Raporu şubat 2006


sayfa5/40
d.ogren-sen.com > Coğrafya > Raporu
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   40

2.1.2. Türkiye’nin Maden Potansiyeli Açısından Durumu

Bir ülkenin maden varlığı açısından durumu, hem uzun vadeli kalkınma planları, hem de madencilik politikaları açısından önemlidir. Ülkemizin maden potansiyeline ilişkin değerlendirme aşağıdaki kriterlere göre yapılmıştır.

2.1.2.1. Kaynak Yeterliliğine Göre Değerlendirme

Kaynak yeterliliği ölçüt alındığında, sahip olduğu maden kaynakları ihtiyacını karşılamaya yeterli ya da onu aşan bir ülke, ilgilenilen maden kaynakları açısından yeterli ya da zengin, aksi durumunda fakir kabul edilebilir. Bu kriter kaynak-ihtiyaç değerlendirmesi açısından önemlidir.

Kaynak yeterliliği açısından değerlendirildiğinde, başta endüstriyel hammaddeler olmak üzere çoğu maden açısından ülkemizin kendine yeterli kaynaklara sahip olduğu görülmektedir. İhtiyacımızın büyük kısmını tümüyle yurt içi kaynaklardan temin ettiğimiz hatta bir kısmını ihraç ettiğimiz madenler şunlardır: Mermer, bor, krom, linyit, feldspat, perlit, pomza, sodyum sülfat, stronsiyum, kaya tuzu, barit, manyezit, lületaşı, dolomit, alçıtaşı, kuvarsit, silis kumları ve pirofillit.

İhtiyacımızı tümüyle ya da kısmen ithalat yoluyla karşıladığımız madenler ise; başta enerji hammaddeleri petrol, doğal gaz, kömür olmak üzere, alüminyum, civa, volfram, kurşun, çinko, kadmiyum, asbest, diyatomit, olivin, kaolen, nadir toprak metalleri olarak sayılabilir. Bu durumun nedeni olarak, kaynak yetersizliğinin yanısıra, kaynakların kalitesinin uygun olmayışı ve/ veya değerlendirmek için gerekli teknoloji ve sermayenin yetersizliği de sayılabilir.

2.1.2.2. Rezerv Payına Göre Değerlendirme

Bu değerlendirmede kriter, dünya maden kaynakları içinde ülkenin payıdır. Ülkemiz dünya kara yüzölçümünün % 0,5’ine, dünya nüfusunun % 1’ine sahiptir. Dünya maden rezervleri içinde Türkiye’nin payı, bu oranlardan seçilen birine göre fazlaysa ülke zengin, az ise fakir demektir. Bu yaklaşımla dünya rezervleri içinde % 0,5’ten fazla paya sahip olduğumuz madenler ülkemiz için önemli madenler olarak nitelenebilir. Bor, feldspat, barit, stronsiyum tuzları, manyezit, diyatomit, fluorit, linyit, trona, volfram antimuan, civa, altın gümüş, çinko, kurşun ve krom dünya rezervleri içinde % 0,5’den fazla paya sahip olduğumuz madenlerdir. Literatürde karşılaştırma yapabilecek veriler bulunmamasına rağmen mermer, perlit, pomza, bentonit, kaya tuzu, jips, kalker, marn, zeolit, sodyum sülfat, toryum, nadir toprak metalleri, olivin, asbest, lületaşı, sepiyolit, pirofillit, dolomit, kalsit, kuvars-kuvarsit, silis kumu, zımpara ve kireçtaşında dünya rezervleri içinde % 0,5’den büyük paya sahip olduğumuzu söylemek mümkündür.

Petrol, taş kömürü, doğalgaz, demir, bakır, manganez, nikel, kobalt, molibden, arsenik, uranyum, kükürt, fosfat, vollastonit, mika, talk, süs taşları ise fakir olduğumuz madenlerdir.

Dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden sadece, elmas, platin grubu metaller, kalay, titanyum, zirkon, vanadyum, potas, lityum mineralleri, andaluzit, sillimanit, brom-iyot, güherçile ve korindonun işletilebilir nitelik ve nicelikte hiçbir kaynağı ülkemizde bugüne kadar saptanamamıştır.

Türkiye’nin toplam birincil enerji tüketimi içinde fosil yakıtlar %90 paya sahiptir. Fosil yakıt tüketiminin ise %80’i ithalat yoluyla karşılanmaktadır. Bu durum, enerji açısından ülkenin dışa bağımlılığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Buna kaşılık, kalite sorunları olmakla birlikte Türkiye’nin önemli bir linyit potansiyeline sahip olduğu da bilinmektedir. Bu çerçevede linyit potansiyelinin değerlendirilmesi için gerekli tedbirlerin alınması ülkenin öncelikli sorunları arasında yer almaktadır. Diğer taraftan, teknolojik sorunların çözülebilmesi koşuluyla, Türkiye bir nükleer enerji hammddesi olan toryum açısından da önemli bir potansiyele sahiptir.

Demir-çelik başta olmak üzere ülkemizdeki alüminyum, bakır izabe ve ferro krom tesisleri yurtiçi metal madenciliğimize dayalı olarak kurulan sanayilerimizdir. Buna karşılık söz konusu ürünlerde ferrokrom hariç Türkiye kendi kendine yeterli olmaktan uzaklaşmış ithalata bağımlı hale gelmiştir. Ancak, ülkemizin metalik madenlerde önemli bir potansiyele sahip olduğu da bilinmektedir. Özellikle altın, çinko- kurşun, bakır, krom, gümüş bunlar arasında en önemlileridir. Son yıllarda metal fiyatlarındaki artışlar ülkemizde metal madenciliğine olan ilgiyi yeniden artırmıştır. Bilindiği gibi Türkiye dünyanın en önemli altın ithalatçılarından birisidir. Türkiye yılda 250 ton civarında altın ithal ederek işletmekte ve mücevher olarak ihraç etmektedir. Ülkede var olduğu bilinen altın madeni potansiyelinin değerlendirilmesi, Türkiye’nin söz konusu ticaretten elde ettiği kazancını önemli ölçüde artıracaktır.

Türkiye’deki cam, seramik, çimento, alçı, hafif yapı malzemeleri, gübre, boya, tuğla-kiremit, mermer sanayileri ülkemizdeki endüstriyel hammaddelere dayalı olarak kurulan önemli sanayi dallarıdır. Söz konusu sanayiler yurtiçi madenciliğe dayalı olarak kurulmuş olmakla birlikte, bugün Türkiye gerek ihtiyacın büyümesi ve gerekse kalite problemleri nedeniyle önemli miktarda endüstriyel hammadde ithal eder duruma gelmiştir.

Ülkemizdeki endüstriyel hammaddeleri 5 grupta toplamak mümkündür.

  1. Zengin rezervlere sahip olduğumuz ve yeterince değerlendirdiğimiz mineraller; bor tuzları, mermer grubu, manyezit, barit, tuz (kaya tuzu), feldspat grubu, Na2SO4 bentonit grubu, pomza, jips, kuvars-kuvarsit, silis kumları, perlit, dolomit, zımpara, lületaşı, pirofillit, kalsit, stronsiyum tuzları...

  2. Zengin rezervlere sahip olmakla beraber etüt eksikliği, yatırım yapılmaması veya pazar bulunamayışı gibi sebeplerle yeterince değerlendiremediğimiz mineraller; trona, asbest, flourit, disten, zeolit, basnazit (nadir topraklar), olivin, şiferton, sepiolit, vermikülit, flogobit, arduvaz, huntit, glokonit...

  3. Rezervleri yetersiz olan aranması gereken mineralle; fosfat-apatit, kükürt, grafit, boya toprakları, kil grubu, mika grubu, talk, arsenik...

  4. Ülkemizde bugüne kadar işletilebilir hiçbir yatağı bulunmayan mineraller; potasyum tuzları, lityum mineralleri, rutil (titan mineralleri), zirkon, andaluzit, silimonit, korindon...

  5. Rezervleri ve işletilmeleri normal düzeyde bulunan mineraller; kaolin, boksit, diatomit, alünit, wollastonit (grena), süs taşları, nefelinsiyenit, tras, yapı taşları, kalker-marn, kum-çakıl, tuğla toprakları...

2.1.2.3. Rezerv Durumu

Türkiye’nin maden potansiyeli genel olarak; “çeşitlilik ve miktarı açısından zengin, ancak birkaç örnek dışında dünya ölçeğinde rezervleri sınırlı” olarak tanımlanmaktadır. Rezervler yönünden diğer bir sorun ise cevher kaliteleri ile ilgilidir. Gerçekten, Türkiye’de hemen her türden maden varlığına rastlanmaktadır. MTA tarafından yapılan bir araştırmaya göre günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden bugüne kadar sadece 13'ünün ülkemizde varlığı saptanamamıştır. Ülkemiz, geri kalan 50 çeşit maden açısından zengin ya da çok zengin, 27 çeşit maden bakımından ise yetersiz kaynaklara sahiptir. Ancak, var olan maden yataklarının bir çoğunda, en azından bugün için, bilinen rezerv miktarları veya cevher kaliteleri ekonomik işletmecilik için yeterli veya uygun değildir. Özellike, enerji hammaddeleri açısından Türkiye’nin zengin olduğunu söyleyebilmek zordur. Buna karşılık başta bor, trona, mermer, feldspat, manyezit, alçıtaşı, pomza, perlit, stronsiyum ve kalsit olmak üzere Türkiye dünyanın sayılı zengin ülkelerinden birisi konumundadır. Sonuç olarak, gerek yüz ölçümüne ve gerekse nüfusuna oranla Türkiye’nin maden potansiyeli açısından şanslı ülkelerinden birisi olarak değerlendirilmesi mümkündür.

Konu hakkında daha açık bir fikir verebilmek amacıyla, Türkiye’nin bilinen maden rezervleri miktar ve ortalama tenör değerleri itibariyle aşağıdaki tabloda (Tablo:7) özetlenmiştir.
Tablo-7: Türkiye Maden Rezervleri

Cinsi

REZERV MİKTARI (Görünür+Muhtemel)

(Ton)

AÇIKLAMALAR

Altın

1100 ve 609

Metal Au

Alünit

4 000 000

%7.54 K2O

Antimuan

106 306

Metal Sb

Asbest

29 646 379

Deðişik lif boylarında, lif yüzdesi %4 ‘ ün üzerinde

Asfaltit

74 370 000

AID:2876-5536 Kcal/kg

Bakır

2 279 210

Metal Cu

Barit

35 001 304

%71-99 BaSO4

Bentonit

250 543 000

Sondaj+döküm+ağartma

Bitümlü Şist

1 641 381 000

Or.AID 541-1390 Kcal/kg

Boksit

87 375 000

% 55 Al2O3 (25.667.000 Metal Al)

Bor

3 066 300 000

% 24.4-35 B2O3

Civa

3 820

Metal Hg

Çinko

2 294 479

Metal Zn

Demir

149 925 000

% 55 Fe (82 458 750 t metal Fe)

Diatomit

44 224 029

Iyi kalite

Disten

3 840 000

% 21-52 Al2O3

Dolomit

15 887 160 000

% 15 MgO ve üzeri

Feldspat

239 305 500

Albit ve Ortoklaz

Fosfat

70 500 000

% 19 P2O5

Fluorit

2 538 000

% 40-80 CaF2

Grafit

90 000

2-17 C

Gümüş

6 062

Metal Ag

Kaolen

89 063 770

% 15-37 Al2O3

Kaya Tuzu

5 733 708 017

% 88,5 üzeri NaCl içerikli (200.000.000 tonu göl rezervi)

Kil (Ser.+Ref.)

354 362 650

Seramik ve Refrakter Kili

Krom

25 931 373

% 20 üzeri Cr2O3

Kurşun

860 387

Metal Pb

Kuvars Kumu

1 307 414 250

% 90 Üzeri SiO2

Kuvarsit

2 270 287 821

% 90 Üzeri SiO2

Kükürt

626 000

% 32 S

Linyit

9 300 000 000

AID:868-5000 Kcal/kg

Lületaşı

(Sandık)1 483 000

Iyi, orta kalite

Manganez

4 560 000

%34.54 Mn (Metal Mn Içeriği 1.576.000)

Manyezit

111 368 020

% 41-48 MgO

Mermer

5 161 milyon m3

(13.933 milyonton)

Toplam potansiyel rezerv

Tablo-7: Türkiye Maden Rezervleri (Devam)

Cinsi

REZERV MİKTARI (Görünür+Muhtemel)

(Ton)

AÇIKLAMALAR

Pomza

(m3) 1 479 556 876

Iyi kalite

Pirofillit

6 644 000

Seramik+Refrakter+Çimento

Sepiyolit

13 546 450

% 50 üzeri Sepiyolit içerikli

Sodyum Sülfat

16 536 000

% 81 NaSO4 (13.040.000 tonu göl rezervi )

Stronsiyum

665 082

% 72 Üzeri SrSO4

Talk

482 736

Iyi kalite

Taşkömürü

1 126 548 000

Iyi kalite

Toryum

380 000

% 0.24 ThO2

Trona

1 147 000 000

Beypazarı-Kazan Trona, Van gölü salamura

Uranyum

9 137

% 0.05-0.1 U3O8

Volfram

36 719

Metal W

Zeolit

345 148 875

Klinopitilolit+Hoylandit (gör+muh)

Zımpara

3 725 082

Iyi kalite


Tablonun incelenmesinden görüleceği gibi, zengin olduğumuz madenler arasında ilk sırayı, dünya rezervlerinin %72'sını oluşturan bor mineralleri almaktadır. Bor dışında perlit, pomza, feldspat, bentonit, barit, manyezit, sodyum sülfat, kayatuzu, trona, jips, stronsiyum tuzları, zeolit, olivin, asbest, lületaşı, sepiyolit, profillit, dolomit, kalsit, mermer, fluorit, kuvars-kuvarsit, silis kumu, zımpara, huntit, diatomit, kireçtaşı ve linyit zengin kaynaklara sahip olduğumuz madenlerdir. Ayrıca ülkemiz nadir toprak metalleri (basnazit), kaolen, boksit, diatomit, alünit, turba, karbondioksit, nefelin siyenit, tras, kum-çakıl, yapıtaşları, tuğla toprakları gibi madenlerin de oldukça önemli sayılabilen kaynaklarına sahiptir. Metalik madenlerden krom, civa, antimuan, altın, gümüş, volfram, molibden NTE bol sayılabilecek kaynaklarımız arasındadır. Bakır, kurşun, çinko, demir, nikel, manganez, alüminyum, arsenik, kükürt, fosfat (apatit), grafit, maden kömürü, talk, mika, kil mineralleri, boya toprakları kaynaklarımız var olmakla birlikte yetersizdir. Elmas, platin grubu metaller, kalay, titan, zirkon, potasyum tuzları, lityum mineralleri, andaluzit, sillimanit ve korindon gibi madenlerde ise işletilebilir nitelik ve nicelikte hiçbir kaynak bugüne kadar saptanmış değildir.

2004 yılı verileri ile dünya maden potansiyeli içerisinde ülkemizin payına bakıldığında; Bor, Toryum, Linyit, Mermer, Manyezit, Nadir Toprak Elementleri, Zeolit, Trona, Barit, Feldspat, Pomza, Perlit, Sodyum Sülfat gibi madenlerde önemli miktarda rezerve sahip olduğumuz görülmekte ve bu ürünlerde rekabet gücümüzün yüksek olduğu değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu kaynakların değerlendirlmesi ülke madenciliğinin öncelikli konularından birisini oluşturmaktadır. Bu çerçevede, sırasıyla cevher üretimi, üretilen cevherin işlenerek sanayinin hizmetine sunulması, bu ürünlerin yuriçinde daha ileri düzeyde değerlendirilebilmesi için ilgili sanayi dallarının yurtiçinde kurulması ve gelişmesinin desteklenmesinin yanısıra, bu ürünlerin tüketim alanlarının geliştirilmesine yönelik AR-GE çalışmalarının teşvik ve desteklenmesi büyük önem taşımaktadır.
2.1.3. Üretim:

2.1.3.1. Üretim Yöntemi –Teknoloji

Madencilikte üretim yöntemi denildiğinde, imalat sektöründen farklı olarak bir çok farklı aşamayı dikkate almak gerekmektedir. Madenler doğada, jeolojik süreçler sonucunda milyonlarca, bazen milyarlarca yılda oluşabilen yenilenemeyen kaynaklardır. Bir madenin üretilebilmesi için öncelikle onun doğada nerelerde bulunduğunun belirlenmesi gerekmektedir. Buna madencilikde arama adı verilmektedir. Yeryüzünde binlerce yıldır devam eden madencilik faaliyetleri sonucunda, yüzeyde, kolayca bulunabilen madenler hemen hemen tümüyle tüketilmiş durumdadır. Bu nedenle bugün, yeryüzünün derinliklerinde, örtülü durumda olan maden yataklarının çeşitli bilimsel ve teknolojik yöntemler kullanılarak belirlenmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle madencilikte zincirin ilk aşamasını arama faaliyetleri oluşturmaktadır.

Arama sonucunda varlığı belirlenen madenin, bulunduğu yerden yeryüzüne çıkartılması işlemi üretim olarak isimlendirilmektedir. Ancak çoğunlukla bu aşamanın sonunda da maden gerçek anlamda üretilmiş olmamakta, üretilen cevherin çeşitli işlemlerle zenginleştirilerek kullanıma hazır hale getirilmesi gerekmektedir.

2.1.3.1.1. Arama Yöntemleri

Bir maden oluşumunun aranması, o bölgede hüküm sürmüş olan jeolojik olayların tarihçesini ve etkili oldukları alanların geometrisinin çözümlenmesini, yeraltındaki konumunun belirlenmesini gerektirmektedir. Bu hususların açıklığa kavuşturulması için jeolojik etüt, uzaktan algılama, jeofizik ve jeokimyasal etüt vb bilim dalları ve teknolojilerden yararlanılır.

Son dönemlerde, haritalama ve uzaktan algılama tekniklerinde büyük gelişmeler olmuştur. Bugün yerden jeolojik haritalama çalışmaları, çoğunlukla uzaktan algılama ile hazırlanmış haritaların kontrolu veya daha ayrıntılı, özel amaçlı haritalar hazırlamak amacıyla yapılmaktadır. Çok yeni ve ileri bir teknik olan uydudan uzaktan algılama öz olarak, yer yüzeyinde sergilenen jeolojik ve mineralojik özelliklerinin uydu görüntüleri yardımıyla tanımlanmasına dayanır.

Uydu görüntülerinden hazırlanabilen, maden arama açısından önemli, konulu haritalar kaya türü, yapı ve alterasyon haritalarıdır. Ayrıca uydu görüntülerinin bitki türlerine dayanarak kaya ve maden türlerini tanıma amacıyla yorumlanmasına dayanan jeobotanik çalışmaların da ilerde maden aramacılığına yeni ufuklar açacağı değerlendirilmektedir. Ancak günümüzde bu teknoloji uygulamaya konulacak kadar geliştirilememiştir. Henüz tam olgunlaştırılamamış olmasına karşın jeotomografi tekniği, çeşitli arama ve madencilik sorununun çözümünde gelecek için umut vermektedir.

Ancak söz konusu sofistike tekniklerin madenlerin aranması konusunda, en azından bugün için kesin sonuçlar ortaya koyduğunu düşünmek yanlıştır. Bu tekniklerin, tıp alanında olduğu gibi teşhise yardımcı teknikler olarak algılanması çok daha doğru olacaktır. Maden aramacılığında kesin sonuçlara ancak, sondaj, yarma, galeri vb doğrudan maden varlığı ile temas etmeye imkan sağlayan klasik yöntemlerle ulaşılabilmekedir.

Uzaktan algılama, jeolojik ve jeofizik etüdler vb diğer yöntem ve tekniklerin kullanılması ile ipuçları elde edilen cevher varlığının geometrisi, sondaj, yarma, galeri vb yöntemlerle ortaya konulur, ayrıca bu aşamada elde edilen örnekler üzerinde yapılan teknolojik testlerle gerçek anlamda ekonomik potansiyele sahip bir maden varlığının mevcut olup olmadığı konusunda bir yargıya varılabilir. Ancak, çalışmalar bu aşamada da henüz tamamlanmış sayılamaz. Bu aşamaya kadar elde edilen veriler, ön fizibilite çalışması ile değerlendirilir. Böylece bulunan kaynağın gerçek anlamda bir ekonomik maden yatağı olup olmadığı saptanır. Ön fizibilite çalışmasını, üretim yöntemleri ve pazarlama faaliyetleri ile teknolojik deney çalışmalarının sonuçlarını içeren bir fizibilite çalışması izler. Söz konusu fizibilite .alışmasının sonucunun olumlu çıkması halinde maden yatağı ekonomiye arz edilmek üzere işletmeye alınır. Maden aramacılığı konusunda daha ayrıntılı bilgi ilerleyen bölümlerde ayrıca verilmiştir.

2.1.3.1.2. Üretim Yöntemleri

Üretim yöntemleri genel olarak açık işletme ve yeraltı işletme yöntemleri olarak ikiye ayrılmaktadır. Makina ve ekipman teknolojisindeki önemli gelişmeler açık işletmecilik yöntemlerinin payını yüksek oranlara çıkarmıştır.

Üretim yöntemlerinin seçiminde; örtü tabakası kalınlığı, kaya formasyonlarının sertlik, basma dayanımı, kazılabilirlik parametreleri, ilk yatırım tutarı ve birim üretim maliyetleri belirleyici olmaktadır. Her üretim yöntemi de kendi içinde farklı üretim sistemlerinin uygulanmasını içermektedir.

2.1.3.1.2.1. Açık İşletme Yöntemleri ve Teknolojisi

Kazı-yükleme işi, kazı yeri özellikleri dikkate alınarak seçilen sürekli veya süreksiz çalışan iş makinaları ile yapılmaktadır. Yüksek kapasiteli makina ve ekipmanların geliştirilmesi ve işletme faaliyetlerine bilgisayarlı ölçme– izleme kontrol sistemlerinin uygulanmasıyla açık işletmelerde verimlilikte büyük artış gerçekleşmiştir. Hemen her maden türü için açık işletme yöntemleri uygulanmakla birlikte, bu alandaki teknolojik gelişmelerin büyük çoğunluğu kazı ve üretim kapasiteleri diğer maden türlerine kıyasla genellikle daha yüksek olan kömür madenciliği alanında ortaya çıkmıştır.

Sürekli Madencilik Sistemi

Sürekli Üretim Sistemi; kazı, yükleme ve nakliyatın kesintisiz olarak yapıldığı bir sistemdir ve büyük işletmelerde tercih sebebidir. Bu sistemde, döner kepçeli ekskavatör ve zincirli ekskavatör, surface miner gibi kazıcı - yükleyici makineler ve nakliye sistemi olarak da bant - konveyör, aktarıcı konveyör ve demiryolu nakliyatı kullanılmaktadır.

EUAŞ - Elbistan açık işletmesinde herbiri 3.000 m3/saat kazı - yükleme kapasitesinde 6 adet döner kepçeli ekskavatör ile herbiri 5.600 m3/saat malzeme dökme kapasitesine sahip 5 adet dökücü, teorik kapasitesi 10.500 ton/saat olan 65 km uzunlukta bant konveyör hattı bulunmaktadır.

Döner kepçeli ekskavatörlerde bugün 240.000 m3(yerinde)/gün kapasite değerlerine (Almanya) ulaşılmış durumdadır. Bantlı konveyörlerde ise bant genişliği 2,8 metreye, taşıma kapasitesi 37.500 ton/saat değerine ulaşmıştır. Döner kepçeli ekskavatörlerin bir bant köprüsü ile veya Croos-pit aktarıcıyla döküm sahasına doğrudan döküm yapma uygulamaları giderek yaygınlaşmaktadır. Bu sistemde bantlı konveyör ünitelerinin enerji tüketiminde, montaj-tamir-bakım işçiliğinde büyük tasarruf sağlanmaktadır.

Döner kepçeli ekskavatörler genellikle yumuşak formasyonlarda tercih edilmektedir. Kepçesinde özel kesici uçlarla orta sert formasyonlarda da kullanılmaktadır. Döner kepçeli ekskavatör - bant konveyör sistemi, yumuşak ve yapışkan olmayan formasyonlarda yüksek kazı verimliliği sağlamaktadır. Formasyonların yapısına göre riperleme veya patlatmayla gevşetme işlemleri de randımanı artıran uygulamalardır. Gerekli önlemlerin alınmasıyla, çok zor işletme şartlarında (-40oC'de; Rusya, 2.040 mm/yıl yağış ve çamur; İspanya, yaklaşık 500 m ocak derinliğinde: Almanya) başarıyla uygulanmaktadır. Özellikle Almanya'da geliştirilen Döner kepçeli ekskavatör- bant konveyör sistemi giderek yaygınlaşmış olup bugün ABD, Kanada, Rusya, Endonezya, İspanya, Yunanistan, Türkiye ve Hindistan'da kullanılmaktadır. Bu sistemin ilk yatırım tutarı diğer açık işletme sistemlerinden (dragline, ekskavatör, kamyon) daha yüksektir.

Süreksiz İşletme Sistemi:

Bu sistemde kullanılan iş makineleri çok çeşitlilik göstermekte, genel olarak orta ve küçük ölçekli işletmelerde uygulanmaktadır. Sistemin ana makinaları dragline, elektrikli ve hidrolik ekskavatör, yükleyici ve kamyonlardır. Dragline uygulaması daha çok örtü kalınlığı ince olan açık işletmelerde yaygın olup, özellikle bu tür işletmeler için geliştirilmiştir. ABD, Avusturalya ve Güney Afrika'daki uygulamalar bu türdendir.

TKİ'nin çeşitli üretim bölgelerinde kepçe kapasiteleri 1-20 yd3 arasında değişen ekskavatörler (elektrikli ve hidrolik), 0,7–10,3 m3 arasında değişen yükleyiciler ve 35-170 short ton kapasiteli, çeşitli markada çok sayıda kamyon çalışmaktadır. Özel sektörde kullanılan iş makineleri büyük bir çoğunluğu düşük kapasitelidir. EÜAŞ’ne bağlı Sivas-Kangal'da 25 yd3'lük ekskavatör de mevcuttur.

Günümüzde değişen teknolojiye paralel olarak, dünyada ekskavatör kapasiteleri 70 yd3'e, dragline kapasiteleri ise 220 yd3'e çıkmıştır. Kazılan malzemenin taşınmasında, kapasitesi 350 short tona ulaşan kamyonlar açık işletmelerde kullanılmaktadır. Açık işletmeye uygun rezervlerin derinlikleri arttıkça, yüksek verimle çalışan büyük iş makinelerinin kullanımları da zorunlu hale gelmektedir.

Süreksiz açık işletme yönteminde dragline- şovel ekskavatör- kamyon ve yükleyici - kamyon sistemleri kombine olarak da kullanılmaktadır. Açık işletmecilik faaliyetlerinde sistem ve uygun makina- ekipman seçiminde; yıllık kazı ve üretim miktarları, topoğrafya, maden damarının eğimi, yapısı ve kalınlığı, örtü tabakası ve arakesme tabakalarının kalınlığı ve mekanik özellikleri, iklim (yağış ve sıcaklık) ve drenaj durumu belirleyicidir. Kazı planına uygun basamak boyutları, şev açıları, döküm sahası yeri seçimi ve kapasitesi, yollar ve rekültivasyon çalışmalarının maden planlaması aşamasında mutlaka dikkate alınması gerekmektedir.

Açık işletmecilikte verimlilik gün geçtikçe artmaktadır. Verimlilikteki bu artış, yüksek kapasiteli makina ve ekipmanların geliştirilmesi ve işletme faaliyetlerine bilgisayarlı ölçme– izleme- kontrol sistemlerinin uygulanmasıyla gerçekleşmiştir. Bu uygulamalarda ekskavatörlerin ve kamyonların kazı- yükleme ve taşıma- boşaltma süreleri optimum şekilde düzenlenmekte, çalışan makinalardan yağ numuneleri alınarak analizler yapılmakta ve makinaların bakım- onarım süreleri ile yağ tüketiminde önemli tasarruflar sağlanmaktadır.

2.1.3.1.2.2. Yeraltı İşletme Yöntemleri ve Teknolojisi

Yeraltı işletme yöntemleri de, açık işletmecilikte olduğu gibi, maden damarının yapısı (kalınlık, eğim, sertlik, uzunluk vb. açısından), yan kayaçların yapısı, tektonizma, hava sıcaklığı, metan gazı içeriği, günlük üretim, drenaj vb. kriterler yönünden çeşitlilik gösterir. En yaygın olarak kullanılan yer altı işletme yöntemleri şu şekilde sıralanabilir;

  • Uzun kazı arınlı üretim yöntemi (uzun ayak, diyagonal ayak),

  • Kısa kazı arınlı üretim yöntemi (tavan ayak, taban ayak),

  • Topuklu üretim yöntemi (göçertmeli topuklu, dolgulu topuklu, çapraz topuklu, travers ayak, arakatlı topuklu ayak),

  • Oda üretim yöntemi (oda - topuk yöntemi, tali katlı göçertme),

  • Blok yöntemleri.

Bu yöntemler de kendi aralarında alt gruplara ayrılmakta veya bunların kombinasyonları olarak uygulanabilmektedir. Dünya yeraltı madenciliğinde en yaygın olarak uzun kazı arınlı üretim yöntemleri uygulanmaktadır. Yeraltında maden kazısı, şartlara göre konvansiyonel kazı (kazma, delme - patlama ve martopikör) ve mekanize kazı (hidrolik burgu, pnömatik kazma, saban ve tamburlu kesici - yükleyici) şeklinde yapılmaktadır. Nakliye ise, ayak içinde zincirli konveyörlerle, taban ve anayollarda band konveyörlerle ve duruma göre vagonlarla yapılmaktadır. Diğer yaygın yeraltı işletme yöntemi oda yöntemi olup, ABD’de çok yaygındır.

Yeraltı işletmelerinde verimlilik ve günlük üretim kapasiteleri kazı – nakliyat - tahkimat ünitelerindeki mekanizasyon ve otomasyona bağlı olarak artmıştır. Taban yollarının hazırlanmasında galeri açma makinaları, maden kazı ve yüklemede çift tamburlu kesici - yükleyiciler, ayakiçi tahkimatında kalkan tipi yürüyen tahkimatlar, ayakiçi maden nakliyatında panzer tip zincirli konveyörlerin yaygınlaşması, daha geniş ayak boylarında (180-300 m), daha uzun panolar (1.800-2.200 m) hazırlanarak üretim yapılmasını sağlamıştır.

2.1.3.1.2.3. Çözelti Madenciliği

Son yıllarda oldukça önem kazanmış bir madencilik metodu da çözelti madenciliğidir. Evaporit tipi yataklarda baskın olmak üzere, çeşitli oksitli cevherlerin ve hatta diğer tip maden yataklarının işletilmesinde yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yatırım maliyetlerinin düşüklüğü, çevresel risklerin daha az oluşu, bu yöntemin en çekici yönlerini oluşturmaktadır. Yöntem, temelde, yeryüzünden açılan bir sondaj kuyusu ile cevher yatağına ulaşarak, cevher karakteristiğine uygun bir çözücü yardımıyla liçleme yapılması ve cevherin çözelti halinde yeryüzüne pompalanması esasına dayanmaktadır. Yapılan geliştirme çalışmaları ve saha deneyimleri ile uygulamalarda yaklaşım farklılıkları görülebilmektedir.

Uygulamada tek ve çoklu kuyularla üretim yapılabilmektedir. Çoklu kuyularla, çözündürme yüzeylerinin ve dolayısıyla işletme verimliliğinin arttırılması hedeflenmekte, böylece tek bir üretim ünitesinden daha çok ürün alınması mümkün olabilmektedir. Ancak iki veya daha çok kuyudan oluşan sistemlerde kuyuların bir şekilde birbirleriyle irtibatlanması gerekmektedir. Bunun için kullanılan yöntemler de çatlatma ve yön kontrollü sondajla birleştirmedir. Çatlatma, ucuz olmasına karşın birleşme profili üzerindeki kontrolün azlığı nedeniyle katkısı düşük bir yöntemdir. Buna karşılık, yönlü sondaj daha etkin bir yöntem olarak kabul edilmektedir.

Sondaj teknolojisindeki gelişmeler sayesinde, mafsallı tijler kullanılmak suretiyle, dik sondajlarla cevhere ulaşıldıktan sonra, monitörden kontrol ederek, sondajı cevher damarında istenilen yönde saptırabilmek mümkün hale gelmiştir. Ayrıca tijlerdeki yivler ile daha geniş ve uzak mesafelere kadar çözücüleri gönderme ve sismik tekniklerle de oluşan kaviteleri mönitörde izleme imkanı doğmuştur. Bu gelişmeler çözelti madenciliğinde verimi ve yöntemin uygulanabilirliğini önemli oranda arttırmıştır.

Çözelti madenciliğinin avantajları; klasik madencilik yöntemleriyle değerlendirilemeyen düşük tenörlü ve düşük tonajlı rezervlerin değerlendirilmesine ve yüksek tenörlü olup da bulunduğu yer nedeniyle ulaşılması zor cevherlerin işletilmesine imkan vermesi, konvansiyonel madenciliğe göre daha az maliyete sahip olması, çevresel risklerinin az olması, klasik madenciliğin uygulandığı yerlerde, klasik yöntemle alınamayan cevherlerin üretilmesine olanak sağlaması gibi hususlardır. Bu avantajları nedeniyle, bugün bir çok yatakda çözelti madenciliği klasik madenciliğe alternatif olarak düşünülmektedir.

2.1.3.1.3. Cevher Hazırlama Yöntem ve Teknolojileri

Çoğunlukla, bir maden yatağından üretilen cevherin üretildiği şekilde (tüvenan) satışı ve/ veya değerlendirilmesi mümkün olmaz. Bu nedenle, çeşitli zenginleştirme işlemleriyle, tüvenan cevherin içindeki ekonomik değere sahip unsurun oranının artırılaması ve buna paralel olarak ekonomik değere sahip olmayan veya zararlı unsurların oranının düşürülmesi gerekmektedir. Madencilikte bu işleme cevher hazırlama işlemi denilir ve cevherin türüne, kimyasal, mineralojik ve petrografik özelliklerine bağlı olarak çok değişik yöntemler kullanılarak gerçekleştirilir.

En basit ve en yaygın olarak kullanılan zenginleştirme işlemi elle ayıklama (triyaj) yöntemidir. Özellikle cevherin iri kristraller ve parçalar halinde bulunduğu durumlarda kullanılan bu yöntemde cevher, bir yürüyen bant üzerine dökülür ve işçiler önlerinden geçen madenin içindeki yantaşları elle ayırmak suretiyle cevherin zenginleştirilmesini gerçekleştirmiş olurlar. Söz konusu yöntem ülkemizde bir çok maden de uygulandığı gibi, özellikle bor işletmelerinde de yaygın olarak kullanılmaktadır.

Metal madenciliği başta olmak üzere bir çok alanda, ileri teknolojiye dayalı cevher hazırlama yöntemleri oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu yöntemlerde işlem genellikle tane boyu küçültme (kırma-öğütme) ve boyutlandırma (eleme- sınıflandırma) ile başlamaktadır. Bunun ardından cevherin niteliğine bağlı olarak, gravite, manyetik, elektrostatik, flotasyon, liç, ağır ortam, kalsinasyon vb yöntem ve teknolojilerle cevherin içindeki yararlı ve yararsız veya zararlı unsurlar birbirlerinden ayrıştırılır. İzleyen aşamada ise, zenginleştirme işleminin genellikle sulu ortamda gerçekleştirilmesi nedeniyle, elde edilen zenginleştirilmiş cevherin sudan arındırıması (çöktürme, elektro çöktürme, elektroliz, susuzlandırma, kurutma) gerekmektedir. Bir çok durumda zenginleştirme işlemi bu aşamada sona ermekle birlikte, elde edilen zenginleştirilmiş cevherin tane boyutunun, cevherin verimli şekilde değerlendirilebilmesi için çok düşük olduğu durumlarda boyut büyütme (briketleme, peletleme, sinterleme) işlemine de ihtiyaç duyulmaktadır.

Madenciliğin çevre açısından en sorunlu olduğu aşamaların başında cevher hazırlama aşaması gelmektedir. Bu aşamada zenginleştirme tesislerinden çıkan atıkların bertaraf edilmesi madenciliğin en riskli ve maliyetli işlemlerinin başında gelmektedir.

2.1.3.2. Ürün Standartları

TSE tarafından son 6-7 yıllık süreç içinde Avrupa Standardizasyon Teşkilatı (CEN) tarafından hazırlanan Avrupa Standard Tasarıları, standard olarak yayınlandıktan bir süre sonra Avrupa Birliği mevzuatı ile uyumluluk çalışmaları çerçevesinde Türk Standardı olarak da yayınlanmaktadır. Bu kapsamda daha önce TSE tarafından hazırlanan o konudaki Standard da iptal edilmektedir.

Halen yürürlükte olan ve sektör açısından önemli görülen bazı ürünlerle ilgili standartlar aşağıda verilmiştir.

Kömür standardı

Tablo 8: Amerikan standardı kömür sınıflaması (ASTM, 1981)

SINIF

ALT GRUP

Sabit Karbon Sınırları * (%)

Uçucu Madde Sınırları* (%)

Isıl Değer (Kcal/Kg)

>=

<

>

<=

>=

<

ANTRASİT

1.Meta-Antrasit

98







2

7780




2.Antrasit

92

98

2




7780




3.Semi-Antrasit

86

92

8

14

7780




BİTÜMLÜ KÖMÜRLER

1.Düşük Uçuculu

78

86

14

22

7780




2.Orta Uçuculu

69

78

22

31

7780




3.Y. Uçuculu-A




69

31




7780




4.Y. Uçuculu-B




69

31




7220

7780

5.Y. Uçuculu-C




69

31




5835

7220

ALT BİTÜMLÜ KÖMÜRLER

1.Alt Bitümlü-A




69

31




5835

6390

2. Alt Bitümlü-B




69

31




5275

5835

3.Alt Bitümlü-C




69

31




4610

5275

LİNYİT

1.Linyit-A




69

31




3500

4610

2.Linyit-B




69

31







3500

* Kuru mineral maddesiz bazda.

Kromit standardı

Tablo 9: Refrakter Sanayinde krom cevheri (TS 5941)

Cr2O3

En az % 30

SiO2

En fazla % 6

Al2O3

En az % 20

FeO

En fazla % 15

MgO

En az % 15

Cr2O3+ Al2O3

En az % 50

CaO

En fazla % 1.5

Tane boyu

0-300 mm, 10 mm’nin altı %10-15 Konsantre kromitte %0.5-4 mm

Rutubet miktarı

Parça (Roş) kromitte en çok %3

Konsantre kromitte en çok %10


Tablo 10: Roş ve konsantre refrakter kromitlerin tane büyüklüğü dağılımı (TS 5941)

Kromit Sınıfı

Yaş Elek Analizi

Ağırlıkça %

Roş (parça) Refrakter kromit

250 mm göz açıklıklı elekte kalan kısım

25 mm göz açıklıklı elekten geçen kısım

10 mm göz açıklıklı elekten geçen kısım

0

25 en çok

5 en çok

Konsantre refrakter kromit

  1. mm açıklıklı elekte kalan kısım

0.149 mm göz açıklıklı elekte geçen kısım

0

25

Kuvarsit Standardı

Tablo 11: TSE 11134’e göre Refrakter Sanayiinde Kullanılan Kuvarsit


BİLEŞİM

% DEĞER (Kuru Madde m/m)

Birinci Sınıf

İkinci Sınıf

Üçüncü Sınıf

En az

En çok

En az

En çok

En az

En çok

SiO2

95,00

-

95,00

-

95,00

-

Fe2O3

0,00

0,00

-

1,00

-

2,00

Al2O3

-

-

-

1,00

-

1,50

Na2O+K2O

-

0,50

-

0,50

-

0,50

Al2O3+Na2O+K2O

-

1,00

-

-

-

-

TiO2

-

0,30

-

0,50

-

0,50
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   40

Benzer:

Raporu şubat 2006 iconHaftalik medya gündemi (02 Şubat 2015 – 08 Şubat 2015)

Raporu şubat 2006 icon28 Şubat 2014 Yargıtay Cumhuriyet

Raporu şubat 2006 iconProgrami 01 Şubat 2013 cuma

Raporu şubat 2006 icon22 Şubat Perşembe Saat: 19. 30 Gİzemin sonu

Raporu şubat 2006 iconÖzel Güvenlik Dairesi Başkanlığı – 01 Şubat 2015

Raporu şubat 2006 icon8 Şubat 2014 ele 101 ara sinav

Raporu şubat 2006 iconTÜRKİye iÇ denetim enstiTÜSÜ e-bülten ocak – Şubat 2012

Raporu şubat 2006 icon17-18-19-20 subat 2012 cuma-cumartesi-pazar-pazartesi haberleri dahiL

Raporu şubat 2006 icon2. 2006/8 Başbakanlık Genelgesi 3

Raporu şubat 2006 iconSirküler : 06-27 İstanbul,02. 05. 2006


Yasa




© 2000-2018
kişileri
d.ogren-sen.com