Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur!


sayfa9/16
d.ogren-sen.com > Coğrafya > Ders
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   16
cehennem" adı verilen bu korkunç durumdan kendilerini ebedî olarak kurtarabilmeleri mümkün değil!..
Eğer şu anda dünyada belli çalışmalar yapıp da belli bir ruhâniyet, belli güç elde edemezse insan, bunun neticesi olarak, kendilerini oradan kurtarabilmeleri ebedî olarak mümkün değil!..
* * *
Ondan sonra cehennem böylece geçilebilirse eğer.
Tabiî biz burada haşir sahasında olacak olaylara değinmiyoruz!.. O da ayrı bir konu! Geçebilirlerse eğer; cennete gidiyorlar.
Cennete girecek en düşük mertebeli bir insana, bu dünyanın on misli büyüklüğünde bir dünya verileceği söyleniyor hadîste.
Uzaydaki, galaksideki yıldızların en küçüğü o, bundan daha küçük yıldız yok!.. Hatta daha da büyük belki de; Hz. Peygamber "mübalağa zan olunur" diye, o kadarla yetindi.
Cehennemin gerçek şiddetini, Hz. Peygamber anlatmamıştır!.. Zira bu anlattığı kadarıyla bile, "cehennemin korkunçluğunu" insanlar kavrayamamakta ve "olamaz böyle şey" demektedirler!
Eğer hakiki boyutlarıyla anlatmaya kalksaydı, zaten kimse kabul etmezdi!
Gerçekte çok daha korkunç bir şey!..
* * *
Cehennemde, ölüm diye bir şey yok!..
Cehennemde değil; ölüm tadıldıktan sonra, herkes için ebediyen ölüm, diye bir şey yok!.. Yok olmak, "yok olup gitmek" diye bir olay söz konusu değil!..
Zira, esas olarak, senin ana yapın ruh dediğimiz dalga yapı. Manyetik yapının yok olması, söz konusu değil artık!.. Ve bu manyetik yapının, bulunduğu ortama göre yoğunluk kazanarak oluşturduğu terkib, çeşitli şekillerde zedelenebilir, bozulabilir, değişebilir, fakat ortadan kalkmaz!..
Çünki o terkibin aslı, dalga bedendir!.. Hologramik dalga yapı olduğu için, bozulmaz!
Bu neye benzer?.
Bunun misâlini de rüya âleminden verelim. Rüyada ölüyorsun. Sonra, rüya içinde gene yaşamaya başlıyorsun! Yani, Ruhâni yapıda ölmek diye bir şey yok!.. Manyetik yapı için, ölmek diye bir şey yok!..
Dolayısıyla cehennemdekiler binlerce defa ölürler sanırlar ve binlerce defa ölmeden yaşarlar!
-Onlar için acıklı sonsuz birer ıstırap vardır’ diye târif edilmesinin sebebi budur.
* * *
Buna mukabil cennetler dediğimiz diğer âlemlere gidenlere, yani diğer yıldızların boyutsal derinliklerine gidenlerse kendilerinde mevcut ruhânî kuvvetlerle; ki bu ruhanî kuvvetlerde ilâhî isimlerin manâlarına dayanıyor.ilâhî isimlerin manâlarını ortaya koyup gerçekleştirme kabiliyetini kendilerinde bulacaklar!.. Çünkü bu ilâhî manâların gereğini, ortaya koyabilmede, dünyada bir güçlük var!
Bir madde beden oluşması var! Şu madde beden, senin her düşündüğünü bilfiil ortaya koymanı çok güçleştiriyor.
Ama cennette lâtif bir yapı!. Lâtif bir yapı olması nedeniyle de her düşündüğün, tahayyül ettiğin şey anında gerçekleşiyor!.. Ve böylece, cennet hayatı onlar içinde ölümsüz olarak, ebedî olarak sonsuza dek devam eder!İşte "bâ’su bâdel mevt"in, yani ölüm denen madde bedenin terkinden sonra hayatın devamı ile ilgili olarak kısaca söyleyebileceklerimiz bunlar!..
 

"ÂHİRET"LE İLGİLİ

BAZI HADİSLER
Ölümötesi yaşama dair izaha çalıştığımız hususlardan sonra; bu hayata dair Hazreti Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem neler anlatmış. Biraz da onları dinleyelim kendi ağzından. Bu bölümde naklettiğimiz hadîsler çeşitli hadîs kitaplarından derlenmiştir:
Ebû Hüreyre radıya’llâhu anh’tan şöyle demiştir: Öteki beriki,
- Yâ Rasûlullah, kıyâmet gününde biz rabbimizi görecek miyiz? diye sordular. Aleyhisselâtu vesselâm Efendimiz Hazretleri de mukabeleten;
- Ayın 14. gecesi rüyete mâni hiçbir bulut yokken ayı görmek hususunda şek ve ihtilaf eder misiniz?.. diye sual buyurdu.
- Hayır ya Rasûlullah, denince tekrar,
- Rüyete mâni hiçbir bulut yokken güneşi görebileceğinizde şek ve ihtilaf eder misiniz?.. diye sual buyurdu.
- Hayır ya Rasûlullah!.. dendi.Bu arada Ebû Saidi Hudrî’nin rivayetinde de;
- Güneşi öğle üzeri ve ayaz ve önünde hiçbir bulut yokken görmek için itişip kakışmaya, birbirinize zahmet vermeye hacet görür müsünüz. şeklinde açıklama yapmıştı. Sonra buyurdu ki;
-işte O’nu siz böylece apaçık göreceksiniz. Kıyâmet gününde insanlar haşrolacak, (yani bir araya toplanacak.) Kıyâmet gününde Nas’ın Seyyidi benim bu da bilirmisiniz neden?.. Çünkü o gün Allâhü Teâlâ ve tekaddes hazretleri evvelin ve âhirin hepsini dümdüz bir toprak üzerninde öyle bir surette cem edecek ki kendilerini çağıran çağırıcı, ayrı ayrı her birine sesini duyurabilir.
- Onlara bakan basar, ayrı ayrı herbirine nüfuz edebilir.
* * *
Bu arada ibn-i Mes’ûd radıya’llâhu anh Beyhakî’deki rivâyetinde;
- Nas haşrolduklarında, 40 yıl gözleri semâya dikilmiş olarak dururlar. Kendilerine hiçbir kimse tek bir kelime söylemez. Bu esnada -GÜNEŞ’ başlarının ucunda kendilerini yakar ve berru fâcir herkes ter deryası ta boğazına çıkıncaya kadar hep bu halde kalırlar.
* * *
Ve nihayet Taberânî rivayetinde;- Kıyâmet gününde adam vardır ki ter kendisini boğacak dereceye çıkar. Ya rab cehenneme atmakla olsun bari beni rahatlandır der. Haliyle mahşer yeri tasvir edilir.
* * *
Bu arada Müslim’de şu izahat vardır.
- Halk o gün amellerinin miktarına göre tere batmış bulunacaklardır. Kiminin ter aşıklarına; kiminin dizlerine kiminin böğürlerine kadar çıkacak. Kimini de ter(Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem Efendimizin mübarek elleri ile ağızlarını göstererek), gemliyecek!.(yaniboğacaktır.)
Diyerek daha da açık ve tafsilatlı anlatmıştır.
* * *
Bu arada Ebu Said Hudrî’den gelen rivayetle bu bekleyiş şöyle açıklığa kavuşturulur:- Bu vukûfun duruşun azabı mü’min hakkında o kadar hafifletilecek ki ancak farz namazlardan biri kadar sürecek.
* * *
Veya bir diğer rivayette,
-Güneş gurub için ufuktan sarkıp gurub edinceye kadar o gün mü’min hakkında gündüzün bir saatinden daha kısa da olacak!’ müjdeleri de var.
* * *
-İşte bundan sonra rabbimiz Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri her kim neye tapıyor idiyse onun ardına düşsün buyuracak.’
* * *
Bu arada ibn-i Mes’ûd rivayetinde Hz. Rasûlullah şöyle buyuruyor:
-Sonra gökten bir münad-i şöyle nidâ eder. Sizi yaratan, size suret veren size rızkını veren Rabbiniz iken dönüp başkasına ibâdet ve muhabbet etmenize mukabil,ilâhî Adaleti gereği içinizden her kulu taptığının ardına düşürmek değil midir?
- Evet öyledir!.. Cevabını aldıktan sonra,
- Her ümmet dünyada iken taptığının yanına gitsin! diye ilân edilir.
* * *
Bu arada Ebû Hüreyre’nin rivayetinde de şöyle ilâve var.
"Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri kullarından birini karşısına alıp,
-Ben seni tekrim etmedim mi? Evermedim mi? Mahlûkatımı sana teshir etmedim mi?’ diye soracak. O da;
-Evet Ya Rab!’ diyecek. Bunun üzerine O da;
-Sen beni vaktiyle unuttuğun gibi, ben de şimdi sana aldırmıyacağım! buyuracak.
Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri bir üçüncüsünü de karşısına alacak, bu kimse,
-Ya Rab ben sana, kitabına, Resûlüne imân ettim, namaz kılmış, oruç tutmuştum’ diyecek. Hak Celle ve âlâ Hazretleri de,
-Haydi senin bu dâvana şahit ikâme edelim.. buyuracak.
Derken, o kulun ağzı mühürlenip azayı bedeni aleyhine konuşmaya başlayacak... işte bu münâfıktır!.. Ondan sonra da biri şöyle nidâ eder,
-Herkes dünyada iken kime, neye inanıyor tapıyorsa onun peşine gitsin.’ Artık kimisi güneşin, kimisi ayın, kimisi de diğer putların peşine düşüp gidecek.
Bu arada ashabı salip yani salibe tapanlar, salibleriyle; putperestler putlarıyla; her mâbudun abideleri de kendi mabûdlarıyla beraber gider!"
* * *
Nitekim ibn-i Mes’ûd rivayetinde;
-Onlara ibâdet etmiş oldukları şeylerin timsali görünür, beraberce onlarla giderler. Nitekim:
-Siz de Allâh’tan başkasına ibâdet ettikleriniz de cehennemi tutarsınız!.. buyurulur.
Ve böylece yalnız bu ümmet içlerinde münâfıklar olduğu halde oldukları yerde kalırlar. Bu arada Allâhü Teâlâ Süphanehü Hazretlerinin gayrına ibâdet etmiş olanlardan, cehenneme atılmadık hiçbir kimse kalmaz!..
Nihayet fâcir olsun, hak üzere kalan ehli kitabın geri kalanı olsun, Allâhü Azze ve Cellehu hazretlerine ibâdet etmiş olanlardan başkası kalmayınca, Yahûdilerin bir takımı çağrılıp; kendilerine,
-Siz kime tapardınız?’ diye sorulacak.
-Biz Allâh’ın oğlu Üzeyri’e tapardık’ diyecekler. Bunun üzerine onlara denilecek ki,
-Siz yalan söylüyorsunuz. Allâhü Teâlâ hiçbir eş ve oğul edinmiş değildir.Şimdi söyleyiniz istediğiniz nedir?’ Onlar da,
-Ya Rab pek susadık bize su ver’ niyâzında bulunacaklar. Bu talep üzerine
-Haydi su başına gelmez misiniz? diye kendilerine işâret vaki olacak. Onlar da bir araya getirilip Nâricahim’e doğru sevkedilecekler.
O Cehennem ateşi ki; onların nazarında yalımları birbirini kırıp geçiren serap gibi görünecek ve onu su zannedip bir diğeri ardınca ateşe dökülecekler.
Sonra Hıristiyanların taifesi çağrılıp kendilerine -Siz kime tapardınız?’ diye sorulacak.
-Biz Allâh’ın oğlu Mesih’e tapardık’ diyecekler. Bunun üzerine onlara da denilecek ki,
-Siz yalan söylüyorsunuz!.. Allâhü Teâlâ hiçbir eş ve oğul edinmiş değildir. Şimdi söyleyiniz istediğiniz nedir?..’
Onlar da;
-Ya Rab pek susadık bize su ver!..’ niyazında bulunacaklar.
Bu talep üzerine:
-haydi su başına gelmez misiniz"... diye kendilerin işaret vâki olacak.
Onlar da bir araya getirilip, narıcahime doğru sevk edilecekler. O nârıcahim ki onları nazarında yalımları birbirini kırıp geçiren serap gibi görünecek ve onu su zannedip yekdiğeri ardınca ateşin için dökülecekler.
Allâhu tebâreke ve Teâlâ bundan sonra kalan mü’minlere evvela onları inandıklarından bir başka suretle gelip;
-Ben sizin Rabbinizim’ buyuracak. Onlar da o tecelli ile tanımayacakları için,
-Senden Allâh’a sığınırız!.. Rabbimiz gelinceye kadar bizim yerimiz burasıdır, bir yere ayrılmayız!... Rabbimiz geldiğinde biz onu tanırız!" diyecekler.
Allâhu Azze ve Celle Hazretleri onlara bu defa tanıdıkları bir surette gelip;
-Ben Rabbinizim!’ buyuracak. Onlar da:
-Sen bizim Rabbimizsin’ diyecekler. Ve Allâhü Teâlâ’nın onları davet buyurması üzerine ona tabi olacaklar.
Bu arada başka bir açıklama:
-Ya siz ne bekliyorsunuz?’ dendiğinde;
-Her ümmet ibâdet ettiğinin ardına düşsün! buyuracak. Onlar da;
-Ey Rabbimiz biz dünyada iken, seni tanımayan, ibâdet etmeyen insanlardan, kendilerine en ziyade muhtaçken dahi, ayrılıp semtlerine uğramazdık, onlarla görüşmezdik!’ diyecekler.
-Biz şimdikinden ziyade kendilerine muhtaç iken dahi, dünyada onlardan ayrılmıştık; onlarla hareket etmedik; şimdi nasıl olur!? Biz münadinin, her kavim vaktiyle ibâdet ettiği neyse ona kavuşsun!.. diye seslendiğini işittik. Onun için rabbımıza intizâr edip, O’nu bekliyoruz.
Cenâb-ı Rabbül Alemin onlara, iki veya üç kere:
-Ene rabbiküm! (ben sizin rabbınızım).’ buyuracak.
Fakat onlar hepsinde de,
-Senden Allâh’a sığınırız!.. Allâh’a bir şeyi şirk koşmayız!..’ diyecekler.
O derecedeki, bazıları imtihanın şiddetinden rücû eder gibi olacak. Nihayet;
-Rabbınızı tanıyabilmeniz için aranızda bir âlâmet var mıdır diye sual buyrulacak ve
-Evet’ diyecekler. Evet cevabı üzerine -keşfi şak’ olacak ve kendiliğinden, Allâh’a secde etmiş her kim varsa secde etmeye tarafı ilahiden kendisine izin verilecek. Riyâ olarak secde etmiş olan münâfıklarınsa sırtlarını Allâhü Teâlâ tahta gibi kaskatı kılacak, bunlar secdeye davrandıkça sırt üstü düşecekler. Mü’minler sonra secdeden başlarını kaldırdıklarında RAbbı müteâlilerini ilk defa gördükleri surete dönmüş bulacaklar. o zaman:
-Ene Rabbiküm’ buyurduğunda
-Ente Rabbena’(evet sen bizim rabbimizsin)diyecekler.
 

“VECH” NEDİR?
Gelelim ikinci bir noktaya...”Vech!”Vech”den murad birimin birimiyeti değildir!..Nitekim âyette;
“NE YANA DÖNERSEN ALLAH’IN VECHİNİ GÖRÜRSÜN”(2-115) diyor!..”Vecihlerini” görürsün demiyor!..Yani,yüzlerini görürsün demiyor;Allah’ ın “yüzünü” görürsün diyor!..
Senin ayrı ayrı varlıklar görmene sebep gözündeki yetersizlik demedik mi?..
Gözündeki yetersizliği,şuur kemâliyle eğer kaldırırsan,idrâkına giren sahada,yanibasiretinde varlıkların çokluğu yoktur !Gözde,çokluk vardır!..dolayısıylabasiretinde,Allah ’ın “vechinden”başka bir şey yoktur!..Yani Allah’ın çeşiitli isimlerinin manâları...Çeşitli isimlerin mânâları,aslında tek mânâdır,burayı iyi anlayalım!
Bütün isimlerle kastedilen mânâlar ayrı ayrı mânâlar olmayıp,tek bir mânâdır!..Tek bir mânâ ,değişik isimlerle,değişik mânâlar varmış şeklinde çoğaltılmaktadır!..
Aslında,bütün isimlerin müsemmâsı tek bir varlıktır!..Tek bir varlıkta tek bir mânâdır!..Değişik mânâlar,değişik isimlerle varolmaktadır.. Dolayısıyla sen,hangi mânâ yönünden ele alsan,o tek varlığı ele almış,tek kaynağı ele almış olursun ki;işte çokluk-teklik noktası bu ince noktada birleşmektedir!..Burada tek,çok olmaktadır!..
Yani,çokluk,isimlerde meydana gelmektedir.. Aslındamânâlar yok,tek bir mânâ yapı var!..O tek mânâ,değişik yönler itibariyle ele alındığı için,değişik mânâlar varmış gibi bir husus ortaya çıkıyor. Yani mânâlar itibaridir.. İzafidir.. Aslında bir mânâ yapı vardır.
Bütün mânâlar tek bir Ruh’ta mevcuttur!..Tek bir ruh vardır!...
Bu tek ruh,değişik özellikleri veya değişik kabiliyetleri veya değişik ortaya koyabileceği şeyler dolayısıyla,ayrı ayrı varlıklarmış gibi mütalâa edilmektedir. Halbuki mânâ yapı tek,varlık da tek!..Bu tek olan varlık,değişik oluşlar meydana getiriyor...TEK’ten çok özellik sonucu,çok şey seyrediliyor ve çok varlık var,sanılıyor.
Buna misâl yollu şöyle yaklaşalım. Şimdi Ahmed diyoruz.. Ahmed dediğimiz tek bir varlık değil mi?..Ahmed’in cömertliği var,Ahmed’in yürekliliği var,Ahmed’in boynu büküklüğü var...Şimdi cömertlik,cesurluk,düşüncelilik dediğimiz hep aynı Ahmed’e ait değil mi?..Evet!..Peki bu ayrı ayrı mânâlar, Ahmed’de ayrı ayrı mânâ yapılar olarak mı var?...Yani,bu isimlerin mânâları ayrı ayrı mânâlar olarak mı var Ahmed’de? Hayır!..Değişik olarak ortaya koyduğu fiillere verdiğimiz isimler bunlar!..
Eğer bir olay gördüğü zaman,o olaya arkasını dönüp gidiyorsa,korkak diyoruz!..Yani isimler,fiillerden doğuyor!Ahmed’in ortaya koyduğu mânâ,ortaya koyduğu fiil,bir mânâ ile yorumlanıp,onda bu mânâ da vardır deniyor...
Eğer ki isimleri kaldırırsan varlık tek olarak gözükür!..Varlığın tekliğini müşahede edersin!..Eğer isimleri kaldırmaz da;yani fiillere nisbetle isim vermede devam edersen,çok mânâlar varmış gibi gelir;çok isimler varmış gibi olur!
İsimlerin varlığı aslında fiile dayanır!..Fiil olmadığı zaman,ismin mânâsının varlığı da kalmaz!..
Allah’ın ,isimleri olması varlığın varolmasından sonradır bir başka anlamda!..
Varlık varolmadan evvel. yani fiiller boyutu olmadan evvel,isim boyutu da yoktu zaten;isim boyutu olmadığı gibi o mânâlarda yoktu!..
Bu mânâlar yoktu sözünü,tasavvufta nasıl ifade ediyorlar,mânâlar bâtındaydı diyorlar! Kendindeydi,özündeydi!Özündeydi hükmünü de nereden veriyorsun?...Fiile dayanarak veriyorsun.. Fiil olmayınca,zaten o mânâ olmayınca mânâ yok hükmündedir. Mânâlar sonradan varolmuştur...
Dolayısıyla,yüz tek bir yüzdürve fiil âleminde eğer basiretinle bakarsan,tek bir yüzü görürsün!..Ama yüzün tek olması,fiillerin çokluğu,dolayısıyla da mânâlar çoktur denir...Basirete göre zaten varlık tektir!..
Ancakbasiretinin verdiği teklikle,fiiller düzeyinin verdiği çok oluş sende aynı anda müşahede edilmelidir...
Şayet biri,diğerine ağır basarsa,mutlaka bir taraftan Hak’kı inkâra sapmış olursun!..
Çokluğu inkâr,hak’kı inkâr olur!...Tekliği inkâr yine Hak’kı inkâr olur!..
Çokluk altındaki varlığı inkâr ettiğin zaman,çokluk adı altındaki varlık,gene onun varlığıdır!..Tekliği kabul et çokluğu inkâr et,Hak’kı inkâr edersin!..Çokluğu kabul et,tekliği kabul etme,yine Hak’kı inkâr etmiş olursun!..

SÜNNET Mİ KAZA MI KILALIM
Ebû Hureyre radıya’llâhu anh şöyle nakletti:
Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem’den şöyle işittim:
-Kıyâmet gününde kulun fiîllerinden hesab vereceği ilk şey namazdır!.. Eğer tam ve sahih olursa kurtulur ve gayesine ulaşır. Eğer bozuksa mahrum olur, hüsrana düşer!.. Şayed farzlardan eksikleri var ise. Rabbi tebâreke ve teâlâ
-Bakın, kulumun nafileleri var mı?..’ der.
Farzlardan eksik kalanı böylece tamamlanır.
Ve sonra sâir âmeli bu minvâl üzere olur.’(Tırmizî)
Bu hadîs-i şerîf esasen sünnet mi kılmalı-kaza mı kılmalı tartışmalarını kökünden kesip atan çözümü bildirmektedir.
Kişinin esasen üzerine farz olan 17 rek’ât namazdır; ki bunlar, 2 rek’ât sabah, 4 rek’ât öğle, 4 rek’ât ikindi, 3 rek’ât akşam, 4 rek’ât yatsı namazlarıdır; bir de 3 rek’ât vitrin gerekliliği söz konusudur. Bunların dışındaki "
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   16

Benzer:

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! iconMüctehidin bir meselede, kendi kanaatince o meselenin benzerlerine...

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! iconDemokrasi, seçimler ve bu sistemlerde çalışmanın hükmü

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! icon16 hükmü uyarınca verdiğim cevaplardan ibarettir. II- cevaplarimiz

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! iconİlgili ab mevzuatı Hükmü Taslak Metindeki hüküm

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! iconBiz her daim bir araya gelip bir olur, biz oluruz

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! iconAnayasa Mahkemesi Kanuni Temsilcilerin Kusursuz Sorumluluk Hallerine...

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! icon1 Aşağıdakilerden hangisi bir alana izinsiz veya yasak eşyalarla...

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! iconUlaşması adına olabilecek en sıkı kalite kontrolü ile üretilmiş ve...

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! iconŞekil 54 ve Şekil 55’de vücudun görünebilen yüzeysel kasları yer...

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! iconDöküntü, bir hastalığın neden olduğu, görülebilir bir lezyondur....


Yasa




© 2000-2018
kişileri
d.ogren-sen.com