Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur!


sayfa5/16
d.ogren-sen.com > Coğrafya > Ders
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   16
- Doğru olun ve mutedil davranın. Çünki cennete girecek kişi, her ne âmel işlemiş olursa olsun, onun âmeli cennet ehlinin ameli ile son bulacaktır!.. Cehenneme girecek kişi de, ne âmel işlemiş olursa olsun cehennem ehlinin ameli ile ameline son verecektir!.. Rabbimiz KULLARIN KADERİNİ TAYİN ETMİŞTİR!.. Bir bölük cehennemdedir!..
* * *
İbn-i Mes’ûd radıyallâhu anhden:
-Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem bize hutbe irâd ederek:
-Hiç bir şey, hiç bir şeye hastalığını bulaştıramaz!..
Bunun üzerine bir a’rabî sordu:
- Ya Rasûlullah, haşefesi uyuzlu erkek deveyi ağıla alıyoruz ve sonra bütün develeri uyuz yapıyor!?..
Rasûlullah şöyle buyurdu:
- O halde birinci deveyi uyuz yapan kimdir?.. Advâ ve sefer yoktur!.. ALLAH HER NEFSİ YARATMIŞ ONUN HAYATINI, RIZKINI, KARŞILAŞACAKLARINI TAKDİR ETMİŞTİR!
* * *
Buharî’den. Ebû Hureyre radıya’llâhu anh’dan.
Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
- Hiçbir kişiyi onun güzel işi ve ibâdeti cennete koyamaz!..
Bunun üzerine ashabı sordu:
- Seni de mi koymaz Yâ Rasûlullah?..
Resûli Ekrem şöyle cevab verdi:
- Evet, beni de!.. Allâh’ın fazlı ve rahmeti beni kuşattığı için cennete girerim. Bu sebeble ashabım iş ve ibâdetinizde ifrat ve tefritten sakının. Doğru yoldan gidip Allâh’a yaklaşınız. Sakın hiç biriniz ölümü temenni etmesin!.. Çünki o, hayır sahibi ise, hayrını arttırması umulur; günâhkâr ise tevbe ederek ölmesi beklenebilir. (Tecrid-1918)
* * *
Abdullah bir Amr radıya’llâhu anh’den rivayet olunmuştur:
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
- Muhakkak yüce Allâh yarattıklarını bir karanlık içinde yarattı. Sonra onlara nurundan saçtı!..Bu nurdan nasibini alan kimse hidayete erdi!.. Nasibini alamayan da delâlete saptı!.. Bunun için ALLAH'IN İLMİNE GÖRE KALEM KURUDU!..(Tırmizi-2780)
* * *
Zeyd bin Sâbit radıya’llâhu anh şöyle dedi:
Ben Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem’den duydum şöyle buyurdu:
- Eğer Allâh sahibi olduğu göklerin halkını ve yerin halkını azâblandırsa idi, onlara zulmetmeden azâb vermiş olurdu!..
Eğer, onlara merhamet etse idi, Allâh’ın rahmeti onlar için, kendileri için işledikleri âmellerinin karşılığından daha hayırlı olurdu.
Ve eğer senin, Uhud Dağı kadar altının olup, hepsini Allâh yolunda harcamış olsaydın; Sen, kaderin hepsine inanmadıkça ve SENİN BAŞINA GELMİŞ OLAN ŞEYLERİN GELMEMESİNİN MÜMKÜN OLMADIĞINI; ve başına gelmemiş olan şeylerin de gelmesine imkân olmadığını bilmedikçe (kabul olmazdı). Kezâ anlatılan bu inançtan başka bir akide üzerine ölürsen şüphesiz cehenneme gireceğini kesin olarak bilmedikçe, senden kabul edilmezdi.(İbn-i Mâceh-Mukaddime)
* * *
Süraka bin Cü’şum radıya’llâhu anh’den rivayet edildiğine göre, kendisi şöyle demiştir:
Ben Resûli Ekrem sallallâhu aleyhi ve selleme dedim ki:
-Yâ Rasûlullah!.. AMEL, kaderleri çizen kalemin yazdığı mukadderâtın cümlesinde mi ki, artık kalem onun işini tamamlamış ve kurumuştur?.. Yoksa AMEL,(için geçmişte bir kader sözkonusu olmayıp)istikbalde takınacağı tavra göre mi?..
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu:
-FİİLİN, kader ile tesbit edilmiş olan mukadderâttan olup, kâlemin yazıp kuruduğu hususlar içindedir!.. Herkes ne için yaratıldı ise ona müyesser kılınır!.. (İbn-i Mâce Mukaddime)
 

VARLIĞIN ÖZÜNDEKİRUH-ÜL KUDS
Tasavvufun “hakikatı”bahsinde yazılmış en değerli eserlerden biri olan “İNSAN-I KAMİL” de-Osmanlıca tercemesi Abdülaziz Mecdi Tolun,Türkçe tercemesi de rahmetli Abdülkadir Akçiçek tarafından yapılmıştır-“RUH-U A’ZAM” ve “RUH-UL KÜDS” hakkında çok değerli bilgiler anlatılmıştır...Bu konuyu tasavvu ıstılahıyla incelemek isteyenler adı geçen eserlerden yararlanabilirler.
Evet,Abdülkerim Ceyli-Hazreti Peygamber Aleyhi’s-selâm’ın veAbdülkkadir Geylâni hazretlerinintorunlarındandır.”İNSAN-I KAMİL” isimli eserinde varlığın oluş boyutlarından bir boyut olan ve tüm varlığa yaygın olan “RUH-ÜL KUDS” bahsinde özetle şunları anlatıyor;
Bilesin ki Ruh-ül Kuds ruhlarında ruhudur”Yani,insanlarda mevcut olan izâfi ruh dediğimiz,yaratılmış ruhları meydana getiren esas Ruhtur! “Ve o kün emri şümulü altına girmekten yana münezzehtir.Sonra onun için mahlùktur denemez!Çünkü o,yani Ruh-ül Kuds,Hak’kın has yüzlerinden bir yüzdür.Ve varlık,o yüzle kaimdir!..O bir Ruh’tur ama diğer ruhlara benzemez!..Zira o,Allah’ın Ruh’udur ve Adem’e bu ruhtan üflenmiştir.Nitekim âyeti kerime ile bu manâya işaret edilmiştir.
“ONA RUHUMDAN NEFHETTİM” (38/72)
Bu manâdan da anlaşıldığı gibi,Adem’in ruhu yaratılmıştır;ama Allah’ın Ruhu yaratılmış değildir! Çünkü o Ruh-ül Kuds’tür,yani o kevni noksanlardan yana münezzehtir-temizdir.
Kevni noksanlardan yana ne demek;varoluş,terkibiyet hükmünün meydana getirdiği kısıtlamalardan yana münezzehtir!..Varoluş itibariyle meydana gelen kısıtlamalar onda mevcut değildir.
Bu Ruh o ruhtur ki,ondan anlatılırkenmahlùkattaki “Allah’ın Yüzü” tâbiri kullanılır;ve âyeti kerimede şöyle bahsedilir bundan;
“NE YANA DÖNERSEN;ALLAH’IN YÜZÜ ORADADIR:”
Bunun daha açık manâsı şudur:Bu Ruh-ül Kùds o Ruh’tur ki,bu kevni varlığa Allah bir varlık vererek,O’nunla kaim kılmıştır.”
Bu varlık,bu ruhla kaimdir.Yanivarlığın aslı bu ruhtur.
“İşte bu varlık sayesindedir ki dış duygularınızla bu duygular âleminde ne yana dönerseniz;fikrinizle,bu akılla anlaşılır şeylerle ne yana çevirilirseniz bu Mukaddes Ruh orada kemâliyle aynen vardır.Çünkü o,Vechi İlâhi’den ibarettir!..Varlık ise bu vechi ilâhi ile kaimdir...Bu Vechi İlâhi de herşeyde vardır!Çünkü Allah’ın Ruhudur.Birşeeyin ruhu da o şeyin kendisidir,nefsidir.Bu durumda varlık Allah’ın nefsi ile kaimdir,yani kendisiyle.Çünkü onun nefsi,Zâtı’dır.
Bilesin ki bu hisler çeşidinden her şeyin bir ruhu vardır ki ; suret onunla kaimdir.Bu suretin ruhu lâfız içindeki mânâ gibidir.ve bu mahlùk ruh onunla kaimdir...İşte bu ruh Ruhül Kùds’tür!bir kimse buRuh-ül Kùds’e bakıp,insanca gördüğü zaman,onu mahlùk olarak görür.Çünkü iki kıdemin bir araya gelmesi mümkün değildir.
-“Şiimdi insanı ele alalım.İnsanın bir cesedi vardır,onun sùretidir.İnsanın bir sırrı vardır,bu onun mânâsıdır.İnsanın birsırrı vardır,bu onun ruhudur.İnsanın bir de vechi vardır.İşte buna Ruh-ül Kùds,sırrı ilâhi veya Vücùdu Sari denir.Yine iinsan üzerinde duralım,daha başka açıdan devam edelim...
İnsanın,sùretinin...Ki bu sùretede beşeriyet ve şehvaniyet tâbiri kullanılır...Evet; insana bu sùretinin iktizası olan şeyler galip gelirse;o zaman ruhu tabii kalıntılar kazanmaya başlar...Ki onun sùretinin aslı da budur...Yani ruhudur..Sùretinin kaynak mahalli de odur...Böyle olunca asli âlemi karışır çünkü o sùretine beşeriyetinin iktizası şeyler yerleşmiştir...Ruhi serbestliği gitmiş,sùretle bağlantı kurulmuştur.Böylece; Tabiat ve âdet zindanına girmiş olur!..Onun dünya evindeki bu hâli ; âhiretteki sicciyn misâlidir.Belki de ruhunun karar kıldığı âhiret sicciyninin aynıdır.Ancak âhiretteki zindanında görülür,elle tutulur gibi bir ateş içindedir!..daha açık mânâsıyla sicciyn cehennemdir.İşte o cehennem ise..Dünyada,anlatılan mânayadır..Ahirette ise,mâna olanların bariz bir şekilde görünür şekilleri,belli sùretleri vardır.Bu mânayı iyi anla!..
Yine insan üstünde duralım.Üstte anlatılanın aksini anlatalım.
Bir insana ruhani işler üstün gelirse;bu da sağlam düşünce,az yemek,az konuşmak,az uyumaklamümkün olur .bir de,beşeriyetinin gerektirdiği işleri bırakmakla!..
İşte o zaman,insanın heykeli letâfet kazanır.Bu kazancı ki elde etti;su üstünde yürür,havada uçar,duvarlar onun görüntüsünü perdelemez,uzaktaki yerler ona uzak gelmez. Bundan sonra ruhu engellerin olmadığı bir mahalde yerleşir ki,bu engeller beşeriyet iktizası olan şeylerdir.
Böylece en yüksek mertebeye ulaşır bu kişi.Bu mertebede ruhlar âlemidir,seerbesttir.Cisimlerle komşuluğu sebeiyle hâsıl olan bütün bağlardan âzadedir.
Yukarıda anlatılanın ilerisine geçen insan da vardır.bu da ilâhi işlerin kendisinde üstünlüğünü göstermesiyle başlar.Allah için olanları müşahededen ileri gelir.Bu türden müşahede edilenler ise,Allah’ın güzel isimleri ve sıfatlarıdır.Anlatılan müşahedeye nail olan kimse,beşeri ve rùhi yönden iktiza eden şeylerin varlığı ile birlikte kudsi bir varlıktır.
Beşeriyetin iktiza ettiği şeyler odur ki;bu cesedin kıyamı onlarladır.Tabiatın ve ruhun mutadı olan işlerse insanın namus kıyamını sağlayan işlerdir.Bunlarmakam sahibi olmak,istilâ,yükseklik talebi gibi şeylerdir.Çünkü insan rùhi yönden yücedir bu gibi şeyleri hattâ başkalarını da taleb eder.
Ancakinsan bu anlatılan ruhi ve beşeri işleri bir yana bırakıp,aslı olan sırrı müşahedeye devam ederse ki bu onun aslıdır.İşte o zaman ilâhi sırrın hükmü zuhur etmeye başlar.Durum böyle olunca insanın heykeli ve Ruhu beşeriyet çukurundan kalkar,tenzih kudsiyetinin zirvesine çıkar,işte o zamanhak onun kulağı,gözü,eli,dili olur..”
Şimdi burada Hazret tarafından anlatılmak istenen mânâ şu:Senin,terkibiyet hükmünden doğan belli bir tabiatın ve duygular âlemin var.Bu senin beşeriyetin!..Beşeriyet yanın!...
Varlık,bu bürünmüş olduğu tabiat hükümleri,duygular içinde olduğu sürece,ister istemez terkiplik oluşumunun sonucu olarak yaşamına devam eder...Bu arada tefekkür edebilir,tahayyül edebilir,seyredebilir,ancak bütün bunlarda kendi terkibiyet halini aşamaz!..
kendi varlığının hakikatını bilir...Kendi varlığının,hakkın isimleriyle meydana geldiğini bilir...Bubilişiyle,”men arefe” sırrı denen,”nefsinin hakikatını bilen rabbının hakikatını bilir”hükmü ile,Rabbının ilâhi isimler olduğunu bilir!...Bu ilâhi isimlerin hükmünün kendisinde yürüdüğünü görür...kendisinin,bu ilâhi isimlerin varlığından baaaşka bir şey olmadığını müşahede eder!..
Fakat bütün müşahedesine rağmen,gene detabiat ve duygular kendisinde hâkimdir!..Olaylar kendisine yön çizer,kendisi olaylara yön çizemez!...çünkü onda hâkim olan terkibiyettir!..Tâbi olması hasebiyle de olaylar onun yönünü çizer.
Burada olaylara tâbi olan,yarın cehennemde,tabii olarak meydana gelen olaylarla azâptadır!Burada olaylara yön çizebilen,yarın cennettedir!..Cehennemden kurtulur,orada olaylara tâbi olmaktan çıkar,çıkması hasebiylede Allah onda her an yeni bir yaratıştadır,dolayısıyla da hâli cennettir!..
Aksi halde bukişinin ,kendi nefsinin hakikatını bilmesi,kendini bilmesi demek değildir!..
Nefsinin hakikatını bilmesi rabbını bilmesidir!..
Kendi aslı ve zâtı olanAllah ’ı bilebilmesi için,mutlaka ve mutlaka kendi terkibiyet oluşumundan çıkması şarttır;bu da fiil âleminde olaylara yön verir duruma girmesi,taiâtının ve duygularının istediği şeyleri terketmesiyle mümkündür!..
tabiâtının ve duygularının istediği şeylere tâbi olması demek,terkibiyetinden doğan davranışların kendisinden çıkması demektir!..Bu şartlar altında da onun bildiği,ancak terkibinin hakikatı ,yani Rabbıdır. Ve bu da onun cehennemini meydana getirir!..
Olaylara tâbi olmak ne demek?..senin belli bir terkibin var?..Bu tâbii terkibin dediğimiz şeyi beyindeki çeşitli mânâlara dönük açılımlar ve şartlanmalar ile alışkanlıklar dediğimiz şeyler meydana getiriyor!..Bu şartlanmalar ve alışkanlıklarla,belli olaylarla karşılaştığın anda,o olaylara sen tabiâtın istikametinde olmak kaydıyla,alışkanlığın neticesi belli bir davranış ortaya koyuyor musun,koyuyorsun!..
İşte bu ortaya koyduğun davranış,olayların sana hükmetmesi denen şeydir!..Peki olayların bana hükmetmesi değil de;benim olaylara hükmetmem sözkonusu olursa,benim ne türlü davranmam gerekir!..senin o türlü davranman gerekir ki,o davranış senin tabiâtının veya alışkanlığının veya şartlanmanın sonucu olmayıp;ilâhi düzeni veya geçerli mekanizmayı müşahede ederek, o anda senin birimselliğin açısından enuygun olan davranışı ortaya koymaktır.Senden,bir davranış çıkacak,bu davranış,mekanizmanın çalışması işlevine göre,senin yönünden,senin saadetini gerektirecek biçimde olacak!..Alışkanlığın yönünden şartlanman yönünden değil!Böyle olmadığı takdirde ,yapının gerektirdiği davranış olur ki,böylece sen olayların akışında olaylara tabi olmuş olursun!..
Dinin mânâsı senin ebedi saadetini meydana getirecek ilâhi hükümler,değil miydi?..senin saâdetin derken,senin saâdetinden murad nedir?...Zâtını ve sıfatını,belli terkib kayıtlarının ötesinde kendini tanıman değil miydi?Bu terkib kaydından kurtulman için de senin,terkibinin gerektirdiği davranışları terkedip,ilâhi isimlerin genişliği içinde,belli davranışları ortaya koyman icab etmiyor mu?..İşte bu davranışı,ortaya koyabilirsen,terkib zorlanmasını kırmış,terkib sınırlarını aşmış,ilâhi isimlerin genişliğinde bir davranışı ortaya koymuş olursun!...
Bu ortaya koyduğun davranış,olayların sana hükmetmesi değil ; olaylara karşı senin ikinci bir yön vermen şeklinde değerlendirilir!..
Senin karşılaştığın bir olay var.. Bu olay,bireysel mânâda herhangi bir maddi menfaatini veya dünyalık bir menfaatini sağlayacak veyahut ta seni toplumsal şartlanmaya uygun bir davranışa itekliyor...
Meselâ bir arkadaşını ,her görüşte “selâm” diyerek selamlaşıyorsun...Bu senin normal şartlanmanın gereği olarak,yaptığın bir davranış!..Şimdi yapılacak şey şu; gene selâm vereceksin!..Ama“Esselâmu aleyküm” diyeceksin!..
Esselâmu aleykümderken “selâm”isminin mânâsını,evvelâ senin idrak etmiş olman lâzım!..”Selâm” ismi,selâmete çıkma mânâsındadır!..
Sen”den,selâmete çıkma!..Terkib kayıtlarından selâmete çıkma!..
Selâm isminin mânâsı,ilâhi isimlerde yüzme,gezme,o mânâlar içinde seyretmek halidir!..Ancak bu daAllah ’ı bilmekle mümkün olur.. Yani,sen ona “selâm olsun sana”dediğin zaman,terkib kayıtlarından âzâde olma,kurtulma,selâmete erme mânâsında olarak bilinçli şekilde , böyle bir temenni ile selâm vermelisin!..
Bunu yaptığın zaman,bunda bir şartlanma,bir alışkanlık bir tabiât terkibi sözkonusu olmayıp;şuurlu olarak ortaya koyduğun bir fiil ve karşındakine şuurlu olarak bir yönelme sözkonusudur!..
Böyle davranabildiğin zaman,olaya “sen” hükmetmiş olursun!..Şuurlu olarak!..Kendin yön vermen kaydıyla.. Ama bu böyle olmayıp da ilk anlatılan biçimde olursa,o terkibinin gerektirdiği,şartlanmanın ortaya koyduğu bir alışkanlığın dile gelişidir..

BU AYET ve HADİSLERE

İNANIYOR MUSUNUZ
KADER konusunda nakletmiş olduğumuz sayısız Hadîs-i şerîflerden sonra, yarım akılları ve çalışmayan beyinleri ile bu hadîslere karşı çıkmak cür’etini gösterecek sözde âlimlere yine şu buyruğu Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem ile ikâzda bulunmak isterim:
* * *
Ebû Hureyre radıya’llâhu anh’den.
Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
- Okunmakta olan hadîsimi koltuğuma yaslanmış olarak herhangi birinizin dinlemesini ve sonra da okuyana, dediği kat’iyyen bilmeyeyim!.. Söylenen o sözü ben söyledim.’
* * *
Herhangi bir Hadîs-i şerîf nakline karşı, ama falanca âlim ya da filanca velîde böyle söylemiştir gibi verilen cevablar son derece yanlıştır. Bu, Rasûlullah öyle demiş ama, onun kadar değerli filanca da böyle demiş diyerek ikisini karşılıklı kefeye koymak olur ki, son derece anlayışsız, basîretsiz bir harekettir. Bırakın, ümmetten falanca ya da filanca âlimi veya ârifi; yukardaki Hadîs-i şerîfte olduğu gibi, bir hadîs-i nakletmek gayesiyle âyetten sözedilmesi bile son derece çirkin bir davranış olur.
Bu sebebledir ki; Ebû Hureyre radıya’llâhu anh, İbn-i Abbas radıyallâhu anha;
- Ey yeğenim, ben sana Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemden hadîs rivayet ettiğim zaman, ona karşılık olarak darbı meselleri anlatmaya kalkma!.. demiştir.
* * *
Bize düşen iş, öncelikle itirazsız Rasûlullah’dan geleni olduğu gibi kabûl etmektir. İkinci aşamada ise, bu kabûl ettiğimiz şeyin şayet ille anlamak istiyorsak neden, nasıl olduğunu, araştırmaktır. Bulabilirsek, ne âlâ!.. Bulamaz isek, bu defa o konuyu olduğu haliyle kabul etmiş olarak araştırma konumuzu zamana bırakmaktır. Şayet reddedersek, o konuda kendimizi ebedî olarak o ilimden mahrum bırakmış oluruz’.
Şurası kesin bir gerçektir ki. Rasûlullah, Allâhü Teâlâ’nın bahsetmiş olduğu olağanüstü yanıyla, yani "
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   16

Benzer:

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! iconMüctehidin bir meselede, kendi kanaatince o meselenin benzerlerine...

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! iconDemokrasi, seçimler ve bu sistemlerde çalışmanın hükmü

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! icon16 hükmü uyarınca verdiğim cevaplardan ibarettir. II- cevaplarimiz

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! iconİlgili ab mevzuatı Hükmü Taslak Metindeki hüküm

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! iconBiz her daim bir araya gelip bir olur, biz oluruz

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! iconAnayasa Mahkemesi Kanuni Temsilcilerin Kusursuz Sorumluluk Hallerine...

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! icon1 Aşağıdakilerden hangisi bir alana izinsiz veya yasak eşyalarla...

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! iconUlaşması adına olabilecek en sıkı kalite kontrolü ile üretilmiş ve...

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! iconŞekil 54 ve Şekil 55’de vücudun görünebilen yüzeysel kasları yer...

Ilâhi hükümlerden bir hükmü veya Rasùlullah’ın bildirdiği hükümlerden bir hükmü reddederse, o reddettiği hükümle,hakikatı reddetmiş olur! iconDöküntü, bir hastalığın neden olduğu, görülebilir bir lezyondur....


Yasa




© 2000-2018
kişileri
d.ogren-sen.com