardı Nil bu aşağılanmaya katlanmazdı asla ama intikam için her şey hazırdı karşısında. Babası derdest edilmiş, Devran da telefondaki sesiyle genç kızı tehdit etmişti açık açık. Polis mi? Ne polisine gidebilirdi ki Allah Aşkına? Türkiye’nin en saygın ailelerinden HARMANGİL’lere mi inanacaklardı, yoksa kendi yağında kavrulan Nil ve ailesine mi?

Bu devirde adalet bile güçlü olandan yanaydı, bunu anlamıştı genç kız. Kapının yavaşça açılmasıyla irkilip geriye doğru sürüklemeye başladı kendini. İçeriye evin emektar hizmetçisi Gülseren Hanım girmişti. Daha içeri ilk girdiğinde genç kıza acır gibi bakmıştı. Kızın başına gelecekleri bildiği için ona bakışları ilk geldiğinden beri belliydi.

Gülseren ‘’keşke söyleseydin kızım, bir yorgan getirseydim. Böyle mi yattın sen?!’’

Nil ‘’evet… ben, bilemedim.’’

Kızın bu çekingen ve korkak hallerinin tam tersi yaşlı kadın gayet sakin ve sıcakkanlıydı. Genç kızın yanına eğilerek Nil’in omzuna dokundu.

Gülseren ‘’bak kızım, ailenden ayrılıp buraya geldin. Hakkında her şeyi biliyorum. Ama bu evin sahipleri sana nasıl davranırlarsa davransınlar ben senin her zaman yanındayım. Belli ki zavallı bir kızsın. Buradaki ailen benim. Sana her zaman elimden geldiği kadar destek olurum.’’

Nil’in kafası karışmıştı. Bu kadın neden böyle bir şeyi yapma gereksinimi duyuyordu ki? Başını çevirip önce şaşkınlıkla sonra da düşünceli bir şekilde kadına baktı.

Nil ‘’bunu neden yapıyorsunuz?’’

Gülseren ‘’neden yaptığımın ne önemi var?’’

Derken kapı açıldı. Nil için korkulu birandı bu an. Çünkü içeri Devran girmişti. İçeri girer girmez Nil’e şöyle bir göz gezdirdi. Gözlerini kısarak genç kızı aşağılayıcı bir şekilde inceledi. Daha sonra Gülseren Hanıma döndü.

Devran ‘’Gülseren Hanım, siz benimle gelin..’’

Devran ve Gülseren müştemilatın dışına çıktılar. Gülseren Devran’ın ne diyeceğini merakla bekliyordu. Belki de Nil’le bu kadar yakından ilgilendiği için kendisine kızacaktı, yaşlı kadın öyle düşünüyordu.

Devran ‘’bu kız bundan sonra müştemilatta kalacak. Sadece ben söylediğim zamanlar odamla olacak. Onun dışında bu kızın benim odama girmesi YASAK!!! Eğer o kızı benim emrim dışında odamda görürsem sorumlusu sensin.!’’

Gülseren iki elini önünde kavuşturarak ‘’emredersiniz Devran Bey.’’

Devran ‘’bu kıza sakın iyi davranma Gülseren, sakın.! Sakın bizi karşına alma!’’

Gülseren başını öne eğdi ve cevap vermedi . genç adam oradan yavaşça uzaklaştığındaysa yaşlı kadın Devran’ın arkasından baktı.

●●●

Hayır hayır, yanlış yapıyordu genç kız. Burada daha fazla kalması hiç doğru değildi. Tamam, buraya intikam hırsının neden olmasıyla yapılan bir tehdit yüzünden gelmişti ama burada durması için daha fazla bir nedeni yoktu. Hem belki kaçtıktan sonra babasını da alıp bambaşka bir yerde yeni bir hayat kurabilirdi. Yepyeni bir hayat, yepyeni tertemiz bir sayfa…

Bu düşüncelerin kollarındayken içeri Gülseren Hanım, arkasından da bahçıvan Ramiz Bey geldi.

Gülseren ‘’kızım buraya bir yatak getirelim. Bizim odada gereksiz bir yatak var, onu bir güzel paklar buraya yerleştiririz. Ne dersin?’’

Nil zaten kaçacaktı. Buna ne gibi bir ihtiyaç duyacaktı ki? Onları da boşa yormak istemiyordu.

Nil ‘’hayır hayır, hiç gerek yok. Ben böyle idare ediyorum. Bir sorun yok yani..’’

Ramiz ‘’emin misin kızım?’’

Nil ‘’eminim ben, eminim…’’

Karar vermişti, bu gece kaçacaktı. Bir yolunu bulup kaçacaktı. Gözünü karartmıştı, artık bu aşağılanmalara daha fazla katlanamazdı. Zaten köşkün çalışanları da onu çok sevmişti, onun tarafındaydılar. Böylece bu kaçışı çok kolay olacaktı.

●●●

Odasına girmeden önce sekreterine bir düzine emirler yağdırdı. En sonunda da biraz duraksadı ve tekrar sekretere döndü genç adam.

Devran ‘’bana bir kahve getir. Sütsüz ve şekersiz.’’

Sekreter ‘’peki Devran Bey.’’

Devran ‘’hemen!!’’

Sekreteri fırçaladıktan sonra odasına girdi ve koltuğuna oturarak derin bir nefes aldı. Burada biraz dinlenebileceğini düşünerek koltuğuna yaslandı, gözlerini yumdu. Sessizliği bozan kapının çalmasıydı. Devran sekreterin geldiğini düşünerek burnundan soluyarak nefes aldı.

Devran ‘’gir.!!’’

İçeri Asu girdi. Dizüstü eteğiyle topuklu ayakkabılarıyla ve davetkâr gri göleğiyle oldukça baştan çıkarıcı bakışlarını Devran’ın üzerinde gezdirdi. Dalgalı saçlarını savurarak alayla Devran’a döndü.

Asu ‘’çiçeği burnunda damadımız şirkete gelmiş(!) sen yeni evlenmedin mi daha?’’

Devran ‘’yine sinirlerimi zıplatmaya mı geldin Asu?’’

Asu ‘’bakıyorum artık eskisi gibi ilgi duymuyorsun bana.. yoksa yeni evlendiğin karın sana benim sana veremedikleri mi veriyor(!) arzularını karşılıyor mu yoksa, ha?’’

Devran ‘’saçmalama Asu! Aramızdaki münasebet o kızla değişecek değil. Neden saçmalıyorsun? Ben o kızla sadece annem yüzünden evlendim. Ve onunla evlendim diye de ona kocalık yapmak zorunda değilim. Sadakatimden şüphe duyabilirsin(!)’’

Asu şeytani bir gülümsemeyle ‘’seninle evlendiği için bu kıza acıyorum Devran…’’

●●●

Bütün gün Gülseren Hanım ve Ramiz Bey hariç kimse odasına uğramamıştı bile. Türkan Hanımın gelmesini beklemiyordu belki de ama daha ne kadar böyle duracaktı? Gerçi bu gece kaçacaktı, ama bu sessizlik fırtına önceki sessizlik miydi? Kimse kızı hiçbir şey için zorlamıyordu, yanına uğrayan bile yoktu. Bu böyle devam etmeyecekti, belliydi. Ama planları neydi? Bunu çok merak ediyordu genç kız. O adama karılık yapmak zorunda bırakılmaktan da korkuyordu. Kendisinden nefret eden bir adamla beraber olmak gibi utanç verici bir şey yapmak zorunda kalmayı hayal edemiyordu bile. Aynalara bile bakamazdı böyle bir şey olsaydı. Neyse ki kaçacaktı ve bütün bu karmaşadan kendisi de kurtulacaktı, babasını da kurtaracaktı.

●●●

Asu ‘’madem öyle, bu gece bendesin. Kabul mü?’’

Devran ‘’bakarız… annemi aramalıyım.’’

Asu ‘’izin almak için mi(!) bence artık izin almak için karını aramalısın(!)’’

Asu küçük bir kahkaha attıktan sonra Devran’ın sert ve kızgın bakışlarıyla karşılaşarak kahkahalarına ara verdi.

Devran ‘’bu alaylı konuyu tartışarak sinirlerimi bozuyorsun Asu, bilesin.’’

Asu ‘’iyi canım, bir şey demedim. Sadece…’’

Devran ‘’sadece?’’

Asu ‘’sadece o kıza hem acıyorum, hem de onu kıskanıyorum.’’

Devran ‘’acımanı anlayabiliyorum, peki ya kıskanman niye?’’

Asu ‘’geceleri yatağını ısıtacak bundan sonra, hem de o senin gerçek karın.’’

Devran ‘’öyle mi dersin(!) zeka yaşında bir sorun mu var Ahu?! Aynı odada bile kalmıyoruz biz diyorum.!’’

Asu ‘’daha iyi ya, böylesi daha heyecanlı.. ulaşılamayan bir fantezinin tadı…’’

Devran ‘’şuan zeka yaşında gerçekten sorun olduğunu anlayabiliyorum Asu.’’

Bu sırada kapı çaldı ve içeri Cem girdi. Cem Devran’ın erkek kardeşiydi. Devran başını kapıya doğru çevirip Cem’i görünce çok şaşırmıştı. Sevinmekten yana eser bile yoktu…

Devran ‘’Cem?? Senin, burada..’’

Cem ‘’biliyorum, benim burada ne işim var? Şaşırman normal, bir hafta önce geleceğimi söylemiştim ama işlerim erken bitince fazla beklemek istemedim. Döndüm işte…’’

Asu ‘’hoş geldin Cem’cim… bize Kanada’dan neler getirdin bakalım?’’

Cem ‘’getirdim bir şeyler işte.. Eee abicim evlenmişsin. Evlenir evlenmez de soluğu burada almışsın(!)’’

Asu düşüncelerinin başka biri tarafından tekrar gündeme getirilmesiyle zevkli bir tebessüm kondurdu yüzüne.

Devran Cem’in gelmesine pek sevinmiş sayılmazdı. Cem ile hiçbir zaman çok iyi anlaşamamışlardı zaten. Cem Devran’ın tam tersi biraz eğlenceye düşkün, rahat biriydi. Devran bu saatten sonra da Cem’le iyi anlaşacağını düşünmüyordu elbette.

●●●

Akşam olmuştu bile. Dışarıda hayat çok çabuk geçiyordu ama Nil için kapalı kaldığı bu bir göz odada zaman bir türlü geçmek bilmiyordu. İçeri Gülseren Hanım elinde bir tepsiyle girdi.

Gülseren ‘’geldiğinden beri hiçbir şey yemedin kızım, sana akşam yemeği getirdim.’’

Nil çok açtı. Ama bu ailenin bir çöpünü bile yemeye niyeti yoktu. Çünkü Harmangil ailesi onun sonu olacaktı böyle devam ederse. Hem zaten gece yarısı kaçacaktı, biraz daha dayanabilirdi.

Nil ‘’yok, teşekkür ederim ama ben yemeyeceğim.’’

Gülseren ‘’olur mu kızım? Yemek getirdim işte sana, ye..’’

Nil ‘’gerçekten hiç yiyesim yok, beni düşündüğünüz için çok teşekkürler…’’

Gülseren ‘’iyi, peki.. ben buraya bırakayım da, sen acıkınca yersin zaten.’’

Nil bu kadını sevmişti. Bu kadın sahiplerine rağmen ona destek çıkıyordu. Hem de başının belaya gireceğini bildiği halde…

Nil ‘’teşekkürler…’’

Gülseren ‘’rica ederim kızım…’’

Gülseren odadan çıktıktan sonra Nil düşünmeye başlamıştı. Bu intikam duygusu nasıl bir şeydi böyle? Hiç suçu ve günahı olmayan kendisini bile bu intikam duygusuna günahkâr sayan düşünceler… gerçekten genç kız şaşıp kalmıştı. Nasıl böyle acımasız ve riyakâr olabiliyorlardı?! Bedel ödemesi gereken kişiyi ne de çabuk seçmişlerdi…! Suçsuz ve günahsız bir kızdı intikam için seçtikleri.. bunun farkına varamıyorlar mıydı? Bu kadar mı kör etmişti intikam duygusu gözlerini?

Bu intikam oyununun ne zaman başladığını çok iyi biliyordu Nil. Babası ona defalarca anlatmıştı. Devran’ın babası Nil’i annesine aşık olmuştu. O kadından başka hiçbir şeyi görmüyordu gözü, aşkın gözü kördü işte başka bir nedene gerek var mıydı? Ama gelin görün ki aşık olduğu kadın da evliydi, kendisi de… üstelik kadın onu umutlandırmamıştı bile. En ufak bir ümidi bile yokken elinde, boş yere yuvasını dağıtmıştı adam. Türkan Hanımın karşısına geçip başkasına aşık olduğunu ve boşanmak istediğini söylemişti. Türkan Hanım da bunun acısına dayanamayarak kendine yemin etmişti. Yuvasını yıkan bu kadını bulup kendisi de o kadının yuvasını yıkacak, darmadağın edecekti.! Bu intikam yemini en çok Nil’i bitirmişti görüldüğü gibi…

●●●

Akşamın ilerleyen saatlerinde Türkan Hanım da aynı düşünceler içerisindeydi. Gerçi onun bir dakika bile aklından çıkmıyordu bu ihanet. Kocası onunla evliyken nasıl bunu yapabilirdi? Nasıl başkasına aşık olurdu?? ‘’BEN BAŞKASINA AŞIK OLDUM.’’ diye karşısına çıkmak bu kadar kolay mıydı? Ömrünü vermişti o adama, şimdi başka bir kadın için ona arkasını dönüyordu. Hak mıydı reva mıydı bu ona?

Telefonun çalışıyla irkilmişti yaşlı kadın. Telefona uzandı ve telefonu açtı.

Türkan ‘’alo…’’

Devran ‘’anne ben bu akşam gelmiyorum.. işim var.’’

Türkan ‘’ne işi bu? Neden?’’

Devran ‘’uzatma anne, gelmiyorum ben işte. Ama benim yerime bir sürpriz evinize doğru yaklaşıyor(!) çok sevineceksin(!)’’

Türkan ‘’ne sürprizi bu oğlum?’’

Devran ‘’yakında görürsün, birazdan orda olur…’’

Telefonu kapattığında Türkan Hanımın kafası çok karışmıştı.

●●●

Kapıdan içeri girdiğinde buraya gelmeyeli uzun zaman oldu diye geçirdi içinden genç adam. Cem yurt dışına gittiğinde henüz 19 yaşındaydı, şimdiyse 22 yaşındaydı. Bir nevi sürgüne gitmişti Kanada’ya.. ailesinin parçalanışıyla kendini Kanada’ya atmaktan başka çaresi kalmamıştı. Kalıp abisi Devran gibi savaşmak ona göre bir alternatif olmamıştı. O yorulurdu bu süreçte.

Evin parmaklıklarını aştıktan sonra köşkün kapısına doğru yürüdü. Müştemilatın ışığı da yanıktı, buna şaşırmış olsa da bu ayrıntıyı kısa süreliğine boş verip zili çaldı. Kapıyı açan Gülseren Hanım bir süre şaşkınca bakakaldı. Daha sonra ancak konuşabildi sonunda.

Gülseren ‘’Cem Bey..’’

Cem ‘’annem nerde?’’

Gülseren ‘’salon.. salonda…’’

Cem içeri bodoslama dalınca Gülseren Hanım içinden geçiriverdi.

Gülseren ‘’yine baş belası yuvasına döndü…’’

●●●

Gecenin ilerleyen saatlerinde Nil artık evden kaçmanın vakti geldiğini düşünerek harekete geçme niyetindeydi. Sesler kesilmişti ve köşkte en ufak bir yaşan belirtisi bile yoktu, el ayak çekilmişti adeta… yavaşça müştemilatın tek göz odası olan odanın kapısını aralayarak büyük bir sessizlikle dışarı çıktı genç kız. Bir süre köşkün bahçesinde çıkış kapısını ararken arkasındaki tanıdık sesle irkiliverdi.

Ramiz ‘’kızım nereye?’’

Nil kaşlarını çatarak üzüntüyle arkasını döndü. Suçlu bakışlarla bir süre Ramiz’e baktı. Ramiz Bey genç kızın niyetini anlamıştı bile. Bu acınası gözlerde kaçamamanın ezikliği yatıyordu. Bu kız çok acı çekecek diye geçirdi içinden yaşlı adam.

Nil ‘’Ramiz Amca, ne olur bırak gideyim. Görmemiş ol beni.. ne olursun… ben burada kalamam. Bu intikam oyununda benim hiç suçum yok, suçsuz günahsız birine böyle davranmak çok mu iyidir söyle bana.!’’

Ramiz Bey bir süre düşünceli bir şekilde başını öne eğerek Nil’in söylediklerini düşünmeye çalıştı.

Nil ‘’bırak beni gideyim Ramiz Amca.. ben bu cehennemde daha fazla duramam…!’’

Ramiz bir süre Nil’e baktı ve konuşmaya başladı.

Ramiz ‘’ben seni görmedim, nereye gittiğini de bilmiyorum. Sakın beni karıştırma, yanarım valla…’’

Nil sevinçle gülümseyerek ‘’Allah Senden Razı Olsun Ramiz Amca! Bu iyiliğini hiçbir zaman unutmayacağım…!’’

Ramiz ‘’şşşt… sessiz ol, hadi çabuk yok ol.! Kimse senin yokluğunu fark etmeden tüy buralardan, git kaybol.! Hadiii!’’

Nil bu sevinçle yola koyuldu. O andan sonra Ramiz Bey’i hiç görmedi. Arkasına bile bakmadan kaçmaya çalışıyordu. Evin etrafı parmaklıklarla ve çitlerle çevriliydi. Çaresizce çıkışı ararken bu sefer daha sert, acımasız ve kalın bir sesle karşılaştı genç kız.

‘’Çıkış O Tarafta Değil Küçük Hanım.. YANLIŞ YOLDASIN…!’’

Bu ses te ona tanıdık geliyordu ama arkasını dönüp kim olduğuna bakmaya korktuğu bir sesti bu.


  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   41

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Yazan : Gülay Sena Dündar iconKonu “Sivil İtaatsizlik: Pozitif ve Doğal Hukuk Perspektifinden Değerlendirilmesi”...

Yazan : Gülay Sena Dündar iconYazan: Hukukçu Nefide İrem Aydın Öykü Didem Aydın

Yazan : Gülay Sena Dündar iconÝazan: Şeýh Muhammet ibn Salyh Al-Useýmin
«(Eý, Muhammet!) Biz sizden öň iberilen her bir pygambere: «Şübhesiz, Menden başga hiç-hili iläh ýokdur, bes, diňe Maňa ybadat ediň!»...


Yasa




© 2000-2018
kişileri
d.ogren-sen.com