D. 5/2003 Anayasa Mahkemesi: 35/2002


d.ogren-sen.com > Doğru > Evraklar


D.5/2003 Anayasa Mahkemesi:35/2002

(YİM 46/2002)
Anayasa Mahkemesi Olarak Oturum Yapan

Yüksek Mahkeme Huzurunda.
Mahkeme Heyeti: Taner Erginel, Başkan, Nevvar Nolan, Mustafa

H. Özkök, Gönül Erönen, Necmettin Bostancı.

Havale Eden: Orhan Yücel, Mağusa

(Davacı)

- ile -

Aleyhine Havale Edilen: KKTC Cumhurbaşkanı ve/veya KKTC

Cumhurbaşkanlığı vasıtası ile KKTC,

Lefkoşa.

(Davalı)

Anayasanın 148 (1) maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan havale.
Yüksek İdare Mahkemesinde dinlenen 46/2002 sayılı YİM davasında Davacının müracaatı üzerine 17.10.2002 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulan konu.
Davacı tarafından: Avukat Fuat Veziroğlu

Davalı adına Başsavcılık tarafından: Başsavcı Yardımcısı

Muavini Müjgan Irkad.
-------------

H Ü K Ü M

KONU:

53/83 sayılı Kamu Hizmeti Komisyonu ve Dairesi Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları Yasasının 6(2)(c) maddesinde yer alan altı çizili söz dizilerinin Anayasanın 8. maddesine aykırı olup olmadığı.
I. OLAY:

Emekli bir kamu görevlisi olan Davacı, Cumhurbaşkanı Sayın Rauf R. Denktaş’ın 1 Nisan 2002 tarihli kararı ile Kamu Hizmeti Komisyonu üyeliğine atandı. Daha sonra 12 Nisan 2002 tarihinde Sn. Cumhurbaşkanı, Başsavcılıktan aldığı hukuki görüş ışığında atama kararını iptal etti.

Davacı, Yüksek İdare Mahkemesinde dosyaladığı 46/2002 sayılı davada, 12 Nisan 2002 tarihli iptal kararının hükümsüz ve etkisiz olduğunu ileri sürdü ve herhangi bir sonuç doğurmayacağına dair hüküm talep etti.
Davanın duruşmasının yapıldığı 26.6.2002 tarihinde Davacı, 53/83 sayılı Kamu Hizmeti Komisyonu ve Dairesi Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları Yasasının 6(2)(c) maddesinde yer alan altı çizili söz dizilerinin Anayasanın 8. maddesine aykırı olduğunu ileri sürdü. Yüksek İdare Mahkemesi verdiği çoğunluk kararı ile konuyu Anayasa Mahkemesine havale etti.

II. İDDİALARIN GEREKÇELERİ:

1. Davacının iddialarının gerekçesi şöyledir:

53/83 sayılı Yasanın 6(2)(c) maddesinin aradığı evsaflar arasında görülen yöneticilik hizmetleri sınıfı, 7/79 sayılı Kamu Görevlileri Yasasının 6.6.1979 tarihinde yürürlüğe girmesi ile ihdas edilmiştir. Davacı ise 24.12.1978 tarihinde emekliye ayrılmıştı. Davacı emekli olmadan önce yürürlükte bulunan mevzuata göre yöneticilik hizmetleri sınıfına denk bir sınıfta görev yapmıştı. 53/83 sayılı Yasanın 6(2)(c) maddesinde altı çizili söz dizinlerinde belirttiği evsafla Davacıyı dışladı. 53/83 sayılı Yasa, 6(2)(c) maddesindeki altı çizili söz dizileri aradığı evsafla 6.6.1979 tarihinden önce emekli olanlar ve daha sonra emekli olanlar arasında bir ayırım yapmıştır. Bu ayırım Anayasanın benimsediği eşitlik ilkesine yani 8. maddeye aykırıdır.
2. Başsavcılığın iddialarının gerekçesi ise özetle şöyledir:

53/83 sayılı Yasanın 6(2)(c) maddesinde görülen altı çizili söz dizilerinde Kamu Hizmeti Komisyonuna atanacak kişilerde, genel nitelikler dışında, özel bir nitelik olarak yöneticilik hizmetleri sınıfında hizmet etmiş olmak koşulu aranmaktadır. Yöneticilik hizmetleri sınıfına girecek nitelikteki hizmetlerde bulunanlar, ister 1979 yılı öncesi, isterse 1979 yılı sonrası ne zaman emekli olurlarsa olsunlar aralarında bir ayırım yapılmamaktadır. Eşitsizlik yoktur. Bu nedenle Yasanın ilgili maddesinin Anayasanın 8. maddesine herhangi bir aykırılığı yoktur.
III. İLGİLİ YASA METİNLERİ:

53/83 sayılı Kamu Hizmeti Komisyonu ve Dairesi Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları Yasasının 6(2)(c) maddesi aynen şöyledir:
“Madde 6:

(1) ……………………………………………………………………………………………………

(2)(c) Bir üniversite veya dengi bir yüksek

okuldan mezun olup, Kamu Görevlileri

Yasasının 50. ve 51. maddelerinde

belirtilen yöneticilik hizmetleri

sınıfında hizmet etmiş olmak ve Devlet

hizmetinde en az fiili 15 yıl başarılı

hizmet görmüş olmak veya lise veya

dengi bir okuldan mezun olup, Yöneticilik

Hizmetleri Sınıfında hizmet etmiş olmak

ve Devlet hizmetinde en az fiili 20 yıl

başarılı hizmet görmüş olmak;

…………………………………………………………………………………………………………………”


7/79 Sayılı Kamu Görevlileri Yasasının 50 ve 51. maddeleri aynen şöyledir:
“Madde 50:



Hizmet Sınıfları ve Sınıflar İçindeki Dereceler





(1)Bu Yasaya bağlı kurumlarca yürütülen kamu hizmetleri aşağıda üç ana sınıfa ayrılırlar:




(a)Yöneticilik Hizmetleri Sınıfı;




(b)Mesleki ve Teknik Hizmetler Sınıfı; ve




(c)Genel Hizmetler Sınıfı.




(2)Yöneticilik Hizmetleri Sınıfına giren kamu görevlileri, aşağıda öngörüldüğü şekilde ikiye ayrılırlar:




(a)Üst Kademe Yöneticileri: Üst Kademe Yöneticileri Yasası kapsamına giren yöneticiler olup üç dereceye ayrılırlar.

I.Derece: Müsteşarlar, Genel Sekreterler ve Genel Koordinatörler.

II. Derece: A Müdürler ve Kaymakamlar.

III.Derece: B Müdürler.




(b)Üst Kademe Yöneticisi sayılmayan diğer yöneticiler.”










“Madde 51:



Yöneticilik Hizmetleri Sınıfı





(1) Yöneticilik hizmetleri sınıfı, bağlı bulundukları kurumların, genel yönetim ilkelerine göre yönetiminden ve kurumun yürütmekte olduğu kamu hizmetleri görevlerinin yasa, tüzük ve yönetmelikler çerçevesinde yerine getirilmesinden en üst düzeyde sorumlu olan; kurumun hizmet politikasını, kalkınma planları, yıllık programlar ve iş programları çerçevesinde uygulayan; hizmet teşkilâtı içindeki hizmet birimlerinin eşgüdüm içinde çalışmalarını gözeten, planlayan ve denetleyen; hizmet birimlerini en üst düzeyde yöneten ve yönlendiren yöneticilerle, ilçelerde Devletin en yüksek mülki ve yönetsel amiri olarak görev yapan yöneticileri ve özel kalem hizmetlerini yürüten yöneticilerle yardımcı nitelikteki yöneticilik görevlerini yerine getiren yöneticileri kapsar.”



IV. İLGİLİ ANAYASA METNİ:

“Madde 8:

  1. Herkes, hiçbir ayırım gözetilmeksizin, Anayasa ve yasa önünde eşittir. Hiçbir kişi, aile, zümre veya sınıfa ayrıcalık tanınamaz.

  1. Devlet organları ve yönetim makamları, bütün işlemlerinde yasa önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek ve ayrıcalık yapmamak zorundadırlar.




  1. Ekonomik bakımdan güçsüz olanların Anayasa ve yasalar ile elde ettikleri veya edecekleri kazanımlar, bu madde ileri sürülerek ortadan kaldırılamaz.”




V. İNCELEME:

Taraflarca ileri sürülen iddia ve görüşler, ilgili Yasa ve Anayasa maddeleri ışığında incelendi ve gereği düşünüldü.
Havale konusu davanın olguları özetle şöyledir:

Davacı 1953 yılında Lefkoşa Türk Lisesinden, 1955 yılında da Öğretmen Kolejinden mezun oldu. Daha sonra 1970-1971 yılları arasında İngiltere’de Leeds Üniversitesinde Institute of Education’da bir yıllık kurs gördü. 1955 yılında öğretmen olarak kamu görevinde hizmete başladı. Çeşitli okullarda öğretmen ve başöğretmen olarak görev yaptı. 24.12.1978 tarihinde emekliye ayrılmazdan önce Turizm ve Enformasyon Bakanının direktifi ile OTEM Müdürlüğü ile Turizm ve Enformasyon Bakanlığına bağlı Eğitim Dairesi Müdürlüğü görevlerini vekâleten yürüttü. Ancak bu görevlere Kamu Hizmeti Komisyonu tarafından asaleten veya vekâleten atanmadı.
Cumhurbaşkanı Sn. Rauf R. Denktaş 1.4.2002 tarihli bir yazı ile Davacıyı Kamu Hizmeti Komisyonu üyeliğine atadı. Daha sonra Başsavcılığın görüşünü alan Sn. Cumhurbaşkanı 12.4.2002 tarihli bir yazı ile Davacının atama kararını iptal etti.
Kamu Hizmeti Komisyonu üyeliğine atanabilmek için aranan evsaf sözü edilen 53/83 sayılı Yasanın 6(2) maddesinde belirtilmiştir. 53/83 sayılı Yasanın 6.(2) maddesi şöyledir:
“6.(2) Komisyona atanacak kişilerde aşağıda

öngörülen nitelikler aranır:

(a)Kıbrıs Türk Federe Devleti yurttaşı olmak;

(b)İyi karakter sahibi olmak;

(c)Bir üniversite veya dengi bir yüksek okuldan

mezun olup, Kamu Görevlileri Yasasının 50. ve 51.

maddelerinde belirtilen yöneticilik hizmetleri

sınıfında hizmet etmiş olmak ve Devlet hizmetinde

en az fiili 15 yıl başarılı hizmet görmüş olmak

veya lise veya dengi bir okuldan mezun olup,

yöneticilik hizmetleri sınıfında hizmet etmiş



olmak ve Devlet hizmetinde en az fiili 20 yıl

başarılı hizmet görmüş olmak;

(d) Kamu görevinden emekliye ayrılmış olmak;

(e) Bir yıldan fazla hapis cezasına çarptırıl-

mamış olmak veya affa uğramış olsalar dahi, rüşvet,

hırsızlık, dolandırıcılık, sahtekârlık, irtikâp,

ırza geçme, hileli iflâs ve benzeri yüz kızartıcı

suçlardan dolayı mahkûm olmamış olmak;

(f)Herhangi bir siyasal parti veya sendika ile

ilişkisini kesmiş olmak;

(g)Kıbrıs Türk Federe Meclisi veya Bakanlar

Kurulu üyesi olmamak”.
Yukarıda alıntı yaptığımız 6(2) maddede belirtilen şartları Davacının iki şekilde yerine getirmesi söz konusu olabilirdi.

A) Üniversite veya dengi okuldan mezun olup Kamu Görevlileri Yasasının 50 ve 51. maddelerinde belirtilen yöneticilik hizmetleri sınıfında görev yapmış olmak. Bu kategoriye giren adayların devlet hizmetinde en az 15 yıl fiili hizmet etmiş olması gerekir.

B) Lise ve dengi bir okuldan mezun olup yöneticilik hizmetleri sınıfında görev yapmış olmak. Bu katagoride en az 20 yıl başarılı hizmet etmiş olmak gerekir.
Kamu Hizmeti Komisyonu üyeliğine önce atanan fakat daha sonra yasanın 6(2)(c) maddesindeki şartları yerine getirmediği anlaşılıp bu ataması iptal edilen Davacının yerine getiremediği şart neydi? Bu sorunun yanıtını Başsavcılığın 12.4.2002 tarihli yazısında bulabilmemiz gerekir. Bu yazı şöyledir:
“Sayın Rauf R. Denktaş,

K.K.T.C. Cumhurbaşkanı,

Lefkoşa.

İlgi:12 Nisan 2002 tarih ve 194/02 sayılı yazınız.

İlgi yazınız ışığında yasal durum incelenmiştir. Görüşlerim şöyledir.

İlgi yazınıza ek olarak gönderilen konu şahsın özgeçmişinde hizmet durumu bellidir. Değiştirilmiş şekliyle 53/83 sayılı Kamu Hizmeti Komisyonu ve Dairesi (Kuruluş,Görev ve Çalışma Esasları) Yasası’nın 6’ncı maddesinde Kamu Hizmeti Komisyonu’nun oluşumu ile Başkan ve üyelerde aranan nitelikler sayılmıştır. Bu maddenin (2)’nci fıkrası kuralları gereğince, kişinin Kamu Hizmeti Komisyonu üyeliğine atanabilmesi için sair şeyler yanında bir üniversite veya dengi bir yüksek okuldan mezun olup, Kamu Görevlileri Yasası’nın 50 ve 51’nci maddelerinde belirtilen Yöneticilik Hizmetleri Sınıfında hizmet etmiş olması ve Devlet hizmetinde en az fiili 15 yıl başarılı hizmet görmüş olmasını gerektirir. Lise veya dengi bir okuldan mezun olanlar açısından ise, yukarıda belirtilen Yöneticilik Hizmetleri Sınıfında hizmet etmiş olma ve Devlet hizmetinde 20 yıl başarılı hizmet görmüş olmasını gerektirir.

İlgi yazınıza ek olarak gönderilen belgelerden açıkca görülebileceği gibi yazınızda konu edilen kişi, 7/79 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihte kamu görevinde değildi. Bu nedenle Yasada öngörülen 50 ve 51’nci maddelerdeki Yöneticilik Hizmetleri Sınıfında hizmet etmesi olanağı yoktur. Belirtilen nedenlerle ilgi yazınızda konu edilen kişinin Kamu Hizmeti Komisyonu üyeliğine atanması Yasal yönden olanak dahilinde görülmemektedir.

Bilgi edinilmesini saygılarımla arz ederim.

Akın Sait

K.K.T.C. Başsavcısı”
Görüleceği gibi Davacının karşılaştığı sorun 7/79 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihte kamu görevinde olmaması ve bu nedenle Yasanın 50 ve 51’inci maddelerinde belirtilen yöneticilik hizmetleri sınıfında görev yapmamış olmasıdır.

Davacı 24.12.1978 tarihinde emekli oldu. 7/79 sayılı Kamu Görevlileri Yasası ise 6.6.1979 tarihinde yürürlüğe girdi.

Davacı avukatının argümanına göre 7/79 sayılı yasa 6.6.1979 tarihinde yürürlüğe girerek Kamu Hizmeti Komisyonuna atanacak kişilerde bulunması gereken nitelikleri belirtmiştir. Bu nitelikler arasında yasanın yürülüğe girmesinden önce emekli olanların yerine getirme olanağı bulunmayan bir nitelik vardır. Bu nedenle Yasanın yürürlüğe girmesinden önce ve sonra emekli olanlar arasında ayırım yapılmıştır.

Davacı avukatı 53/83 sayılı Yasanın 6 (2)(c) maddesinin koyduğu şartların 7/79 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 6.6.1979 tarihinden önce emekli olanları saf dışı ettiğini öne sürmektedir. Bu iddiaya göre 53/83 sayılı Yasanın (6). maddesinin (2). fıkrası 7/79 sayılı Kamu Görevlileri Yasasına atıfta bulunmakta ve 50 ve 51. maddelerinde belirtilen niteliklere sahip olmayı şart koşmaktadır. 7/79 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce emekliye ayrılanların bu şartları yerine getirme olanağı yoktur. Çünkü daha önceki mevzuatta yöneticilik statüsü yoktu. Burada bir ayırım yapılmış ve belli bir tarihten önce emekli olanlar ile daha sonra emekli olanlar arasında bulunması gereken eşitlik bozulmuştur. Dolayısıyle Anayasanın eşitlik ilkesine aykırılık vardır.
Davacı avukatı yasanın bir göreve getirileceklerde aranacak nitelikleri belirleyebileceğini, ancak yasaların genelliği ilkesi olduğunu, bir tarih koyup o tarihten önce emekli olanlar müracaat edemezler diyemiyeceğini, halkı ikiye bölemiyeceğini öne sürmektedir.
Davacı avukatının argümanına karşılık Savcılığın argümanına göre yasanın bir göreve atanacak kişilerde bazı nitelikler aramasından daha doğal birşey olamaz. Burada bir ayırım veya eşitsizlik söz konusu değildir. Çünkü geçmişte de yöneticilik hizmetleri sınıfında görev yapma olasılığı vardı. Gerçekte Davacı görev süresi içinde yöneticilik hizmetlerinde bulunmuştu. Ancak yetkili organ olan Kamu Hizmeti Komisyonu tarafından atama yapılmadığı için yaptığı hizmet yasal değildi. Dolayısıyle Davacının sorunu eşitsizlik sorunu olmayıp yasanın aradığı hizmetlerde bulunmamış olması sorunudur.
Savcılığın olgusal açıdan yaptığı bu itiraz üzerinde durduğumuz zaman itirazda bir haklılık payı olduğunu görürüz. Yani Davacı yasanın yürürlüğe girmesinden önce yöneticilik hizmetleri sınıfında hizmet etmiş olsaydı aranan şartları yerine getirmiş olabilirdi. Çünkü Yasanın 6(2)(c) paragrafı alternatifli olup Davacının bu alternatiflerden birinde aranan şartları yerine getirme olasılığı vardı. Davacının esas sorunu, yöneticilik hizmetleri sınıfında yaptığı görevin Kamu Hizmeti Komisyonu kararıyle yapılmamış olmasıdır. Yaptığı hizmetin yasanın aradığı niteliklere tekabül edip etmediğini kararlaştırmak Yüksek İdare Mahkemesinin yetki alanına girmektedir. Davacının yaptığı hizmetin yasanın aradığı hizmet olup olmadığını veya bu hizmete tekabül edip etmediğini kararlaştırmak Yüksek İdare Mahkemesinin yetki alanına girdiği için bu konu üzerinde daha fazla durmamız doğru olmayacaktır. Yüksek İdare Mahkemesi konuyu Anayasa Mahkemesine havale ettiğine göre bu konuda bir kanıya varmıştır ve bizim de davanın olgusal yönünü bir tarafa bırakarak salt Anayasa hukuku ve eşitsizlik açısından değerlendirmemiz yerinde olacaktır. Diğer bir ifade ile yasanın gerçekten Davacıyı dışladığını farzederek konuyu değerlendirme yönüne gideceğiz.
Bir an için Davacı avukatının şikâyetinde haklı olduğunu ve yasanın yürürlüğe girmesinden önce emekli olanlar ile sonra emekli olanlar arasında ayırım yaptığını ve daha önce emekli olanların yerine getiremeyeceği nitelikler saptadığını varsayalım. Acaba böyle bir eşitsizlik Anayasa Mahkemesinin müdahale edip düzeltebileceği türde bir eşitsizlik midir? Eğer bir yasa bir çizgi çizerek belli bir tarihten önce emekli olanların yerine getiremeyeceği bir şart koşmuşsa Anayasa Mahkemesi bu şartı eşitlik ilkesine aykırı bularak kaldırabilir mi? Anayasa Mahkemesinin bunu yaptığını varsayalım, o zaman birçok yasada bulunan buna benzer maddeleri de Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı bularak iptal etmek zorunda kalacak değil mi? Burada bir yasanın hatalı olmasından şikâyet edilmekte ve Anayasa Mahkemesinin yasada yer alan bazı cümlelerini iptal etmesi talep edilmektedir. Anayasa Mahkemesi yasalarda bu tür düzeltmeler yaptığı takdirde Yasama Meclisinin görev alanına müdahale etmiş olmayacak mı? Bu soruları çoğaltarak şu soruyu da sorabiliriz. Önümüzdeki davaya benzer koşullarda bir yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini gösteren bir örnek var mı?
Yukarıdaki sorulara bir bir yanıt bulmaya çalışalım. Öncelikle genel anlamda Anayasanın eşitlik ilkesini irdelememiz yerinde olacaktır.
Anayasamızın eşitlik ilkesini düzenleyen 8’inci maddesinin (1) paragrafı şöyledir:

“Madde 8:

(1) Herkes, hiçbir ayırım gözetilmeksizin,

Anayasa ve yasa önünde eşittir, Hiçbir

kişi, aile, zümre veya sınıfa ayrıcalık

tanınamaz.

(2) Devlet organları ve yönetim makamları,

bütün işlemlerinde yasa önünde eşitlik

ilkesine uygun olarak hareket etmek ve

ayrıcalık yapmamak zorundadırlar.

(3) Ekonomik bakımdan güçsüz olanların Anayasa

ve yasalar ile elde ettikleri veya

edecekleri kazanımlar, bu madde ileri

sürülerek ortadan kaldırılamaz.”

Bu maddenin benzeri Türkiye Cumhuriyeti Anayasalarında ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasında bulunmaktadır.

Anayasanın 8(1) maddesi iki bölümden oluşmaktadır.

    1. Yasalar önünde eşit olmak.

    2. Kişi, aile, zümre veya sınıfa ayrıcalık tanımamak.


Yukarıda (b) paragrafta yer alan “kişi aile zümre veya sınıfa ayrıcalık tanınamaz” sözlerine bir anlam vermenin zor olmadığını söyleyebiliriz. Anayasamız toplumumuzda bu tür ayrıcalıklı insanlar oluşmasını önlemek istemektedir. Bu nedenle (b) paragrafa bir anlam vermek ve uygulamak nispeten kolaydır. Ancak yasalar önünde herkesin eşit olmasının anlamı nedir?
Bu konuda 1961 yılında Yüksek Anayasa Mahkemesi Argiris Mikrommatis v. The Republic 2 R.S.C.C. 125 davasında s.131’de Anayasanın 28. maddesini tefsir ederken şöyle demiştir:-
“In the opinion of the Court the term ‘equal before the law’ in paragraph 1 of Article 28 does not convey the notion of exact arithmetical equality but it safeguards only against arbitrary differentiations and does not exclude reasonable distinctions which have to be made in view of the intrinsic nature of things. Likewise, the term ‘discrimination’ in paragraph 2 of Article 28 does not exclude reasonable distinctions as aforesaid.”
Yukarıdaki alıntıyı analiz etmeye çalışalım.

  1. Yasa önünde eşit olmak aritmetik bir eşitlik

anlamına gelmez.


  1. Eşitlik ilkesi keyfi ayırımlara karşı bir güvence

sağlar.

  1. Doğal olan makul ayırımlar eşitlik ilkesinin ihlâl

edildiğini göstermez.
Türkiye Anayasa Mahkemesinin görüşleri de buna çok yakındır.
1982 Anayasası (Madde Gerekçeleri ve Maddelerle İlgili Anayasa Mahkemesi kararları) Yazarlar Prof.Dr. Ahmet Akad, Doç. Dr. Abdullah Dinçkol: Kitabın 46. sayfasında şöyle denmektedir:
“Anayasa Mahkemesi’nin pek çok kararında vurgulandığı gibi yasa önünde eşitlik, herkesin

her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına

gelmez. Yasaların uygulanmasında dil, ırk, renk,

cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve

mezhep ayrılığı gözetilmesi ve bu nedenlerle

eşitsizliğe yol açılması Anayasa katında geçerli

görülemez. Bu mutlak, yasak, birbirinin aynı

durumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını

ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını

engellemektedir.”
Bu alıntılardan Anayasanın yasakladığı ve iptali gerekli olan eşitsizliğin, her tür eşitsizlik olmayıp, Anayasa hukukunun belirlediği ve içtihatların vurguladığı türde eşitsizlikler olduğu sonucuna varmak gerekir.
Anayasa davalarında bize yol gösterecek önemli bir yöntem Anayasa Mahkemesinin yasayı iptal etmesi durumunda nasıl bir tablo ortaya çıkacağını düşünmektir. Davacı Yönetici hizmetleri sınıfında hizmet etme koşulunu iptal etmemizi talep etmektedir. Bu söz dizilerinin iptal edilmesi halinde yasa maddesi uygulanmaya devam edecektir ve gelecekte yöneticilik hizmetleri sınıfında hizmet etme bir koşul olmaktan çıkacaktır. Halbuki aranan bu nitelik yasanın yürürlüğe girmesinden sonra emekli olanlar için makul ve yerindedir. Söz dizilerinin yasadan çıkarılması halinde yasanın yürürlüğe girmesinden sonra emekli olanlar açısından makul ve yerinde olan bir yasa tüm emekliler için tadil edilmiş olacaktır. Bu tablo, yasanın iptali halinde yasal durumun daha iyi olmayacağını ve Yasama Meclisinin görev alanına müdahale edilmiş olacağını gösteren bir belirtidir.
Önümüzdeki davada (b) paragrafta sözü edilen kişi aile zümre veya sınıfa ayrıcalık tanıdığı için bir yasanın eşitlik ilkesine aykırı olması söz konusu değildir. Belli bir tarihten önce emekli olanların yerine getiremeyeceği nitelikler arandığı yani belli bir tarihten önce ve sonra emekli olanlar arasında ayırım yapıldığı iddiası vardır. Bu durumda iddia edilen eşitsizliğin Anayasa hukukunun yasakladığı türden bir eşitsizlik olup olmadığını araştırmak zorundayız. Bunun için ise geçmiş Anayasa Mahkemesi kararlarını gözden geçirmemiz gerekmektedir.
Konumuza benzer bir tartışma Anayasa Mahkemesi 5/89, D.8/89’da yapılmıştı. Orada bir tüzüğün tadili ile eski tüzük altında yararlananlar ile yeni tüzük altında yararlananlar arasında eşitsizlik yaratıldığı öne sürülmüştü.
Bu kararın bir bölümünde şöyle denmektedir:
“Anayasanın 8. maddesi herkesin Anayasa ve

yasa önünde eşit olduğunu ve hiçbir kişi, zümre

veya sınıfa ayrıcalık tanınamayacağını hükme

bağlamaktadır. Yasalar önünde eşitlik demek

yasaların ilk yapıldığı gibi kalacağı ve hiçbir

tadilâta uğramayacağı anlamına gelmez. Bir

yasanın tadil edilmesi Yasama Meclisinin, Anayasa

çerçevesi içinde kalmak kaydı ile, takdirine

kalan bir husustur ve Yasama Meclisi uygun ve

gerekli gördüğü hallerde bir yasayı tadil

edebilir. Tadil edilmiş bir yasanın, bunun

tadilden önceki şekli ile kıyaslanarak, eşitlik

ilkesine ters düşen bir ayrıcalık getirdiği kabul

edilecek olsa idi o zaman yasaların tadil

edilmemeleri gerekecekti veya en azından tadil

edilmeleri Anayasal açıdan pek zor olacaktı.

Örneğin bir Emeklilik Yasası bir defa yapılıp

uygulamaya konduktan sonra tadil edilemeyecekti.

Halbuki durum böyle değildir ve tüm ülkelerde

yasalar yasama meclislerinin uygun veya gerekli

gördüğü hallerde tadil edilmektedir.

Tadil edilmiş bir yasanın veya kuralının

eşitlik ilkesine aykırı düşüp düşmediği, bunun

yasanın önceki şekliyle kıyaslanması sonucu değil

de, yürürlükte olduğu şekliyle içerdiği

kuralların kişi, zümre veya sınıflar arasında

haksız bir ayrıcalık getirip getirmediğine

bakılarak tespit edilebilir. Aksi takdirde

Yasama Meclisinin Anayasanın 78. maddesinde

öngörülen yasaları değiştirmek yetkisine müdahale

edilmiş ve bu yetki büyük ölçüde kısıtlanmış

olurdu.

Tüzükler de yasalar gibi mevzuattan sayılır

ve yasalar için belirtilenler tüzüklere de

şamildir. Tabiidir ki, genelde tüzükler

Anayasanın veya yasaların tanıdığı yetki altında

başka merciler tarafından yapılmakta ve

değiştirilmektedir. Ancak yukarıda eşitlik

ilkesi bakımından söylenenler yasalara şamil

olduğu gibi tüzüklere de şamildir.

Yukarıda söylenenler ışığında konu tüzüklerin

ilgili maddelerinin, bunlar altında faydalananlar

veya faydalanacaklar ile eski şekliyle tüzüklerin

altında faydalananlar arasında ortaya çıkan

ayrıcalıklara bakarak Anayasanın 8. maddesinde

öngörülen eşitlik ilkesine ters düştüklerini

söylemek mümkün değildir.”
Bu kararda yasanın geçmişte hak sahibi olanlarla yasadan sonra hak sahibi olanlar arasında ayırım yapması doğal bir ayırım kabul edilmiş ve ortada Anayasa Mahkemesinin müdahale edebileceği bir eşitsizlik olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu içtihadın tersi yani yasadan önce yararlananlarla daha sonra yararlananlar veya yasadan önce emekli olanlarla daha sonra emekli olanlar arasında ayırım yapıldı diye eşitlik ilkesinin ihlâl edildiğini ve yasanın iptal edildiğini gösteren bir içtihat Mahkemeye sunulamamıştır.
Davacının karşı karşıya olduğu diğer bir sorun ise şudur.

Davacı avukatının talebi Anayasa Mahkemesinin 6(2)(c) maddesindeki bazı cümleleri çıkararak yasa koyucunun Kamu Hizmeti Komisyonu üyesi olmak için aradığı nitelikleri değiştirmesidir. Acaba Anayasa Mahkemesinin böyle bir işlevi yerine getirmesi doğru mu?

1982 Anayasası (Madde Gerekçeleri ve Maddelerle İlgili Anayasa Mahkemesi kararları) Yazarlar Prof.Dr. Ahmet Akad, Doç. Dr. Abdullah Dinçkol: Kitabın 50. sayfasında şöyle denmektedir:
“Yasa maddesine, içindeki kimi sözcükleri ayıklayarak yeni bir kural niteliği vermek Anayasaya uygunluk denetimiyle bağdaşmaz.

Bunun gibi, bir kuralın uygulama alanının genişletilmesi amacıyla değiştirilmesini sağlamak için de iptali istenilemez. Yasakoyucunun dilediği zaman giderebileceği eksik düzenleme, yukarıda belirtilen anayasal zorunluluk dışında, aykırılık oluşturamaz.

Eşit durumda olmayanların eşitsizliği, eşitlik ilkesine aykırı düşmeyen, doğal karşılanabilecek yasal bir durumdur.

Açıklanan nedenlerle itirazın reddi gerekir. E.1988/3, K:1989/4, T: 18/1/1989, (AMKD.,S.25, s.29-32)”.
Türkiye Anayasa Mahkemesi kararlarına göre bir yasa maddesindeki kimi sözcükleri ayıklayarak yasanın uygulama alanını değiştirmek ve yasaya yeni bir kural niteliği vermek Anayasaya uygunluk denetimiyle bağdaşmaz.
Özetlersek Dava konusu olaya olgusal açıdan baktığımızda yasanın Davacının iddia ettiği gibi bir ayırım yaptığı şüphelidir. Yani 53/83 sayılı Yasanın 6(2)(c) maddesinin yasanın yürürlüğe girmesinden önce emekli olanlarla daha sonra emekli olanlar arasında ayırım yaptığı kesin değildir. Ancak bu açıdan yasayı yorumlamak öncelikle Yüksek İdare Mahkemesinin yetkisine girdiğinden bu konuya girmemeyi ve yasanın bir ayırım yapıp Davacıyı dışladığını varsayarak Anayasa hukuku açısından değerlendirmeyi tercih ettik. Genelde eşitlik ilkesine ilişkin içtihatları ve bu konuya benzer konularda daha spesifik Anayasa Mahkemesi içtihatlarını incelediğimiz zaman Davacı avukatının öne sürdüğü türden bir ayırım olsa bile bunun Anayasa hukukunda iptal gerekçesi kabul edilmediği sonucuna varmış bulunuyoruz. Bu nedenle burada Anayasanın eşitlik ilkesine aykırılık olmadığı kanısındayız.
Sonuç olarak 53/83 sayılı Kamu Hizmeti Komisyonu ve Dairesi Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları Yasasının 6(2)(c) maddesinde yer alan altı çizili söz dizilerinin Anayasanın 8. maddesine aykırı olmadığına oybirliği ile karar verilir.

Taner Erginel Nevvar Nolan Mustafa H. Özkök

Başkan Yargıç Yargıç


Gönül Erönen Necmettin Bostancı

Yargıç Yargıç


26 Haziran 2003


sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

D. 5/2003 Anayasa Mahkemesi: 35/2002 iconD. 4/2003 Anayasa Mahkemesi: 24/2002

D. 5/2003 Anayasa Mahkemesi: 35/2002 iconDavaciya ve rilen diSİPLİn cezasinin yasal dayanağinin anayasaya...

D. 5/2003 Anayasa Mahkemesi: 35/2002 iconT. C. Anayasa mahkemesi

D. 5/2003 Anayasa Mahkemesi: 35/2002 iconAnayasa Mahkemesi Başkanlığından

D. 5/2003 Anayasa Mahkemesi: 35/2002 iconAnayasa Mahkemesi Başkanlığından

D. 5/2003 Anayasa Mahkemesi: 35/2002 iconAnayasa Mahkemesi Başkanlığından

D. 5/2003 Anayasa Mahkemesi: 35/2002 iconAnayasa Mahkemesi Başkanlığından

D. 5/2003 Anayasa Mahkemesi: 35/2002 iconAnayasa Mahkemesi Başkanlığından

D. 5/2003 Anayasa Mahkemesi: 35/2002 iconAnayasa Mahkemesi Olarak Oturum Yapan

D. 5/2003 Anayasa Mahkemesi: 35/2002 iconAnayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır


Yasa




© 2000-2018
kişileri
d.ogren-sen.com