Ortada tek bir seminer vardır. İddianamenin de yasal kabul ettiği ve gerçek olan Ordu Plan Semineridir. Balyoz ise, sahteliği binlerce kez kanıtlanmış olan ve iddianamede adı geçen uydurma bir darbe planıdır. İkisinin birlikte geçtiği


sayfa1/3
d.ogren-sen.com > öykü > Evraklar
  1   2   3
Yıl 2003, 05 Mart günü İstanbul 1. Ordu Komutanlığında, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın emriyle her yıl rutin yapılan bir plan semineri gerçekleştirildi. Bu seminerin adı “1.Ordu Plan Semineri” idi. Bu seminerde iç ve dış tehdide ilişkin hususlar jenerik senaryolar üzerinden görüşülmüştür. Seminer esnasındaki konuşmalar bizzat dönemin 1.Ordu Komutanı Çetin Doğan’ın emriyle kayda alındı. Çünkü her şey yasal olarak icra edildi. Bu seminere 162 subay katıldı. Ayrıca Genelkurmay Başkanlığı’ndan, Kara Kuvvetleri’nden seçilen 15 kişi de seminere gözlemci olarak gönderildi. Bütün bunlar her yıl yapılan rutin işlemler ve görevlendirmelerdi. Bu seminerdeki senaryoda mevcut bölgeler ve ülkemiz aleyhinde o bölgede gerçekleşebilecek tehlikeli durumlarla ilgili senaryo yazılmış ve “bunlar gerçekleşirse neler yapılabilir?” diye de tartışılmıştır. Bu senaryoda döneme ait bölgelerin ve kişilerin bazısı gerçek isimleriyle anılmıştır. Bu husus eleştirilebilinir mi? Elbette eleştirilir. Ancak Genelkurmayın seminere gönderdiği 15 kişilik gözlemci heyeti, seminerde bir sorun olmadığını bildirmişlerdir. Zaten yargılanan da Plan Semineri değildir. Yargılanan seminerden önce hazırlandığı ve bu seminerde provasının yapıldığı iddia edilen sözde Balyoz Harekât Planıdır. İddianame, zaten 1.Ordu plan seminerini yasal kabul etmektedir.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök “Seminerde amacın dışına çıkılmış” sözlerindeki kasıt da bu gerçek isimlerin kullanılmasına getirilmiş bir eleştiridir. Bu eleştirinin kamuoyunda kasıtlı yansıtılmaya çalışıldığı gibi sahte Balyoz planıyla ilgisi yoktur. Zaten kendisi de “Balyoz planı diye bir planı mahkeme sürecine kadar hiç duymadım” diye beyan etmiştir.

Öyleyse nedir bu sözde Balyoz Harekât Planı?

Savcılığın iddiasına göre; plan seminerinden birkaç ay önce Çetin Doğan liderliğinde bir grup subay 2002 yılının Aralık ayında adına Balyoz denen bir darbe planı hazırlamışlar…

Provasını da güya 1.Ordu Plan seminerinde yapmışlar! Öncelikle herkes tarafından anlaşılması gereken tek bir önemli husus vardır;

Ortada tek bir seminer vardır. İddianamenin de yasal kabul ettiği ve gerçek olan 1.Ordu Plan Semineridir. Balyoz ise, sahteliği binlerce kez kanıtlanmış olan ve iddianamede adı geçen uydurma bir darbe planıdır. İkisinin birlikte geçtiğiBalyoz semineri” diye bir seminer yoktur.

Devam edelim… EVET, SAVCILIK PROVA YAPILDIĞINI İDDİA EDİYOR. ANCAK NE ENTERESANDIR Kİ SEMİNER KAYITLARINDAKİ KONUŞMALARIN HİÇBİRİNDE BALYOZ KELİMESİ GEÇMEMEKTEDİR. SÖZDE BALYOZ PLANINDA GEÇEN “CAMİ BOMBALAMAK, KENDİ UÇAĞINI DÜŞÜRMEK” GİBİ KAMUOYUNDA SIKLIKLA GÜNDEME GELEN KONUŞMALARIN DA HİÇBİRİ SEMİNER KAYITLARINDA YER ALMAMAKTADIR. BUNLAR, AKLA HAYALE GELMEYECEK KADAR GERÇEK DIŞIDIR.

SIRF KAMUOYUNU ALDATMAK VE BÖYLECE TOPLUMUN TEPKİSİNİ YARGILANAN SANIKLARA YÖNELTMEK MAKSADIYLA OLUŞTURULMUŞ BU SAHTE KURGULARIN NE DENLİ GERÇEK DIŞI OLDUĞU SANIK VE SANIK MÜDAFİİLERİNCE MAHKEME HUZURUNDA DEFALARCA KANITLANMIŞTIR.

Merak edenler internet ortamında mevcut olan ses kayıtlarını dinleyebilirler. Ancak lütfen belli başlı, yandaş ve adeta bu davanın savcılığını üstlenen bazı kanalların, gazetelerin yaptığı gibi içinden cımbızla çekilmiş cümleleri dinleyerek/okuyarak kendinizi kandırmayın. SİZİ KANDIRMALARINA DA İZİN VERMEYİN.

Biz yine devam edelim;

Seminere katılan 15 adet gözlemci personelin (bu kişiler bu davada sanık değillerdir, demek ki; konudan haberdar olmadıkları varsayılıyor) verdikleri raporlarda, “her şeyin normal koşullarda geçtiğini ve herhangi sıkıntılı bir durum olmadığını” belirtmişlerdir. Buradan anlaşılan, dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün görevlendirdiği gözlemci 15 personel bir darbe provası yapıldığı yönünde bir rapor vermemişlerdir.

1.Ordu Plan Semineri sonrasında hayat olduğu gibi devam etmiş ve seminere ait kayıtlar Komutanlığın arşivlerinde saklanmıştır. 2003 senesinin Ağustos ayında da Çetin Doğan bazılarının ima ettiği şekilde “uzaklaştırılmak amaçlı değil, yaş haddinden mecburi olarak” emekliliğe ayrılmıştır. Yine aynı yılın Askeri Şurasında, iddianamede adı geçen subayların kimi terfi etmiş, kimi de emekliliğe ayrılmıştır. Yani hayat, doğal akışında seyretmiştir.

Aradan yıllar geçmiş ve 2010 yılı Ocak ayından bir süre önce kim oldukları, neye hizmet ettikleri bilinmeyen bir çete tarafından, 1.Ordudaki plan seminerinin kayıtları ve bir sürü askeri belge çalınmıştır. Bu belgelerin içlerine sonradan üretilmiş ve duruşmalar sırasında sahteliği raporlarla kanıtlanmış suç içeren belgeler eklenmiştir. Bu eklemeleri yapanların amaçları, kuşkusuz Ordu mensuplarını karalamak ve Silahlı Kuvvetleri zafiyete uğratarak itibarsızlaştırmaktır.

Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in “1. Orduda neyimiz var neyimiz yok çaldırmışız. Bu davaların vebali bunlara engel olamayan bizlerindir. Nasıl olurda Ordu içindeki belgeler dışarı sızar” sözlerindeki serzenişleri bu çalınma hadisesiyle ilgilidir; çünkü bu seminer kayıtları ülkemizin düşmana karşı hazırlanmış gizli bilgileridir. Yine bazı kanallardaki kasıtlı yayın yapanların iddia ettiği gibi, Koşaner’in sözde darbe planını kabul ettiğinden değildir. Aksine, yapılan karalama kampanyası süresince, subaylarının hakkını koruyamadığına ve diğer taraftan hukuksuzluklara dikkat çekerek Kuvvet Komutanlarıyla birlikte istifa etmiştir.

TAMAMEN DİJİTAL ORTAMDA, HİÇBİR İMZA İÇERMEYEN SAHTE CD’LER ÜRETEREK DÜZMECE BİR DARBE PLANI HAZIRLANMIŞTIR. Bu sahte CD’ler, 1. Ordu Plan Seminerine ait olan gerçek CD’ler ile birlikte bir bavula konulmuştur. Meşhur bavul 2010 senesi Ocak ayında gazeteci Baransu’ya teslim edilmiştir.

Bu bavuldan çıkan imzalı belgeler, ses kasetleri, seminer kayıtları ve CD’ler, (üç tanesi hariç 11, 16 ve 17 no.lu CD’ler) hepsi gerçektir ve suç içermemektedir. İddianamede de böyle kabul edilmektedir.

Ancak gelin görün ki;

Meşhur Balyoz planı da ne tesadüftür ki sadece bu üç CD’de (11, 16 ve 17) geçmektedir. Tamamı dijital, bilgisayar çıktısı bile olmayan imzasız ve hiçbir somut delile dayanmayan bir plandır. Sahtelikleri de binlerce kez mahkeme önünde kanıtlanmıştır. Mahkeme heyeti bu sahtelikler açıklanırken sıkıntılı olduklarını hissettirmişlerdir.

Baransu’dan bavulu teslim alan Cumhuriyet Savcılığı soruşturmayı başlatmıştır. Bu arada Balyoz ismi de basında duyulmaya başlamıştır. Sanık olan subaylar da trajikomiktir ki Balyoz ismini ilk kez basından duymuşlardır. İsmi geçen Komutanlar, Savcılığa çağrılıp ifadeleri alınmıştır.

Dijital olan belgelerin delil olarak kabul edilebilmesi için CD’ler hakkında bilirkişi incelemesi gerekliliği doğmuştur. Bunun üzerine Savcılık, bilirkişi incelemesi için resmi bir kurum olan TÜBİTAK’a başvuruda bulunmuştur. Ancak ciddi bir hukuk katli yapılarak, bilirkişi incelemesinde bulunacak kişiler, kanunlara aykırı bir şekilde bizzat davanın Savcısı tarafından ismen belirlenmiştir. Üstelik bu kişilerin isimleri her yıl listelenen ve gerektiğinde bilirkişi seçilecek İl Adli Komisyon Listelerinde geçmemektedir. Ayrıca duruşmalar sırasında, bilirkişilere yemin ettirilmeden rapor alındığı ortaya çıkmıştır.

Bir süre sonra Başbakanlığa bağlı TÜBİTAK’ta görevli bu kişiler CD’lerin orijinal olduğunu bildirmişler ve içeriğe girmemişlerdir. Bu rapora göre;

- CD’ler 2003 tarihinde ve tek seferde oluşturulmuştur.

- CD’ler üzerinde sonradan herhangi bir ekleme ve oynama yapılmamıştır.

TÜBİTAK’tan verilen rapor sonrası iddianame kabul edilmiş ve ilk tutuklamalar başlamıştır. Ancak, TÜBİTAK raporu ifadeye çağrılan komutanlara gösterilmemiştir. DAHA SONRAKİ SÜREÇTE BU TUTUKLAMALARI “SOMUT BİR DELİLE DAYANMADIĞI” GEREKÇESİYLE TAHLİYEYE ÇEVİREN HÂKİMLER BULUNDUKLARI YERDEN SÜRÜLMÜŞ YA DA EMEKLİLİĞE ZORLANMIŞLARDIR.

Devam eden mahkeme sürecinde, sözde darbe planının içinde sayısız çelişkilerin, yanlışların ve maddeten mümkün olamayacak tarih hatalarının varlığı saptanmıştır (Ek 1). Askeri teamüllerle ilgisi olmayan yazışma şekilleri, hatalı görev yerleri, tarihsel sapmalar ve daha nice sayılamayacak kadar çok hata çıkınca “davanın çökmek üzere olduğunu fark eden”, bu gizli eller yeni delillerin peşine düşmüşlerdir. Üstelik sanıklar tutuksuz yargılanmakta iken, onları tutuklamak için yeni delillere ihtiyaç duyulmuştur.

Bu sebeple Savcılar, yeni bir ihbar mektubu aracılığı ile Gölcük Donanma Komutanlığına gitmişlerdir. Donanma Kurmay Başkanı da aynı davada yargılanmakta iken savcılık geleceğini 6 saat önceden bu komutana haber vermiştir. (Kendinizi bu komutanın yerine koyun, yargılandığınız bir davada arama yapılacağı size önceden bildirildiği halde gerçekten suçlu olsanız ve orda deliller saklasanız imha etmez misiniz? Yorum ve takdir sizin.) İhbar mektubunda detaylı yer bilgisi olmamasına rağmen, delillerin bulunduğu yerden gayet emin olan Savcılar, elleriyle koymuşçasına aradıkları delilleri bulmuşlardır. Aslında bunlar yeni deliller de değildir. Önceden mahkeme sürecinde savunma ve sanıklar tarafından “ama bu kadar da olmaz ki” denecek türden hataların güya düzeltilmiş şekli ile karşımıza çıkmıştır. Gölcük Donanma Komutanlığında fazla dosyaların muhafaza edildiği (1999 yılı depremi sonrası geçilen yeni binadaki yer darlığı sebebiyle ), yükseltilmiş zemin altında ayrıca bir sürü orijinal ve gerçek olan askeri belgeler de bulunmuştur.

İlerleyen zamanlarda yine savcı rolündeki basın “Genelkurmay, Gölcükteki Balyoz belgelerinin orjinallerini gönderdi” yaygarası koparmıştır. Oysaki Genelkurmayın gönderdiği orijinal belgeler sahte Balyoz planı ile ilgisi olmayan yükseltilmiş zemin altından çıkan ve suç içermeyen gerçek belgelerdir. Bu belgelerle beraber yine üretilmiş ve sahteliği kanıtlanmış 5 no.lu Hard Disk ve 1 adet TDK marka CD bulunmuştur. Ne tesadüftür ki; Balyoz planının bir kopyası ve “Oraj” ve “Suga” planları da sadece bu Hard Disk ve CD de geçmektedir. Çok ilginçtir ki; bu Hard Disk’i üreten yurtdışındaki firma “Biz bu Hard Disk’i 2004 yılında ürettik” diyor. Ancak içinde bulunan sahte veriler 2002 ve 2003 yılına ait!

Çökmek üzere olan dava, bu yeni dijitallerle gündeme bomba gibi düşmüş ve birçok Komutan mahkeme salonunda, üzerilerine kapılar kapanarak tutuklanmışlardır. Sahteliklerin ortaya çıkmasından panikleyenler ise zaman kazanmışlardır. Bulunan bu yeni dijital veriler için mahkeme hiçbir bilirkişi inceletmesi yaptırmamıştır. İşte zindanlara tıkılışın ilk başlangıcı da böyle olmuştur.

11 Şubat 2011 günü, bu sahneden zevk alanlar ve Ordunun vatansever subaylarına bu tuzağı kuranlar, mahşer günü geldiğinde Yüce Rabbimin önünde nasıl hesap vereceklerini hiç düşünmeden kurgularına devam etmişlerdir.

Gerçekler, elbet bir gün ortaya çıkacaktır. Bu sebeple olsa gerek bu kirli eller hata yapmaktan kurtulamamışlardır. Çelişkilerin, tarih hatalarının, fiziken imkânsız olan bir sürü sahteliğin ardı arkası kesilmemiştir.

Devam eden mahkeme sürecinde savunma tarafından temin edilen, mahkemece ısrarla yok sayılan tam 29 adet yurtiçi ve yurtdışı seçkin kurum ve bilirkişilerce bu sahtelikler ispatlanmıştır (Ek 2).

Davanın kamuoyunda inanırlığının kaybediliyor olması, Ordumuzda arzu ettiği tasfiyeyi henüz tamamlayamayan karanlık güçlerin iştahını kabartmıştır. Yeni veriler bulmak ve daha çok subayı zindana tıkmak gerekmektedir. Zira bu komplo Ordumuzu çökertme amacı taşımaktadır.

Böylece Eskişehir’de emekli bir Albayın oğlunun evinde (ortalık böylesine kaynarken yok etmeyi hiç akıl edememiş herhalde!) yine elleriyle konulmuşçasına bir flash bellek bulunmuş ve tasfiye planının eksik kalan kısmı da tamamlanmıştır. Balyoz 1, Balyoz 2 ve Balyoz 3 olarak davalar birleştirilmiştir. 365 sanıklı davada Generaller, Amiraller, Albaylar ve diğer rütbede olan Subaylardan oluşan “Geleceğin Komuta Kademesi” ordudan uzaklaştırılmıştır.

Tutuklanan askerlerin ortak noktaları; emperyalizm karşıtı milli projelerde yer alan, Türkiye’nin çıkarlarını koruyan ve teröristler ile mücadelede ön plana çıkan şerefli Subaylar olmalarıdır. Bunların sebepleri duruşmalarda detaylı bir şekilde açıklanmıştır.

Duruşmalar esnasında sanıklar delillerle ilgili tutarsızlıkları tartışmak ve anlatmak istediklerinde, mahkeme “bu tartışmaların delillerin değerlendirilmesi aşamasında yapılacağını” söyleyerek sanıkları kandırmıştır. Bu sözlere inanan sanıkların tamamına yakını 1’er dakikayı geçmeyen “kısa savunmalar” yapmışlar, çünkü mahkemeye güvenmişler, nasıl olsa delilleri sunacağız diye düşünmüşlerdir. Ancak mahkeme, delillerin toplanması aşamasını tamamen atlamış ve hukuk bir kez daha katledilmiştir. Sanıkların savunma hakları gasp edildiği gibi avukatların tüm talepleri gerekçesiz reddedilmiştir.

Üstelik soruşturma süresince ve sonrasında, savcıların resmi kurumlarla yapılan yazışmalarda sanıkların lehine gelen tüm deliller savcılar tarafından bilinçli olarak savunmadan bir yıla yakın süreçte saklanmıştır. Sanıkların lehine olan bu deliller adli emanete kaldırılmış ve sümen altı edilmiştir. Kurumlarla yapılan resmi yazışmalardan gelen cevapların sanıklar lehine olmasına rağmen(görev yerleriyle ilgili uyuşmazlıklar) savcı gelen yazılarda sanki sahte planı teyit ediyormuş cümlesi kullanarak mahkemeyi yanıltmıştır.

Duruşmalar süresince iddia (savcılık) makamının 360 talebinden 358’ini kabul eden mahkeme, buna karşın savunma makamının 943 talebinden sadece 7’sini kabul etmiştir. TARAFSIZ VE ADİL YARGILANMA OLMADIĞINI DEFALARCA KANITLAMIŞTIR…

Neyse, biz zulüm çeken insanların masalına geri dönelim…

Delillerin toplanması sanıklar için hayati öneme haizdir. Çünkü “suçsuz yere sanık sandalyesinde oturanlar” bu aşamada tüm gerçeklerin ortaya çıkacağına eminlerdir. Yine biliyorlardır ki; “sahtelikler bu süreçte gün yüzüne çıkacak, bilirkişi raporları incelenecek ve davanın çöktüğü ortaya çıkacaktır”. Adeta GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEKTEN KORKAN MAHKEME tüm ısrarlara rağmen böylesine önemli bir aşamayı bilinçli olarak atlamış, daha önce zabıtlara geçen beyanlarını yok saymıştır.

Vatansever ve masum olan askerlerimizin ise tek bir isteği vardır;

ADİL YARGILANMAK…

Sahtelikler öylesine bağırmaktadır ki; sanıklar mahkemeye “29 adet kurumun (Arsenal, ODTU, Boğaziçi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Marmara Üniversitesi gibi) verdiği bu CD’ler sahtedir raporlarına inanmıyorsanız sizin seçtiğiniz bir kurumdan bilirkişi inceletmesi yaptırın” diye adeta çırpınmışlardır. Ancak onları dinleyen kimse olmamıştır. Tüm bunlar detaylı olarak HSYK’ ya şikâyet edilmişse de HSYK da ses çıkarmamıştır.

Tanıkların dinlenmesi aşaması ise ayrı bir hayal kırıklığıdır. Sadece iddia makamının talep ettiği tanıklar dinlenmiş, savunmanın tüm tanık çağırma talepleri reddedilmiştir. Şokta olan sanıklar ve yakınlarında, bu davayı takip eden taraflı/tarafsız herkeste “karar çoktan verilmiş ve yargısız infaz yapılmıştır” kanaati doğmuştur.

İddia makamının çağırdığı, mahkemece dinlenen tanıkların tamamı ifadelerinde “Sözde Balyoz Harekât Planını ilk defa basından duyduklarını” ifade etmişlerdir. Bu tanıklar arasında dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Büyükanıt ve yine dönemin Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı İlker Başbuğ da bulunmaktadır. Ancak bu tanıkların beyanları da mahkemenin çok önceden vermiş olduğu kararı değiştirememiştir.

Tanık olarak dinlenmesi yine hayati öneme haiz olan fakat reddedilen iki isim daha vardır. Bu iki isim iddianamede geçmektedir yani kamu tanığıdır. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve yine aynı dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman...

Hilmi Özkök’ün tanıklığı önemlidir. Çünkü Özkök’ün basında çıkan bazı demeçleri, malum kişilerce kasıtlı olarak sanki Balyoz darbe planı varmış gibi yansıtılmıştır. Örneğin “var da diyemem yok da diyemem” ifadesini bu davayla ilişkilendirmeye çalışmışlardır.

OYSAKİ BİZZAT KENDİSİ BU İFADEYİ “ERGENEKON DAVASIYLA İLİŞKİLİ OLAN SARIKIZ VE AYIŞIĞI” İÇİN SÖYLEDİĞİNİ VE BU İFADEYİ KULLANDIĞINDA DAHA “BALYOZ DAVASININ GÜNDEMDE OLMADIĞINI” ANCAK İFADESİNİN “BALYOZ DAVASIYLA İLİŞKİLENDİRİLMEYE ÇALIŞILMASININ DOĞRU OLMADIĞINI” ÖZELLİKLE BELİRTMİŞTİR.
  1   2   3

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Ortada tek bir seminer vardır. İddianamenin de yasal kabul ettiği ve gerçek olan Ordu Plan Semineridir. Balyoz ise, sahteliği binlerce kez kanıtlanmış olan ve iddianamede adı geçen uydurma bir darbe planıdır. İkisinin birlikte geçtiği iconBilimsel bir topluluk olan Frankfurt Okulu’nun önde gelen bir üyesi...

Ortada tek bir seminer vardır. İddianamenin de yasal kabul ettiği ve gerçek olan Ordu Plan Semineridir. Balyoz ise, sahteliği binlerce kez kanıtlanmış olan ve iddianamede adı geçen uydurma bir darbe planıdır. İkisinin birlikte geçtiği iconTaraf gazetesine inananlara göre 2002-2003 yıllarında Çetin Doğan...

Ortada tek bir seminer vardır. İddianamenin de yasal kabul ettiği ve gerçek olan Ordu Plan Semineridir. Balyoz ise, sahteliği binlerce kez kanıtlanmış olan ve iddianamede adı geçen uydurma bir darbe planıdır. İkisinin birlikte geçtiği iconBeş yaşındaki Saroo ve abisi Godoo ile çıktıkları kısa gezide birbirlerini...

Ortada tek bir seminer vardır. İddianamenin de yasal kabul ettiği ve gerçek olan Ordu Plan Semineridir. Balyoz ise, sahteliği binlerce kez kanıtlanmış olan ve iddianamede adı geçen uydurma bir darbe planıdır. İkisinin birlikte geçtiği iconKцyьmьzьn kurulu?u olan 1878 tarihi bir ba?lang?з olarak al?n?rsa,...

Ortada tek bir seminer vardır. İddianamenin de yasal kabul ettiği ve gerçek olan Ordu Plan Semineridir. Balyoz ise, sahteliği binlerce kez kanıtlanmış olan ve iddianamede adı geçen uydurma bir darbe planıdır. İkisinin birlikte geçtiği iconTesadüfen elime geçen, ilgimi çektiği için de alıp okuduğum “Tibet’in...

Ortada tek bir seminer vardır. İddianamenin de yasal kabul ettiği ve gerçek olan Ordu Plan Semineridir. Balyoz ise, sahteliği binlerce kez kanıtlanmış olan ve iddianamede adı geçen uydurma bir darbe planıdır. İkisinin birlikte geçtiği iconKonu çok gizli bir askeri operasyondan emekli olan helikopter pilotu,...

Ortada tek bir seminer vardır. İddianamenin de yasal kabul ettiği ve gerçek olan Ordu Plan Semineridir. Balyoz ise, sahteliği binlerce kez kanıtlanmış olan ve iddianamede adı geçen uydurma bir darbe planıdır. İkisinin birlikte geçtiği iconBir bebeğin kalbi, doğmadan önce 54 milyon kez atar. Bir yetişkinin...

Ortada tek bir seminer vardır. İddianamenin de yasal kabul ettiği ve gerçek olan Ordu Plan Semineridir. Balyoz ise, sahteliği binlerce kez kanıtlanmış olan ve iddianamede adı geçen uydurma bir darbe planıdır. İkisinin birlikte geçtiği iconSonra abd elçilik görevlisi John Kustadter tarafından darbe şayiasının...

Ortada tek bir seminer vardır. İddianamenin de yasal kabul ettiği ve gerçek olan Ordu Plan Semineridir. Balyoz ise, sahteliği binlerce kez kanıtlanmış olan ve iddianamede adı geçen uydurma bir darbe planıdır. İkisinin birlikte geçtiği iconBoşanma nedenleri tmk'de tek bir başlık altında toplanmakla birlikte,...

Ortada tek bir seminer vardır. İddianamenin de yasal kabul ettiği ve gerçek olan Ordu Plan Semineridir. Balyoz ise, sahteliği binlerce kez kanıtlanmış olan ve iddianamede adı geçen uydurma bir darbe planıdır. İkisinin birlikte geçtiği iconKaliforniya'da küçük bir kasabada kız arkadaşı Annie (Kristen Bell)...


Yasa




© 2000-2018
kişileri
d.ogren-sen.com