BÖlge adliye mahkemesi İLGİLİ ceza dairesi’ne gönderilmek üzere


sayfa7/8
d.ogren-sen.com > Doğru > Evraklar
1   2   3   4   5   6   7   8
Tüm bu veriler çerçevesinde ByLock uygulamasının global bir uygulama olduğu, eldeki verilerin ByLock uygulamasının örgütsel ve gizli bir program olduğu konusunda, teknik olarak bir anlam ifade etmediği ve bu konuda iddia edilen hususların tatmin edici olmadığı, bilimsel olarak hipotezden öte geçemeyeceği görülmüştür.
Yukarıdaki açıklamalar göstermektedir ki, Mit Bilgi Notunda çok fazla tutarsızlıklar, yanlışlıklar ve gerçek dışı anlatımlar bulunmaktadır. Bu nedenle yukarıda açıklamaya çalıştığım BU TEKNİK VERİLERDEKİ TÜM İDDİALARIMIZIN MAHKEMECE RESEN ARAŞTIRILMASI ZORUNLUDUR.
MİT Raporunun genelinde yazılım ve bilişim temel bilgileriyle açıklanması mümkün olmayan, maddi gerçeklere uymayan ve detaylara değinilmeyen bilgiler içermesi ve ardından VERİLERİN BÜTÜNLÜĞÜNÜN KORUNDUĞU DAİR BİLGİLERİ İÇERMEMESİ nedeniyle raporun Ulusal/Uluslararası Dijital Adli Analiz Standartları karşılayıp karşılamadığı yönündeki itirazlarımızın yüksek mahkemece her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle desteklenen UZMAN RAPORU aldırılması usul ve yasa gereğidir.
Ağır Ceza Mahkemesi Terör Örgütü Üyesi olduğum iddiasını doğru kabul ederek hakkımda mahkûmiyet kararı vermiştir. Mahkeme heyeti ve yargı camiası çok iyi bilmektedir ki, ben terör örgütü üyesi değilim. Yukarıdaki deliller ile terör örgütü üyeliğinden hüküm kurmak bir yana kasti bir suçtan dolayı bile ceza verilemez
Yargıtayın ve mahkemelerin yerleşik Uygulamalarına Göre Bir yapılanmanın Silahlı Terör Örgütü olarak Kabulü için aşağıdaki unsurların bulunması gerekmektedir.
1-Bir örgütün Silahlı Terör Örgütü kabul edilebilmesi için,
Öncelikle; TCK’ nın 220 Maddesinde belirtilen suç örgütüne ilişkin gerekli unsurların bulunması gerekir. Bu unsurlar şunlardır
Örgütün varlığının kanıtlanması,
Üye sayısının en az 3 ve daha fazla olması,
Suç işlemek amacı etrafında fiili birleşmenin olması,
Gevşek de olsa hiyerarşik bağ bulunması,
Örgütün Devamlılığının bulunması,
Elverişli üye, araç ve gereçlere sahip olması gerekir.
Bu unsurlar suç İşlemek için bir araya gelmiş olan bir Örgütün unsurlarıdır. Temel özellik suç işleme iradesi ile bir araya gelmektir.
Dosyada sanığın TCK’nın 220 Maddesi anlamında en az 3 kişi olarak suç işleme amacı ile fiili bir araya geldiğine, aralarında gevşek de olsa hiyerarşik bağ bulunduğuna, devamlılığın bulunduğuna, örgütün faaliyet çerçevesine göre elverişli araç, gerece sahip olduğuna dair hiçbir delil bulunmadığı bu anlamda TCK 220 maddesindeki unsurların bulunmadığı anlaşılmaktadır. Sivil toplum örgütlerinin örgütlü toplum içindeki yasal faaliyetleri, terör örgütünün faaliyeti gibi gösterilerek terör örgütü oluşumuna kanıt yapılamaz. Bu uygulama meşru ve hukuka uygun kabul edilemez. Aksi halde gücü elinde bulunduran, Devlet erkine yön veren irade, kendi işine gelmediği oranda herhangi bir sivil toplum örgütünü örneğin Tüsiad’ ı, Çarşı Taraftar Topluluğunu vs. “tehlikeli” kabul ederek, “terörist” ilan ederek düşman ceza hukukunun süjesi haline getirilebilir. Bu uygulamanın ceza hukukunda ve hukuk devletlerinde yeri yoktur.
2- Devletin Güvenliğine ve Anayasal düzene karşı suç işlenmesi “amacı” ile kurulan “bir örgüt” bulunmalıdır.
Gülen hareketinin en az kırk yıllık geçmişi bulunmaktadır. Devlet güvenliği ve Anayasal düzene karşı suç işlemek gibi bir amacının olmadığı, 28 Şubat sürecinde Gülen hakkında açılan davada verilen beraat kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından da onanarak kesinleşmiştir. Onama tarihi ile 17/25 Aralık 2013 tarihleri arasında böyle bir iddia ileri sürülmüş değildir. 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarından sonra aniden, Gülen Hareketinin amacının Devlet güvenliği ve Anayasal düzene karşı suç işlemek olduğu ileri sürülmüştür. Gülen hareketinin Anayasada belirtilen, Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik ve ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak suçlarını işlemeyi amaçladığına dair her hangi bir somut kanıt ileri sürülmüş değildir. Hangi anayasal suçun, örgütün hangi talimatı ile, hangi örgüt üyeleri tarafından ne şekilde işlendiğinin açıklanması gerekir. Gülen Hareketinin kamuoyuna yönelik açıklama ve görüşlerinde Anayasada belirtilen niteliklere aykırı faaliyetlere yönelik olarak belirtilen suçları işlemeyi teşvik edici bir söylemi bulunmamaktadır. Gülen hareketinin kamuoyuna açık olmayan faaliyetlerinde böyle bir amaç belirlenmiş ise bunun kanıtları ile ortaya konulması gerekir. Sanığın bu yöndeki eyleminin ve kastinin da ortaya konulması gerekmektedir. Mahkeme kararında sanığın Devletin Güvenliğine ve Anayasal düzene karşı suç içeren eylemi kanıtları ile ortaya konulmuş değildir. Mahkeme kararında, düşman ceza hukukunun yansıması olarak Gülen Hareketini “tehlikeli” ve “düşman” olarak niteleyen, “niyet okuma” kabulüne bağlı tamamen soyut değerlendirmelere yer verilmiştir.
Örgüt terimi genel anlamıyla; “belirli ve müşterek bir işi yapmak veya amacı gerçekleştirmek maksadıyla kişi veya kurumların oluşturduğu birlik veya teşekkül” şeklinde tanımlanabilir. Suç örgütü ise, suç işlemek amacıyla kişilerin oluşturduğu birlik veya teşekküldür.
3-Bir yapılanmanın terör örgütü olarak kabulü için diğer şart ; kurulan bu örgütün eylemlerinin; cebir ve şiddet kullanarak, baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerini içermesi gerekir. (3713 Sayılı yasanın 1. Maddesi )
Mahkemenin gerekçesinde cebir, şiddet eylemlerine kanıt olarak;
a -“Emniyet, askeriye ve yargı alanında gizli bir şekilde örgütlenmesi ve dolayısıyla silahlı örgüt üyelerinin hazır halde bulunması” gösterilmiştir.
Silahlı Terör Örgütünde örgütün silahlı olması ayrı bir unsurdur. Mahkeme tarafından “cebir şiddet unsuru” ile “örgütün silahlı olması” gerektiği unsurları birbirlerine karıştırılmıştır. Örgütün silahlı olması gerektiği unsuru aşağıda, yeri gelince ayrıca açıklanacaktır. Gülen Hareketinin emniyet, askeriye ve yargı ayağında gizli bir şekilde örgütlendiğine ilişkin kararda herhangi bir somut kanıt ileri sürülmemiştir. Soyut iddia olarak kalmıştır. Bu gizli örgütlenmenin üyelerinin kimler olduğu açıklanmamıştır. Başka mahkemelerde bu isnat edilen davalar devam ettiği halde, masumiyet karinesi aykırı olarak kesinleşmeyen konuların mahkemece kanıt gibi sunulması hukuka aykırılık teşkil eder. Masumiyet karinesine aykırıdır. Bunun yanında emniyet, askeriye ve yargı görevlilerinin silahlarının hazır bulunması bu kişilerin “silahla” cebir ve şiddet uygulayacakları söylenerek kanıt yapılması hayatın olağan akışına, mantık kurallarına tamamen aykırı bir durumdur. Ceza hukuku dış dünyaya yansımış eylemlerle ilgilenir. Kişinin görevi nedeni ile taşıdığı, bulundurduğu silah ile ileride suç işleyeceğini belirtmek niyet okumanın ötesinde düşman ceza hukukunun tipik uygulamasıdır. Mahkeme Gülen hareketinden olduğunu düşündüğü, (bu kanata nasıl ulaşıldığı, bu kişilerin kim oldukları, nerde, ne şekilde görev yaptıkları kararda belirtilip açıklanmış değil) bir kısım kamu görevlilerini kendince “tehlikeli” kabul ederek bu kişileri “düşman”, “terörist” ilan edebilmektedir! Kim olduğu belirsiz “teröristlerin” ileride cebir şiddet uygulayabilecekleri bunun da yargılaması yapılan sanıkların mahkûmiyetine kanıt olacağı gerekçesi düşman ceza uygulamasını da aşan mantık kurallarını zorlayan bir uygulamadır.
b- “19.01.2014 Tarihinde MİT Tırlarının durdurulması olayında MİT mensupları ile jandarma mensupları arasında arbede yaşanması ve MİT personelinin örgüt üyesi olduğu düşünülen jandarma personeli tarafından silah kullanılarak darp edilmesi,” gösterilmiştir.
Kamuoyunda MİT Tırları olayı olarak bilinen, silah taşıdığı iddia edilen Tırların durdurulmasına ilişkin olayın yargılaması halen devam etmektedir. Mahkeme, başka Mahkeme önünde yargılaması devam eden bir olaya ilişkin olarak, dava dosyasını getirtmeden ve huzurda tartışmadan, kendisini O mahkemenin yerine koymak sureti ile incelemediği dosyayı kendi dosyasında kanıt olarak kabul etmiştir. CMK 217 Maddesine aykırılık mutlak bozma nedenidir. Bunun yanında Mahkemenin cebir-şiddete delil olarak gösterdiği olayda “..örgüt üyesi olduğu düşünülen jandarma personeli” ifadesi kullanılmıştır. Jandarma personelinin örgüt üyesi olup olmadığının dahi belli olmadığını Mahkemenin kendisi ikrar etmektedir. Mahkeme olay yerinde bulunan Jandarma görevlilerinin örgüt üyesi olup olmadığından dahi emin değildir. Örgüt üyesi olup olmadığı bilinmeyen jandarma personelinin cebir şiddet kullandığı da tam olarak belli değildir. Mahkeme gerekçesinde “arbede yaşandığını” ifade etmektedir. Adli soruşturma sırasında kolluk görevlilerinin güç kullanma yetkisinin bulunması yanında, ölçüsüz güç kullanımı söz konusu ise bunu ortaya koyacak rapor vs. nin de dosyaya getirtilmesi gerekir. Dosya gelmediği gibi rapor da getirtilmiş değildir. Bu durumda mahkeme gerekçesindeki kabul tamamen olasılıklara dayanmaktadır.
c- “15.07.2016 tarihinde yapılan darbeye teşebbüs” unsur olarak gösterilmiştir.
15 Temmuz Hain darbe girişimine ilişkin, darbe girişiminin kimler tarafından ne şekilde yapıldığına ilişkin bir kısım hazırlık soruşturmaları ile açılmış olan çok sayıda davalar devam etmektedir. Mahkeme yine CMK 217 Maddesine aykırı olarak kararını “duruşmaya getirtilmiş, huzurda tartışılmış” kanıtlara dayandırmamıştır. Bu durum ceza yargılamasının bir çok ilkesine aykırıdır. Mutlak bozma nedenidir. Mahkeme, 15 Temmuz Darbe girişimini kararına kanıt yapmak istiyor idiyse öncelikle bu davalarının sonucunun bekletici mesele yapılması gerekmektedir. Fakat yargılaması yapılan, Darbe girişiminde her hangi bir eylemlerinin de olmadığı sabit olan sanıklar mahkeme tarafından bertaraf edilmesi gerekli bir “düşman” olarak görüldüğünden olsa gerek, ceza hukukunun ilkeleri askıya alınarak, hukuka aykırı bir şekilde mahkumiyet kararı verilmesi yoluna gidilmiştir.
Dosyada yargılaması yapılan sanığın cebir şiddet tehdit içeren eyleminin ne olduğu belirtilmemiş, kanıtları ile ortaya konulmamış, peşinen cebir şiddet eylemi var kabul edilerek cezalandırılması yoluna gidilmiştir.
4- Eylemleri gerçekleştiren faillerin bu örgüte mensup olması gerekir. (Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kamuoyunda Ergenekon ismi ile bilinen dava dosyasına ilişkin bozma kararında yer alan ifadesidir)
Silahlı Terör Örgütünün amacına ulaşmak için işlediği suçları gerçekleştiren kişilerin bu örgüte mensup oldukları her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delilerle kanıtlanmış olması gerekir. Yukarıda da belirtildiği gibi Gülen Hareketinin işlediği iddia edilen suçların bu yapıya mensup kişiler tarafından gerçekleştirildiği kanıtları ile birlikte ortaya konulmuş, kararda açıklanmış değildir. Başka mahkemelerde devam eden yargılama süreçlerinin akıbeti sorulmadan, kesinleşmeleri beklenmeden, hatta bu dosyalar getirtilip incelenmeden eylemleri gerçekleştiren kişilerin bu yapıya dahil olup olmadığının belirlenebilmesi mümkün değildir. “İhtimale hüküm bina edilmez.” Hükmü Mecelleden bu yana hukukumuza da girmiş evrensel bir ilkedir. Olasılıklara göre karar verilmesi düşman ceza hukuku uygulamasının ürünüdür.
5- Anayasal düzene aykırı suçların işlenmesi amacı etrafında, sürekli bir birliktelik olmalıdır.
Örgüt, amacı içerisindeki suçları işlemeye yönelik olarak zaman kısıtlamasına tabi olmaksızın faaliyet gösteren bir yapılanmadır. Bu husus bir Yargıtay kararında da; “suçu basit bir birleşmeden ayıran, devamlılık ve birden fazla suç için olma, sürekliliktir” biçiminde ifade edilmiştir.
Sivil toplum örgütlerinin yapısı gereği, sivil toplum örgütünün yasal amaçlarını yerine getirmek, gerçekleştirmek için aynı amaç etrafında sürekli bir birlikteliğin bulunması söz konusu olabilir. Silahlı Terör Örgütlerinde ise sürekli birliktelik unsurunda, “anayasal düzene karşı suçları” işlemek amacı söz konusudur. Somut olayda yargılaması yapılan sanıklar, Gülen hareketini dini bir cemaat olarak bilip kabul ettikleri için bir kısım faaliyetlerine katıldıklarını belirtmişlerdir. Anayasal bir suç işlemek gibi amaçları olmadığı gibi bu yönde de bir eylemleri de bulunmamaktadır. Dolayısı ile aynı meslek grubundan olan sanıkların birliktelikleri suç işlemek için oluşan bir birliktelik değildir. Sivil toplum örgütü faaliyetleri çerçevesinde oluşan bir birlikteliktir.
6- Organize Bir yapı bulunmalıdır.
Sivil toplum örgütlerinde veya örgüt olarak kabul edilebilecek tüzel kişiliğe sahip olsun olmasın bir yapıda “organizasyonun” bulunmaması düşünülemez. Gülen Hareketi kendine özgü sivil toplum örgütü yapısı içinde sadece Türkiye’ de değil, dünyanın birçok ülkesinde eğitim, sağlık, yardım kurumları vs. açmış ve işletmiş bir yapıdır. Bu kadar geniş kapsamlı faaliyetin “organize” olunmadan yürütülmesi mümkün değildir.
7- Üyeler arasında Hiyerarşik bir ilişki bulunmalıdır.
Silahlı Terör Örgütlerinde hiyerarşik ilişki kavramı iş bölümünden daha fazlasını gerekli kılar. Bu kavram, astlık üstlük ilişkisini ve örgüt üyelerinin, örgüt kararlarına tabi olması gereğini ifade eder. Ayrıca hiyerarşik ilişki, örgütün belirli bir disiplininin bulunmasını, yetkili organ veya makamın aldığı kararın örgüt üyelerince uygulanması zorunluluğunu gerektirir. Örgüt kararlarına uyulmaması veya otorite ilişkisinin reddedilmesi, örgütsel yaptırımlarla karşılanır. Örgütün olanaklarına ve organizasyon yeteneğine bağlı olarak oluşturulan hiyerarşik ilişki sonucunda çeşitli konularda birimlerin, uzmanlaşmış kişilerin istihdam edilmesi de söz konusu olabilmektedir.
Sivil toplum örgütlerinde veya örgüt olarak kabul edilebilecek tüzel kişiliğe sahip olsun olmasın bir yapıda organizasyon içinde hiyerarşik bir yapının kurulmuş olması doğaldır. Bu unsurun bulunması tek başına hiçbir örgütü silahlı terör örgütü haline getirmez. Her hangi bir sivil toplum örgütünün, her hangi bir cemaatin oluşturduğu “örgüt” yapısının özellikleri sayılmak sureti ile bu yapılanmada yer alan kişiler belirtilerek, bu yapının “silahlı terör örgütü” ilan edilmesi ancak düşman ceza hukuku uygulamasında mümkün olabilecek bir durumdur.
8- Örgütün Silahlı Olması gerekir.
314. maddedeki örgütü kurma, yönetme veya üyesi olma suçunun oluşması için, örgütün ‘silahlı örgüt’ niteliğinde bulunması gerekmektedir. Silah, TCK 6. maddede tanımlanan silah kavramı çerçevesinde açıklanamaz. Anılan tanımda, çeşitli suç tipleri bakımından genel olarak saldırı ve savunmada kullanılabilmeleri nedeniyle, gerçekte silah olarak üretilmemiş olan kimi cisim ve araçlar da silah olarak kabul edilmiştir. Buna karşın Devlete ve Anayasal düzene karşı suçların işlenmesi amacıyla kurulan örgüte ait silahların gerçek anlamda silahlardan olması ve ayrıca sayı ve vahamet bakımından amaç suçları işlemeye elverişli bulunması gerekir. Silahlı örgüt, üyeleri silah taşıyan örgüt anlamına gelmemektedir. Silahlar bilfiil örgütün elinde veya kontrolünde bulunmalı, başka deyişle ‘örgüt silahlı’ olmalıdır. Silahın örgüt üyeleri nezdinde veya örgüte ait yer ve depolarda ya da örgütçe ulaşılabilir halde bulunması olanaklıdır.
Silahın sayı ve vahamet yönüyle amaç için yeterli olması koşuluyla örgütün kullanımına hazır silahların bulunması silahlı örgüt kavramının varlığı bakımından yeterlidir. Buna karşın, örgüt üyelerin kişisel olarak silahlarının bulunması, örgütün silahlı örgüt olarak kabul edilmesi için yeterli görülemez. Bazı örgüt üyeleri kişisel davranışlarla silah taşısa veya bulundursa dahi, bu davranış örgütün amacı ve örgüt kararları doğrultusunda bulunmadığı takdirde, örgütün silahlı olduğu kabul edilmemelidir.
Gülen Hareketine mensup olduğu ileri sürülen ancak buna ilişkin herhangi bir kanıt ileri sürülmeyen, başka yargılamalarda da henüz örgüt üyesi oldukları kesin hükümle kanıtlanmayan bir kısım kamu görevlilerinde (Emniyet Görevlisi, asker, vs.) kamu hizmetinin gereği olarak bulunan, bu kişilerin kullanıma tahsis edilmiş silahların, silahlı terör örgütünün silahı olarak kabulü mümkün değildir. Söz konusu silahlar görevleri gereği devlet tarafından bu kişilere tahsis edilmiştir. Denetimi de yasal mevzuat çerçevesinde tamamen Devletin kontrolü altındadır. Gülen Hareketi öğreti ve söylemlerinde cebir, şiddet ve teröre karşı açıklamalarda bulunmuştur. 15 Temmuz Darbe girişimi sonrası, Gülen Hareketi üyesi olduğu iddiası ile yüz binden fazla kişi hakkında adli işlem başlatılmış, 50 binden fazla kişi tutuklanmış, bu kişilerin çoğuna yakını ile ilgili olarak evleri, işyerleri ve araçlarında aramalar yapılmış, Gülen Hareketinin tüm resmi kurumları kapatılmış, el konulmuştur, Tüzel kişiliklerde de aramalar yapılmıştır. Buna karşın tüm bu adli soruşturma ve arama kararlarına rağmen “örgütün silahı” denilebilecek herhangi bir “silah” ele geçirilmiş değildir. Tüm bu gerçeklik ortadayken Gülen Hareketinin Silahlı Terör Örgütü tanımı içine dahil edilme çabaları düşman ceza hukuku uygulamasının başka bir yansımasıdır.
1   2   3   4   5   6   7   8

Benzer:

BÖlge adliye mahkemesi İLGİLİ ceza dairesi’ne gönderilmek üzere iconYargitay ceza dairesine gönderilmek üzere bölge adliye mahkemesi İSTİnaf ceza dairesiNE

BÖlge adliye mahkemesi İLGİLİ ceza dairesi’ne gönderilmek üzere iconBÖlge adliye mahkemesi İLGİLİ ceza dairesi’NE

BÖlge adliye mahkemesi İLGİLİ ceza dairesi’ne gönderilmek üzere iconYargitay 13. Ceza dairesi

BÖlge adliye mahkemesi İLGİLİ ceza dairesi’ne gönderilmek üzere iconİdare mahkemesi başkanliğI’na sunulmak Üzere

BÖlge adliye mahkemesi İLGİLİ ceza dairesi’ne gönderilmek üzere iconİstanbul sulh ceza hâKİMLİĞİ’ne sunulmak üzere istanbul sulh ceza hâKİMLİĞİNE

BÖlge adliye mahkemesi İLGİLİ ceza dairesi’ne gönderilmek üzere iconCumhuriyet savcilarina ceza kovusturmasi yapmak uzere acik cagrimizdir!

BÖlge adliye mahkemesi İLGİLİ ceza dairesi’ne gönderilmek üzere iconAĞir ceza mahkemesi başkanliğina

BÖlge adliye mahkemesi İLGİLİ ceza dairesi’ne gönderilmek üzere iconAĞir ceza mahkemesi başkanliğI'NA

BÖlge adliye mahkemesi İLGİLİ ceza dairesi’ne gönderilmek üzere iconSulh ceza mahkemesi sayin hâKİMLİĞİ’NE

BÖlge adliye mahkemesi İLGİLİ ceza dairesi’ne gönderilmek üzere iconNÖbetçİ trafik ceza mahkemesi HÂKİMLİĞİ’NE


Yasa




© 2000-2018
kişileri
d.ogren-sen.com