Haydi, hep berâber amik ovasi ya da armegeddon savaşI’nin hazirliklarina…


d.ogren-sen.com > Doğru > Evraklar
YATSI YAKLAŞIYOR, MUM SÖNMEK ÜZERE…”
HAYDİ, HEP BERÂBER AMİK OVASI YA DA ARMEGEDDON SAVAŞI’NIN HAZIRLIKLARINA…

Montesquieu’nun, “Bir ülkede yalakalığın

getirisi, dürüstlüğün getirisinden daha fazla ise, o ülke batar.”

şeklindeki sözünün gerçekliği, bütün milletleri sınırları içinde katmaya başlamış

bulunuyor… Bunun getirisinin, “Yatsı Yaklaşıyor, Mum Sönmek Üzere…” atasözü çağrışımındaki

mumu göstermediğini kim iddia edebilir?

Öyleyse, haydi hep berâber buyurunuz, ilk plânda;

Kıyâmet’in ilk büyük belirtilerinden, Amik Ovası Savaşı’nın hazırlıklarına…

Prof. Dr. Mustafa TEMİZ

07.02.2016


Yalancının mumu, yatsıya kadar yanar”

Atasözü
Hak şerleri hayr eyler,

Zannetme ki gayr eyler.

Ârif anı seyr eyler,

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler…”

İbrahim Hakkı Hazretleri

Bir insan, hiçbir durumda

yalan söylemek özgürlüğüne sâhip değildir.

Thomas Carlyle

Hak ve Bâtıl
Küçüklüğümden beri bu iki, hak ve bâtıl, kelimelerini çok duymuşumdur. İlk öğren-cilik yıllarımda çıkan bir gazetenin başında bu iki kelimeden müteşekkil, “Hak geldi, bâtıl zâil oldu” cümlesi vardı.
Adem (AS)’dan bu yana hayat hep bu iki kelime ya da kavram çerçevesinde sürüp gitmektedir.
Kur’an’da İsrâ Sûresi’nin 81. âyetinde şöyle geçiyor:
“(Ey Muhammed!) De ki: ‘Hak geldi, bâtıl yok oldu. Şüphesiz bâtıl, yok olmaya mahkûmdur.’
Hak’ Ve Bâtıl Kelimeleri

Okumaktan mâna,

Kişi Hak’kı bilmektir,

Çün okudun bilmezsin,

Ha bir kuru emektir.
Mutlak olarak değişmeyen şey ya da olaya hak (gerçek) denir. Yâni gerçek, “şey ya da olayın bizzat kendisidir”, kesin ve Allah’ın (CC) şâhitliğinde olan bilgidir ya da hakkın (olayın doğruluğunun) kendine olan şâhitliğidir.
Gerçek, hiç değişmez. Teorik olarak Evren’in ilk yaratılışında ne ise, şimdi de odur1.
İslâm, gerçeklere dayanır. Kur’an, bir gerçekler yumağı ve her bir kelimesi ise dipsiz anlamlar kuyusu gibidir. Bu nedenle Dinimiz ve Kültürümüz, din ve kültürler arasında insan fıtratına en uygun olanıdır.
İslâm’da Allah’ın (CC) sıfat isimlerinden birisi de Hak kelimesidir, karşıtı ise Bâ-tıl’dır. Hak kelimesi, “varlığı hiç değişmeden duran...anlamındadır ki, biz bunu Türkçe’-de “gerçek” diye tanımlıyoruz. Bu nedenle gerçeklerin en yücesi, (Yüce Gerçek) Allâhü Teâlâ ya da Hak Teâlâ’dır.
Bilimsel Gerçekler Ya da Sünnetullah
En Yüce Gerçek (HAK) olan Allâhü Teâlâ’nın Gayb Âlemi’nde yarattığı değişmeyen mânevî kânunlara da bilimsel açıdan (Yaratılmış) İkinci Mertebe’den Gerçekler dene-bilir2. Bir de Gayb Âlemi’ndeki bu mânevî kânunlara göre, Evren’de Meydana gelen yerce-kimi gibi kânunlar da vardır ki, İslâm Kaynakları bu kânunlara Sünnetullah, günümüz bi-lim adamları ise, Bilimsel Gerçekler (Bilimsel Gerçek Kânunlar) diyorlar. Bilimsel Ger-çekler’le uğraşan insanlara Bilim Adamları denir3. Yaratılmasından sonra varlıkların arala-rındaki gerçek ilişkiler, günümüzde Allâhü Teâlâ tarafından yaratılan Nedensellik Kâ-nunu ile incelenmektedir.
İnsanlık açısından, ‘mümkün olan’ gerçekler üstünde varlığı kaçınılamaz (mecbûrî-zarûrî) olan ‘Allah’, Hak’kın özel ismidir.
Evren(ler)de meydana gelen büyük-küçük, maddî-mânevî her olayda Allâhü Te-âlâ’nın dilemesi4 vardır. Özellikle, insânî boyutta da insan üzerinde etkili olan ve insanı ken-dine çeken hiçbir şey yoktur ki, onun perde arkasında Allah (CC) bulunmasın…
Bâtıl’ın Osmalıca Lügat’teki anlamı şu şekildedir:
Hakîkatsız, hurafe. Hak ve doğru olmayan, yalan… Şartlarını yapmamakla kabul olmayan ibâdet ve muâmele… Meselâ, Bir özür bulunmaksızın taharetsiz kılınan namaz gi-bi…”
Bâtıl’ın karşıtı gerçek kelimesi; gerçeğin kaşıtı bâtıl’dır. Gerçek olmayan her bir şey yalan demektir.
Bilimsel Açıdan Küfür
Küfür tek millettir.” sözünü (hadîsini) duymayan yok gibidir. Küfrün lügatteki an-lamları şunlardır:
Küfür,örtmek mânâsınadır. Kalbe âit bir sıfattır. Hak dini inkâr edip, hakkı inkâr edene ve gizleyene ‘kâfir’ denilir. Küfür kâfirliğin sıfatıdır. Allaha inanmamak. Hakkı gör-memek. Îmansızlık. Allaha (CC) yakışmıyan sıfatlar uydurmak. Müslümanlığa uymayan şey-lere inanmak. Nankörlük, dinsizlik, günah, kaba ve ayıp söz.’
Çift Yaratılma Kânunu
Yâsin Sûresi’nin 36. âyetinde “Yerin bitirdiği şeylerden, insanların kendilerinden ve (daha) bilemedikleri (nice) şeylerden, bütün çiftleri yaratanın şânı yüce-dir.” ve Zâriyet Sû-resi’nin 49. âyetine “Düşünüp ibret alırsınız diye her şeyden çiftler yarattık.” dendiği gibi, Allâhü Teâlâ, her şeyi çift çift olarak yaratmıştır. Yaratılanlar, temelde ‘olumlu’ ve ‘olum-suz’ özelliklidirler.
Bu tasnife göre, küfür milletinin karşısındaki millet kimdir? Bugün o millet İslâm Ümmeti’dir.
İslâm Ümeti’nin değer yargıları da yine ‘çift yaratılma’ âyetine göre, olumlu (po-zitif) değer yargıları, olumsuz (negatif) değer yargıları olmak üzere, iki tiptir.
Değer yargılarının olumlu olan tarafına Gerçek (Hak) Değer Yargıları, olumsuz o-lan tarafına Bâtıl (Yalan, Yanlış) Değer Yargıları denir.
Ünlü Bilim adamı Farabî’nin bir sözü var. O:
Gerçek, BİR âdettir; gerçek dışı, sonsuz derecede çoktur. BİR olan gerçek öğreni-lirse, gerçek olmayanlar bir bir ortaya çıkar.” diyor5.’
Bu prensip ihmal edilir, gerçek değerler unutulursa, insan sayısınca (yalan) fikir or-taya çıkacağı için toplum çeşitli karmaşalarla yüz yüze gelir.
Doğru-Doğruluk
Yalan’ın zıddı ‘Doğru’, yalancılığın zıddı ise doğruluktur. Yalan söyleyene Yalan-cı, yalan söylemeyene Doğru denir. İslâm’da yalancılık (yalanla meşgul olmak) ne kadar kötü ise, doğruluk da o kadar üstün bir meziyettir. Yalancı ne kadar güven duyulmayan bir kimse ise, Doğru da o kadar güven duyulan bir kimsedir.
Gerçekte, her bir fikir, söz, şey ya da olaya ilişkin yalnızca bir DOĞRU ve çok sayı-da yalan vardır.
İslâm Ümeti Ve Küfür Milleti
İslâm Ümeti, gerçekliğin, doğruluğun üzerine kuruludur, tektir. Diğer milletlerde îtikâdı gerçeklik olmadığı için, tıpkı doğrunun karşısındaki sonsuz yalan kavramında olduğu gibi, îtikâdı açıdan gerçekliğe dayanmayan sonsuz yalana karşı, bugün îtikâdı gerçeği maskeleyen çok çeşitli milletler vardır. Bu nedenle Peygamberimiz (SAV) Efendimiz, İslâm Ümeti’nin karşısındaki milletleri, “Küfür tek millettir.” şeklinde tasvir etmiştir.
Sonuç olarak gerçeklere dayanmayan yalancının yalanı çok geçmeden ortaya çıkar. Çıkıyor da…
Yalan ve yalancılığın en tâze örneklerini ve bunların en kısa sürede deşifre oluşlarını merak edenler, 27 Mayıs-18 Haziran 2013 târihleri arasında başgösteren Taksim Gezi Parkı Olayları’nı inceleyerek görebilirler. Örneğin, Gezi Parkı katılımcıları tarafından ileri sürü-len, 17 Twitter mesajının, provakatörler tarafından iddia edilen, 17 Twitter yalanı oldu-ğu, kısa sürede anlaşılmıştı.
Ayrıca, bir milletvekilinin, ‘Faşist Diktatörün polisinin plâstik mermileri gösterici-yi bu hâle getirdicümlesiyle, Twitter’da paylaştığı fotoğrafın, 25 Mayıs’ta Suriye asker-lerince vurulmuş bir çocuğa âit olduğu belirlenmişti. Kezâ, olaylar esnâsında yaralıları te-dâvi ettikleri ileri sürülen, beyaz önlüklü üç doktor kişinin, aslında doktor olmayıp çeşitli suçlardan cezâ almış, herhangi kişiler oldukları da kısa sürede ortaya çıkmıştı.
Îmanın Gücü Ve Doğruluk, Dürüstlük
Görüldüğü gibi İslâm’da îmanın esâsı, kalpte ve vicdanda oluşan ve dil ile ifâde edilen, inancın olaylarla örtüşmesine dayanmaktadır. Böyle bir îmanın insana verdiği gücü her insan anlayamaz. Nitekim Elmalılı’nın bildirdiğine göre, İtalyan târihçi Kaytano bakınız ne demiş:
Muhammed hiçbir zorluk karşısında yılmamış, hiç ümitsizliğe düşmemiş, kanaati aslâ sarsılmamıştır. Onda kendine öyle bir güvenme vardır ki, bunun sırrı anlaşılamamış ve kendisiyle berâber gömülüp gitmiştir6.”
Batılılarda İslâm’daki gibi bir îman târifi olmadığı için, onlar her durumda her şeyin maddî bir açıklamasını yapmaya çalışırlar. Maddî açıdan açıklanamayan bir olaya elbette sır demekten başka bir yolları yoktur. Pirî Reis’in çizmiş olduğu o meşhur Haritaya da akıl erdiremedikleri için, Tanrının Arabaları adlı kitabın yazarı Erich Von Daniken, bu bilin-mezliği uzaylıların yardımına bağlamak zorunda kalmıştır.
Kaytano’nun sır olarak kabul ettiği bu güçlü îmanı Elmalılı bakınız nasıl açıklıyor:
Bu sır, onun kendine güveninin sırrı değil, Hak’ka, Allah’a güveninin sırrıdır ki, o da nebîlik ve Resullüğü ve Allah’ın emir ve şâhitliği ile peygamberliğine olan kesin bilgisi ve dâvasındaki doğruluk ve sadâkatinin delîlidir. Resûllullah, hiçbir zaman nefsine güven-memiş, dâima ve dâima Allah’a ve Allah’ın tebliğlerine dayanmış ve güvenmiştir7.”
Çünkü o her zaman Allah’a (CC) ve O’nun şâhitliğine inanmıştır. Bu nedenle, doğru olduğu söylenen bir kimsenin doğruluğundan emin olabilmek için onun nefsine, inancına değil, hakka (gerçeğe) bağlanmış olmasına ve gerçeği temsil etmiş bulunmasına bakılır. Allah’a (CC) bağlanan böyle bir kimsenin doğruluğu; nefsine, inancına bağlılığı, Allah’a (CC) bağlılığının arkasından kendiliğinden gelir.
Peygamber (SAV) Efendimiz’in Mirâc’tan getirdikleri hakkında, Hz. Ebû Bekir (R-A) Efendimiz’in, “O ne söylüyorsa, doğrudur, ben hepsine şeksiz, şüphesiz inanıyorum.” biçimindeki, şüphe götürmeyen, îmanından dolayı Allah (CC) ona, “doğruluk, gerçeklik, sıdk” kelimesi ile ilgili olarak “Sıddîk” unvânını vermiştir.
Sıddîk”, doğruluğun en yüksek mertebesi olduğu gibi, bu sıfattaki bir insanın îmanı da en üstün mertebededir. Nitekim Hz. Ebû Bekir (RA) Efendimiz’in îmanının, gelmiş geç-miş insanların îmanlarının toplamından daha büyük olduğunun söylenmesi, ‘sıdk’ ile ‘îman’ arasındaki ilişkiye en güzel bir örnek teşkil etmektedir.
Sonuç olarak yalan, gerçek dışılığın ifâdesidir. Yalan söylemek demek, ‘konuşulan konunun temelinde gerçeklik yok’ demektir.
Yatsı Yaklaşıyor8, Mum Sönmek Üzere…”
Şu anda Müslüman olmayan bütün milletlere baktığımızda, bilimsel konular hâ-riç, hemen hepsi, temelleri yalana dayanan algı, entrika ve düzenler peşinde olduklarını gö-rüyoruz… Müslüman ülkelerden de doğruya en yakın hareket edenin ise Türkiye olduğunu görüyoruz. Zâten Türk Milleti’nin bin yıldan beri varlığını korumasının esası da İslâm ahlâkını9 ön plânda tutması değil midir?
Diğer Müslüman ülkelerin durumları da, göz önünde bulunmuyor, değil… Hele şu Ashâb-ı Kirâm efendilerimize karşı saygısızlıkları ile ün yapmış olan, İranlıların durumu ise, içler acısı…
Gerçeklere en yakın olana göre sıralandıklarında, bu günlere, makro ölçekte, her bir milletin, kendi nasibine düşecekleri alacağı, gününün çok yaklaşmış olduğu ‘Yatsı za-manlarını’ idrak eder gibiyiz, âdetâ… Yalanlara, algılara, entrikalara ve düzenlere daya-nanların ‘mumlarının’ sönecekleri anlar, artık an meselesi gibi değil mi, sizce de?
Yurdumuz içinde de her an hak (gerçek) ve bâtıl (gerçek dışı) mücâdelesi sürüp gidiyor.
Bugün, Evren’de her bir olayın bir gerçek yüzünün ve de çok sayıda gerçek olma-yan yüzünün değerlendirmesinin, ilmî ve bilimsel araştırmalar sâyesinde, artık çok zor ol-madığı açıktır.
Eskiden dışarıya, hayat ortamına, dökülen bilgilerin doğru haber (bilgi) mi ya da yalan haber (bilgi) mi olduğunu anlamak için, günlerce, aylarca ve belki de senelerce bek-lemek gerekiyorken, bu gün ortama yayılan bilginin rengi, günler, saatler, hattâ bâzen daki-kalar içinde bilişim teknolojisi sâyesinde hemen anlaşılabilmektedir.
Özellikle 17 Aralık 2014 târihinden sonra, Türkiye sathındaki gelişmeler, bu sâyede saklanmış olduğu sinelerden dışarıya doğru öyle fırlamıştır ki, her olayın sırrı açık olarak bir bir görülmeye başlamış bulunuyor. Gerek küçük ve gerekse büyük çaptaki bütün olayla-rın her birine ilişkin gerçeklik ile gerçek dışılık arasındaki uçurumu, bugün artık hiç güç-lük çekmeden görebiliyoruz.
Nitekim şu sıralarda günlük yaşamımızda görülen çeşitli mücâdelelerdeki gerçekler, dışarıya doğru taşan doğruluk ve yalancılık ya da doğru haber (bilgi) veyâ yalan haber (bilgi) şeklindeki iki değerlendirme arasında, ışık gibi parlayarak, herkes tarafından kolayca görülmeye başlamıştır.
Bilgi akışındaki bu gelişmeler, gizlenmiş bilgilerin kısa sürede açığa çıktığının, baş-ka bir ifâdeyle yaşamın, eskiye nazaran daha da hızlandığının; bu hızlanmanın ise, insan-ların uzun süre güdülemeceğinin açık bir manzarasıdır.
Bu gelişmeler, şunu gösteriyor:
Yeryüzünde, ABD gibi Tavşana kaç, tazıya tut! metotlarıyla, anarşi çıkaranların, her tarafı teknolojik silâhlarla tarayanların, politik entrikalarla insanların haklarını yok sayıp dimağları iğfal edenlerin, umûmun efkârını çeşitli beyin yıkama usulleriyle kendi is-tikâmetlerine meylettirmek için durmadan şeytanî sloganlar üretenlerin, maskeleri artık düşmüş bulunuyor. Montajlama, dublaşlama teknikleri ile binlerce insanı şantajlarla sustur-maların ya da zoraki yönlendirmelerin, bu günlerden sonra, artık uzun süre kendilerini giz-leyemeyecekleri günler, geldi de geçiyor bile…
Değerlerimizin Korunması
Her şeyden önce özellikle Türkiyemiz’in gerçeklerden ayrılmaması, en büyük dile-ğimizdir…
Bu gelişmelerin doğruluk ve gerçeklik kanalına aktarılmasının ilk şartı, namuslu ve dürüst olanların, en az namussuz ve vicdansızca çalışanlar kadar, gayret göstermeleri ge-rektiğidirµ. Bu nedenle, Dünyâ’nın her tarafında emperyalist fikirlere karşı Müslümanların silkinerek kendilerine gelmeleri lâzımdır. Sâlih amel (iş) işleyen iyi insanlar’ olabilmek için, Allah’ın (CC) buyruklarına sımsıkı sarılarak dürüstçe çalışmak gerekmektedir.
İkinci olarak, ortaya çıkan gerçek (hak, doğru) bilgilerin hayat ortamına kısa süre içinde aktarılarak insanların beyinlerinin en kısa süre içinde yanlış (bâtıl) bilgilerle perde-lenmelerinden ve gölgelemelerinden kurtarılması zorunluluğu da vardır.
Şer faaliyetler, tek olan doğrunun yanında, sonsuz sayıdaki yalan-yanlış bilgelerle büyüyen birer olumsuz, yaralayıcı fitne yumağı olarak, birer bumerang gibi, gerisin geriye, kendini ateşleyenlere dönebilir ki, çoğu kere de öyle olmaktadır, artık10...
Îmânî zâfiyet, nefsin hâkimiyetine, iyi niyet ve hayrın azalmasına, gönlün kirlenme-sine yol açar. Bu da benliği kamçılar, gittikçe artırır. Benlik ise, kendini beğenmeyi hedef-lemiştir. Peygamberimiz (SAV) Efendimiz, “Bir insanın kendini beğenmesi (ucub hastalı-ğı), kötülük olarak o kişiye yeter.” buyurmuyorlar mı?
Kendini beğenen, bedduâ etmekten kaçınabilir mi? Aslâ, kaçınamaz!
Demek oluyor ki bedduâ etmek, temelde nefsin azgınlığının bir sonucudur. Azgın-lık ise, hatâlarda bile bile ısrar sonunda, nefsin hâkimiyeti altına girmek ve doğruluktan kopmakla başlar.
Böyle hatâlara düşenleri belâlarla temizlemek, kullarını çok seven, Hak Teâlâ’nın â-detleri arasındadır11
Kula belâ gelmez Hak yazmayınca,

Hak belâ yazmaz kul azmayınca.

Hak kuldan intikamı kul ile alır.

Dinî irfan bilmeyen bunu, kul etti sanır.
Allâhü Teâlâ, Nisâ Sûresi’nin 135. âyetinde, ‘Ey îman edenler! Kendiniz, ana baba-nız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şâhitlik yaparak adâleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun.’ buyuruyor.
Allah (CC), gerçek (hak) sözlü insanlara her zaman yardım eder, onların işlerini top-lu kılar, hattâ günahlarını bile bağışlar12. Peygamberimiz (SAV) Efendimiz, Tehlikeli de olsa doğruluğa sarılınız. Muhakkak ki kurtuluş doğruluktadır13 buyurmuşlardır. Hz. Ali (RA) da, Her zaman doğru konuşun; çünkü o kurtarıcıdır.demiyor mu?
Güzel sözlerle insanları Hak’ka ve doğruya yönelten ve kötülüklerden alıkoymaya gayret edeni öven Yüce Allah (CC), “İçinizden hayra çağıran, iyiliği buyurup, kötülükten men eden bir topluluk olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir14.“ buyuruyor.
Bu yüzdendir ki Peygamberimiz (SAV) Efendimiz, bütün hayâtı boyunca fıtratı îcâbı Allah’ın (CC) emri gereğince, müminlere karşı şefkat ve merhâmetle muamele etmiş15; huy-suzluk, katı yüreklilik ve kaba konuşmaktan sakınmış, insanların en hayırlısı olarak yara-tılan16 ümmetine de, ya hayır söylemesini, ya da susmasını tembih etmiştir17.
Amik Ovası Savaşı’na18 hazırlık mı?
Öyle bir sonuca doğru hızla ilerleyişimizin görünen en enemli belirtisi odur ki, mad-dî ve mânevî ölçü kavramları ortadan kalkmış görülüyor…
Montesquieu’nun, ‘Bir ülkede yalakalığın getirisi, dürüstlüğün getirisinden daha fazla ise, o ülke batar.’ şeklindeki sözünün gerçekliği, bütün milletleri sınırları içinde kat-maya başlamış bulunuyor… Bunun getirisinin, ‘Yatsı Yaklaşıyor, Mum Sönmek Üzere…’ atasözü çağrışımındaki mumu göstermediğini kim iddia edebilir?
Öyleyse, haydi hep berâber buyurunuz, ilk plânda; Kıyâmet’in ilk büyük belirtile-rinden, Amik Ovası ya da Armegeddon Savaşı’nın hazırlıklarına…

CC kısaltması, “Celle Celâlühû - O’nun şânı çok yücedir.” demektir.

1 Temiz, M., Gerçekler mi Geliyor?, Alındığı İnternet Elektronik Adresi, http://gayalo.net/dosyalar/GERÇEKLER%20Mİ%20%20GELİYOR.pdf YA DA http://mtemiz.pau.edu.tr/bilim/GERÇEKLER%20Mİ%20%20GELİYOR.doc YA DA http://mtemiz.pau.edu.tr/bilim/GERÇEKLER%20Mİ%20%20GELİYOR.pdf YA DA http://gayalo.net/dosyalar/GERÇEKLER%20Mİ%20%20GELİYOR.doc, En Son Erişim Târihi: 6.01.2013.

2 Temiz, M., Kelebek Etkisi ve Mânevî İletişim, Alındığı İnternet Elektronik Adresi, http://gayalo.net/dosyalar/Kelebek%20Etkisi%20Ve%20Mânevî%20İletişim.pdf YA DA http://mtemiz.pau.edu.tr/bilim/KELEBEK%20ETKİSİ%20VE%20MÂNEVÎ%20İLETİŞİM.doc YA DA http://mtemiz.pau.edu.tr/bilim/KELEBEK%20ETKİSİ%20VE%20MÂNEVÎ%20İLETİŞİM.pdf, En Son Erişim Târihi: 6.01.2013.

3 Temiz, M., Facebook Notlarından: İdeoloji, Hak Ya Da Gerçek, Alındığı İnternet Elektronik Adresi, http://mtemiz.pau.edu.tr/bilim/Facebook%20Notlarından%20İdeoloji,%20Hak%20Ya%20Da%20Gerçek.pdf YA DA http://mtemiz.pau.edu.tr/bilim/Facebook%20Notlarından%20İdeoloji,%20Hak%20Ya%20Da%20Gerçek.doc, En Son Erişim Târihi, 19.03.2014.

4 Temiz, M., Zerrelerden Galaksilere, Nefislerden Ruhlara Kadar Her Şeyde Allah’ın (CC) Dilemesi, İyi Niyet (Pozitif Düşünce) ve Ümit, Kültürümüzde İnsanların İsteklerinin Gerçekleşmesinde Özgür İrâde’nin Derecesi, Alındığı İnternet Elektronik Adresi, http://mtemiz.pamukkale.edu.tr/bilim/ALLAH’IN%20(CC)%20DİLEMESİ,%20İYİ%20NİYET%20(POZİTİF%20DÜŞÜNCE)%20VE%20ÜMİT.doc, En Son Erişim Târihi: 01.04.2013.

5 Temiz, M., Ehli-Sünnet (Orta Yol Ehli) ve Aşırı Uçlar, Alındığı İnternet Elektronik Adresi, http://mtemiz.com/bilim/EHLİ-SÜNNET%20(ORTA%20YOL’DAN%20GİDENLER)%20VE%20AŞIRI%20UÇLAR.pdf, En Son Erişim Târihi: 01.12.2013.

Akşam, Gezi Parkı olayları ile ilgili ortaya atılan 17 Twitter yalanı, Alındığı İnternet Elektronik Adresi,

http://www.aksam.com.tr/guncel/gezi-parki-olaylari-ile-ilgili-ortaya-atilan-17-twitter-yalani/haber-211987, En Son Erişim Târihi: 5.06.2013.

Takvim, Aygün'ün fotoğrafı da yalan çıktı, Alındığı İnternet Elektronik Adresi, http://www.takvim.com.tr/Guncel/2013/06/17/aygunun-fotografi-da-yalan-cikti, En Son Erişim Târihi: 11.06.2013.

6 Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Kuran'i Kerim Tefsîri, (Enam Sûresi):http://www.enfal.de/telmalili/enam.htm

Vikipedi, Pîrî Reis, Alındığı İnternet Elektronik Adresi,

http://tr.wikipedia.org/wiki/P%C3%AEr%C3%AE_Reis_Haritas%C4%B1, En Son Erişim Târihi: 15.11.2013.

7 Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Kuran'i Kerim Tefsîri, (Enam Sûresi), http://www.enfal.de/telmalili/enam.htm

SAV kısaltması, ”Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem - Allah O’na salât etsin.” demektir.

RA kısaltması, “Radiyallâhü Anh - Allah ondan râzı olsun.” demektir.

8 Şeyh Muheysini: Suriye’de Hz. Muhammed’in haber verdiği Melhame Savaşı başlıyor,Alındığı İnternet Elektronik Adresi, http://www.yeniakit.com.tr/haber/seyh-muheysini-suriyede-hz-muhammedin-haber-verdigi-melhame-savasi-basliyor-127310.html, En Son Erişim Târihi: 02.02.2016.

9 Temiz, M., Peygamberimiz (SAV)’in Dilinden Türkler, Alındığı İnternet Elektronik Adresi,

http://mtemiz.com/bilim/PEYGAMBERİMİZ’İN%20DİLİNDEN%20TÜRKLER.pdf YA DA

http://mtemiz.com/bilim/PEYGAMBERİMİZ’İN%20DİLİNDEN%20TÜRKLER.docx, En Son Erişim Târihi: 02.07.2014.

µµ Necm Sûresi, âyet 39: ”Doğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur.”

10 Temiz, M., Tüfekler Geri Tepmeye Başladı Bile… Âyetlerle Allâhü Teâlâ’nın Adâleti Ve de Reisicumhurumuz Erdoğan , Alındığı İnternet Elektronik Adresi,

http://mtemiz.com/bilim/TÜFEKLER%20GERİ%20TEPMEYE%20BAŞLADI%20BİLE….pdf YA DA http://mtemiz.com/bilim/TÜFEKLER%20GERİ%20TEPMEYE%20BAŞLADI%20BİLE….docx, En Son Erişim Târihi: 25.08.2015.

11 Temiz, M., Hayır Ve Şerre Sebep Olmanın; Sıkıntı, İptilâ Ve Sabrın Dinî Hükümleri, Alındığı İnternet Elektronik Adresi,

http://mtemiz.com/bilim/HAYIR,%20ŞER;%20SIKINTI,%20İPTİLÂ,%20SABIR%20VE%20DİNÎ%20HÜKÜMLERİ.pdf, En Son Erişim Târihi: 17.11.2013.

13 İbn-i Ebi Dünyâ.

RA kısaltması, “Radiyallâhü Anh - Allah ondan razı olsun.” demektir.

14 Âl-i İmran Sûresi, âyet 104.

15 Hıcr Sûresi, âyet 88: “Sakın, o kâfirlerden bir takımlarını zevkyab ettiğimiz şeylere göz atma, onlara karşı üzülme ve müminlere kanadını indir.”

16 Âl-i İmran Sûresi, âyet 110:Siz insanlar için çıkarılmış ümmetlerin en hayırlısı olmak üzere yaratıldınız.”

17 Riyâzü's-Sâlihîn.

18 Amik Ovası Ve Armegeddon Savaşı, Alındığı İnternet Elektronik Adresi,

http://hadislerde-mehdi.blogspot.com.tr/2014/08/melhame-i-kubra-ve-amik-ovas-gercegi.html, En Son Erişim Târihi: 02.02.2016.

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Haydi, hep berâber amik ovasi ya da armegeddon savaşI’nin hazirliklarina… icon1 Kurtuluş Savaşı’nın yöntemi, gerekçesi ve amacı ilk kez nerede belirtilmiştir? a

Haydi, hep berâber amik ovasi ya da armegeddon savaşI’nin hazirliklarina… iconGece olmasa hiç, Günle beraber gönlümde bir sevinç

Haydi, hep berâber amik ovasi ya da armegeddon savaşI’nin hazirliklarina… iconSes ve hep ses öMÜrden sesler / koydan akseden şarki

Haydi, hep berâber amik ovasi ya da armegeddon savaşI’nin hazirliklarina… iconNot: Trablusgarp (Libya) Osmanlı Devletinden ayrılan son Afrika toprağı...

Haydi, hep berâber amik ovasi ya da armegeddon savaşI’nin hazirliklarina… iconAmuca Kabilesinden olmamakla beraber kabilenin bir ferdi gibi kabul...

Haydi, hep berâber amik ovasi ya da armegeddon savaşI’nin hazirliklarina… iconArkadaş seçİMİnde dikkat edilecek hususlar “Hep iyilerle bulun, iyilerle...

Haydi, hep berâber amik ovasi ya da armegeddon savaşI’nin hazirliklarina… iconKıbrıs Türk Federe Meclisi'nin 20 Mayıs, 1977 tarihli birleşiminde...

Haydi, hep berâber amik ovasi ya da armegeddon savaşI’nin hazirliklarina… icon1 Bizans ile Anadolu Selçuklu Devleti arasında 1176’da savaşı yaşanmıştır....

Haydi, hep berâber amik ovasi ya da armegeddon savaşI’nin hazirliklarina… iconŞiir, neredeyse dilin doğuşuyla beraber ortaya çıkan bir yazın türüdür....

Haydi, hep berâber amik ovasi ya da armegeddon savaşI’nin hazirliklarina… iconKıbrıs Türk Yönetimi Meclisi'nin 18 Haziran, 1971 tarihli oturumunda...


Yasa




© 2000-2018
kişileri
d.ogren-sen.com