İstanbul sulh ceza hâKİMLİĞİ’ne sunulmak üzere istanbul sulh ceza hâKİMLİĞİNE


sayfa1/3
d.ogren-sen.com > Doğru > Evraklar
  1   2   3
NOT: KAYYIM ATAMA KARARINA DAİR İTİRAZ DİLEKÇESİ: Aşağıdaki dilekçe, somut olaya uyarlanarak, özellikle farklı renkteki kısımlar kontrol edilip, somut duruma uygun hale getiriniz. Kayyıma atama kararının gerekçesinde yer alan diğer hukuka aykırılıklara da dilekçede yer vererek, kayyım atama kararına karşı 7 gün içinde itiraz ediniz. İtiraz sonrası 30 gün içerisinde AYM’ye ve hemen sonra AİHM’ye başvurunuz. AYM ve AİHM başvuruları için hazırlanmış örnek başvuruları dikkate alınız. Bu açıklayıcı notu okuduktan sonra siliniz.

İSTANBUL 4. SULH CEZA HÂKİMLİĞİ’NE SUNULMAK ÜZERE İSTANBUL 3. SULH CEZA HÂKİMLİĞİNE

DOSYA NO : 2016/ Değişik İş.

İTİRAZ EDENLER: NOT: AŞAĞIYA İTİRAZ EDEN ŞİRKET HİSSEDARLARININ İSİMLERİNİ YAZINIZ. Eğer her hissedar tek tek itiraz edecekse, bu dilekçeyi her biri ayrı ayrı hazırlayarak sadece kendi ismini yazarak da itiraz edebilir. Ancak tek avukat birden çok hissedar adına itiraz edecekse aşağıdaki şekilde de itiraz edebilir.











VEKİLİ / EŞİ : (Avukat varsa avukat, yoksa itiraz edenlerin kendileri de dilekçeyi imzalayabilir. Eğer hissedar tutuklu ise, eşi de itiraz dilekçesini EŞİ olarak imzalayıp, itiraz edebilir (Ceza Muhakemesi Kanunu madde 262)

TEBLİĞ TARİHİ:

İTİRAZ KONUSU: İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin …/…/2016 tarih ve 2016/ Değişik İş sayılı kararına ilişkin itirazlara dair hukuki argümanların ve itiraz talebinin sunulmasından ibarettir.

  1. İSTANBUL 3. SULH CEZA HÂKİMLİĞİNİN …/…/2016 TARİH VE 2016/ DEĞİŞİK İŞ SAYILI KARARI

Yukarıda tarihi ve değişik iş sayısı belirtilen karar ile İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği, Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 133. maddesini gerekçe göstererek, … Holding bünyesinde bulunan … A.Ş., … A.Ş., … A.Ş., … Ltd. Şrt. isimli ticari şirketlere kayyım atanmasına karar vermiştir. İtiraz edenler belirtilen şirketlerin hissedarlarıdır.

Belirtilen şirketlere iddiasıyla kayyım atanmasına karar verilmiştir. Bu karar, aşağıda belirtilen gerekçelerden anlaşılacağı üzere, birçok açıdan, Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu ve bağlayıcı olan BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (BM MSHS) ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS), Anayasaya, Ceza Muhakemesi Kanunu ve genel olarak hukuka, hukukun en temel ilkelerine açıkça aykırıdır. Bu nedenle özellikle aşağıdaki gerekçelere dayalı olarak itirazen kaldırılmalıdır

  1. İSTANBUL 3. SULH CEZA HÂKİMLİĞİNİN …/…/2016 TARİH VE 2016/… DEĞİŞİK İŞ SAYILI KARARINDAKİ HUKUKA AYKIRILIKLAR



  1. Kayyım atama kararının gerekçesi birçok açıdan hukuka aykırı olup kaldırılmalıdır





NOT: Kayyım atama kararındaki gerekçeyi dikkate alarak, karardaki hukuka aykırılıkları bu bölümde belirtiniz.

Tüm bu hukuka aykırılıklar nedeniyle itiraza tabi kayyım atama kararı itirazen kaldırılmalıdır.

  1. /…/2016 tarihli kayyım atama kararı CMK’nın 133. maddesindeki koşulların hiçbirini karşılamamaktadır. CMK’nın 133. maddesinin koşulları oluşmadan bir ticari şirkete kayyım atanması açıkça keyfi ve yasa dışıdır. Mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğu için CMK’nın sıkı şartlara bağladığı kayyım atama tedbiri, esasında kayyım atama kılıfına büründürülmüş yasa dışı bir el koyma kararıdır. Kanuni dayanaktan tamamen yoksun olan itiraza tabi kayyım atama kararı hukuka açıkça aykırı olduğu için kaldırılmalıdır.

CMK 133. maddede düzenlenen "Şirket yönetimi için kayyım tayininin" şartları, Prof. Dr. Sami Selçuk ve Prof. Dr. Caner Yenidünya’nın iki yazısında açıkça ifade edilmiştir. Aşağıda yer verilen iki bilimsel görüş incelendiğinde, Sulh ceza hâkimliğinin itiraza konu kayyım atama kararında bu şartların hiçbirine uyulmadığı görülecektir.

Yargıtay onursal başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk’a göre Ceza Yargılama Yasası'na göre ortaklık yönetimi için kayyım atama”, sıkı koşullara bağlanmıştır. Kayyım atanması için, ilkin amaç açısından izlenen koşulların gerçekleşmesi gerekir. Uygulamada bir ortaklığın (şirket) etkinliği çerçevesinde suç işlendiğine ilişkin somut kanıtlar söz konusu olduğu ve yönetime el koyma önlemine başvurulduğu zaman ortaklık, ağır ve önemli değer kayıplarına uğramaktadır. Bu noktayı iyi değerlendiren yasa koyucusu, ortaklığın bir kayba uğramaması amacından yola çıkmış, ortaklığın yönetimi için kayyım atanması önlemini 2004/5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasası (CYY, m. 133) ile hukukumuza sokmuş ve bunu yerinde olarak arama ve el koyma” önlemine ilişkin dördüncü bölümde düzenlemiştir. Böylece yukarıda değinilen temel amaç doğrultusunda ortaklığın malvarlığının denetim altında tutulması, el koymanın sonuçlarını doğuracağından, ilkin gelecekte tüzelkişinin mallarının zoralımına (müsadere) karar verilirse bunun yerine getirilebilmesi sağlanacaktır. (TCY, m. 20/2, 54-55). İkinci olarak da, olası bir aklanma (beraat) kararı verilmesi durumunda ortaklık zarara uğramamış olacaktır. Son olarak da, ortaklık işlerini sürdürdüğü için çalışanlar mağdur olmayacaktır. Görüldüğü üzere kayyım atanması önlemi, el koyma” önleminin özel bir türü ve Yasa'da sınırlı ve sayılı suçlar için başvurulabilen kendine özgü (sui generis) bir kurum olarak hukuk dünyamızda yerini almıştır. Ortaklık yönetimi için kayyım atanmasında ortaklığın bütünü etkilenecektir. Çünkü yönetim, kayyıma geçmiştir ve bütün kararlar onun denetimindedir. Bu yüzden önlem Yasa'da çok sıkı koşullara bağlanmıştır.

Birinci olarak, bu önleme, ayrık (istisnai) olduğundan, ancak Yasa'da sayılan ve sınırlanan suçlar işlenirken başvurulabilir (CYY, m. 133/4).

Son dönemlerde basına yansıyan haberlere göre, bu suçlar arasında yer alan uyuşturucu ya da uyarıcı madde imal ve ticareti (TCY, m. 188), silahlı örgüt (m. 314), bu türden örgütlere silah sağlama (m. 315), Kaçakçılıkla Mücadele Yasası'nda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlarla ilgili olarak bu önleme başvurulduğu anlaşılmaktadır.

İkinci olarak, bu önleme başvurulabilmesi için kuşkusuz yukarıda sergilenen suçların ortaklığın etkinliği çerçevesinde işlenmekte olması gerekir. Nitekim Yasa, söz konusu suçlarla ilgili olarak işlenmekte olduğu” anlatımına yer vermiştir.

Üçüncü olarak, bu önleme karar verilebilmesi için, yukarıda sayılan suçlardan birinin ya da birden çoğunun, bir ortaklığın etkinliği çerçevesinde işlenmekte olması” gerekir.

BU KONUDA ÖZEN GÖSTERİLMESİ GEREKEN NOKTA ŞUDUR: EĞER BU SUÇLARDAN BİRİNİ ORTAKLARDAN BİRİSİ İŞLEMİŞ İSE, ORTAKLIĞIN YÖNETİMİ İÇİN KAYYIM ATANMASINA GEREK YOKTUR. OLSA OLSA SADECE BU ORTAĞIN PAYINA EL KOYMA ÖNLEMİ UYGULANABİLİR. ÇÜNKÜ SUÇ ORTAKLIĞIN ETKİNLİĞİ ÇERÇEVESİNDE İŞLENMEKTE DEĞİLDİR.

Dördüncü olarak, bu konuda Yasa'nın anlatımıyla kuvvetli şüphe sebepleri” (kuvvetli kanıtlar) var olmalıdır. Basit şüphe, başlangıç şüphesi, makul şüphe”, yeterli şüphe” yeterli değildir. Şüphe merdiveninin en üst basamağında bulunan kuvvetli şüphe”nin var olması gerekir. CYY, bu koruma önleminde özellikle kuvvetli şüpheyi aramıştır (m. 133).

Beşinci olarak, Yasa bunlarla da yetinmemiş, özellikle yalnızca yaşanmakta olan olayın ortaya çıkarılmasını amaçladığını “… maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için” sözcüklerini kullanarak belirtmiştir.

Altıncı olarak, belirtelim ki, bu önleme başvurabilmek için, soruşturma ya da kovuşturma konusu suçun zincirleme ya da kesintisiz suç olarak bir ortaklığın etkinliği çerçevesinde işlenmekte olması gerekir. Elbette bunun kuvvetli şüpheyle desteklenmesi de zorunludur.

Yedinci ve son olarak da, maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için” bu önleme başvurma gerekli olmalı”dır (CMK m.133/1). Bir başka deyişle eğer bu maddi gerçek, başka önlemlere başvurularak ortaya çıkartılabilecekse elbette bu koşul gerçekleşmemiş olacak ve bu önleme başvurulamayacaktır...

Yetkili merci, kayyımı yönetim organının karar ve işlemlerini onaylayan bir onay makamı” ya da yönetim organının bütün yetkilerini üstlenecek bir yönetim organı” olarak atayabilir. Bir başka deyişle kayyım atanmasına karar veren merci, atama kararında, ya yönetim organının yetkilerinin bütünüyle kayyıma verildiğini ya da yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyımın onayına bağlı kılındığını açıkça belirtmek durumundadır (CYY, m. 133/1). Ancak her iki durumda da kayyım, ortaklığı ceza yargılamasında temsil etme yetkisine asla sahip değildir...

İlgililer, kararı veren merciden, koşulların ortadan kalktığını belirterek önlemin kaldırılmasını isteyebilir ve atanan kayyımın işlemlerine karşı Türk Medeni ve Türk Ticaret yasaları hükümlerine göre görevli mahkemeye başvurabilirler (CYY, m. 133/3).

Unutmamak gerekir ki, kayyımlar, yansız olmak zorundadırlar. Bu yüzden kayyımın iddia ve savunma makamı ile bir ilişkisinin bulunmaması gerekir.

Yine unutmamak gerekir ki, kayyım, bir gizli soruşturmacı” (m. 139) değildir. Bu nedenle kayyımın kanıt araştırmak ve toplamak diye bir görevi yoktur. Olamaz da.

Prof. Dr. Caner Yenidünya’ya göre1 Şirket yönetimi için kayyım tayininin, bir koruma tedbiri olarak görünüşte haklılık, ölçülülük, geçicilik, vasıta oluş gibi bir takım kaidelere uygun olması aranır. Tabidir ki, her şeyden önce vatandaşlarımız için mülkiyet hakkına önemli bir kısıtlama getiren bu koruma tedbirinin, öncelikle yasada öngörülen kanuni sınırlarına uygun” tatbiki gerekir. Aksi halde verilen kararın hukuka aykırılığı bir tarafa, kanun güvencesini ortadan kaldıran, tamamen keyfi bir işlem olduğu şüphesizdir. .. somut olayda ilgili şirketin faaliyeti çerçevesinde katalogda yer verilen suç tiplerinden birinin işlenmekte olduğu konusunda kuvvetli suç şüpheleri bulunmalıdır. Dikkat edilmelidir ki, kuvvetli suç şüphesi; hem katalog suçlardan birinin işlendiği, hem de bu suçun şirket faaliyeti çerçevesinde gerçekleştirildiği konusunda mevcut olmalıdır. Bu sebeple, katalogda yer alan ancak şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmeyen bir suçun, bizatihi şirket yöneticisi, sahibi ya da temsilcisi tarafından işlenmesi halinde bu tedbire başvurulamaz. Şu halde; şirket sahibi katalogda yer verilen suçlardan birinin şüphelisi olabilir, ancak kayyım tayini için bu yeterli değildir, aynı zamanda ilgili suçun da bu şirketin faaliyeti kapsamında işlenmiş olması gerekir.

Bir suçun işlendiği konusundaki, belirli bir yoğunluğa ulaşmış ve somut olgulara dayanan şüphe, kuvvetli şüphedir. Kuvvetli şüphe, soyut tahmin ve izlenimlere değil, somut olgulara dayanmalıdır. Hâkim kararında; kuvvetli şüpheyi ortaya koyan sebepler (hem suça, hem de suçun şirketin faaliyeti kapsamında olduğuna ilişkin), somut olgular ve dayanakları gösterilmek suretiyle açıklanmalıdır.

Ayrıca burada bir ayrıntıya da temas etmek gerekir; maddenin aradığı kuvvetli suç şüphesi, suçun işlendiğine değil, işlenmekte olduğuna yöneliktir. Bu itibarla şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olsa bile, icrası tamamlanmış bir suçla ilgili olarak şirket yönetimine kayyım tayin edilemeyeceği, madde gerekçesinde; ..soruşturma veya kovuşturma konusu suçun, zincirleme veya kesintisiz suç olarak, bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması gerekir. Ayrıca, şirket yönetimine kayyım tayini, soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olmalıdır. Bu bakımdan bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olsa bile, icrası tamamlanmış olan bir suçla ilgili olarak şirket yönetimine kayyım tayin edilemez” denilmek suretiyle açıkça ifade edilmiştir. Şu halde daha evvelden gerçekleşmiş, bitmiş bir kısım işlem ve eylemler bahane edilerek bir şirkete kayyım tayinine gidilemez.

Öte yandan bir şüphelinin ortağı yahut hissedarı olduğu tüm şirketlere kayyım tayini de mümkün değildir. Tek tek hangi şirketin, hangi faaliyeti kapsamında bu suçların işlenmekte olduğunun somut delilleri ile ortaya konulması gerekir.

Kayyımlığın işleyişi konusunda Türk Medeni Kanunu’nda yer alan düzenlemelere bakılmalıdır. Kimlerin kayyım olarak atanabileceğine ilişkin Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bir düzenleme mevcut değildir. Bu hususta Türk Medeni Kanunu 403/3 üncü maddesinde; “Bu Kanunun vasi hakkındaki hükümleri, aksi belirtilmiş olmadıkça kayyım hakkında da uygulanır” denilmek suretiyle, kayyımlık yönünden vasilere ilişkin düzenlemelere yollama yapılmıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 418 inci maddesinde, bazı özelliklere sahip kişilerin vasi olamayacağı belirtilmiştir. Buna göre; i)Kısıtlılar, ii) Kamu hizmetinden yasaklılar veya haysiyetsiz hayat sürenler, iii) Menfaati kendisine vasi atanacak kişinin menfaati ile önemli ölçüde çatışanlar veya onunla aralarında düşmanlık bulunanlar, iv) İlgili vesayet daireleri hâkimleri, vasi olamazlar. Kanun koyucunun 403/3 üncü maddedeki yollaması uyarınca, bu engel sebeplerin kayyımlık bakımından da geçerli olduğu, dolayısıyla bu özelliğe sahip kişilerin kayyım olarak atanamayacağını ifade etmek gerekir. Bu kapsamda, Türk Ticaret Kanunu’nun haksız rekabete ilişkin hükümleri de gözetildiğinde, birbirleriyle rekabet içinde olan şirketlerden birinin yöneticisi, temsilcisi ya da çalışanının diğer bir şirketin yönetimine kayyım olarak atanmasının açıkça yasaya ve hukuka aykırı olduğu izahtan vareste olduğu gibi, eşyanın tabiatına da aykırıdır.

Sonuç itibariyle; şirket yönetimi için kayyım tayini niteliği itibariyle özel mülkiyete, teşebbüs özgürlüğüne ağır bir müdahale oluşturması sebebiyle, çok dikkatli ve titiz uygulanması gereken bir koruma tedbiridir.”

Dolayısıyla itiraza konu karar incelendiğinde, hakim kararında CMK’nın 133. Maddesindeki koşulların oluştuğu tek tek belirtilmediği gibi, özellikle atılı suçun kayyım atanan şirket(ler)in faaliyetleri çerçevesinde işlenmeye devam ettiğine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren somut bulgular gösterilmemiştir. Bu nedenle, kayyım kılıflı el koyma kararı CMK’nın 133. Maddesine açıkça aykırı olup kaldırılmalıdır. CMK’yı yazan akaemisyenlerden Prof. Dr. İzzet Özgenç de “Son zamanda keşfedilen CMK’nın 133. maddesi amacı dışında uygulanmaktadır. Suçun şirket faaliyetlerinde işlenmeye devam etmesi halinde kayyım atanabilecekken, bu şarta da uyulmadan kolayca kayyım atama kararı verilebilmektedir.” değerlendirmesinde bulunmuştur.

Yukarıda belirtilen iki akademisyene ait görüşler dikkate alındığında, özellikle atılı suçların (hangi suçlar olduğu ve bu suçların CMK’nın 133. Maddesinde sınırlı sayıda belirtilmiş suçlardan biri veya birkaçı kararda açıkça belirtilmek zorundadır. İtiraza konu kayyım atama kararında, atılı suçun ilgili şirketin etkinliği çerçevesinde işlenmekte olması koşuluna ilişkin bulgular, karar gerekçesinde gösterilmesi gerekirken, bu hususta hiçbir somut hiçbir bulgu gösterilmeden, sadece soruşturma dosyasına atıf yapılmakla yetinilereke kuvvetli suç şüphesinin olduğu iddia edilmiştir. Bu nedenlerle bahse konu yargı kararı CMK’nın 133. Maddesinde öngörülen bahse konu şarta aykırı olup kaldırılmalıdır.

Atılı suçun zincirleme ya da kesintisiz suç olarak bir şirketin faaliyetleri çerçevesinde işlenmekte olması ve bunun kuvvetli şüpheyle desteklenmesi gerektiği koşuluna dair de sulh ceza hâkimliği kararında hiçbir somut bulgu gösterilmemiştir. İşlenmekte olan suç da kararda açıkça belirtilmemiş olup, CMK’nın 133. Maddesinde katalog halinde belirtilen hangi suçun işlenmeye devam ettiği hususunda da en küçük delil gösterilmemiş, keyfi olarak kayyım atama kılıfı altında şirket(ler)e el koyma kararı verilmiştir. Kayyım atanan şirktelerin atılı suç(lar)ı işlediği iddiası da tamamen temelsiz olup, bu konuda en küçük somut bulgu bulunmamaktadır. Kayyım atanan şirketlerin faaliyetleri tamamen özel teşebbüs hürriyetinin koruması altındadır (AY mad. 48). Şirketin kendisi örgüt olmadığına gibi, hiçbir örgüte de gelirini vermiş değildir.

Ayrıca, şirket yönetimine kayyım tayini, soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olmalıdır. Bu nedenle bir şirketin faaliyetleri çerçevesinde işlenmiş olsa bile, icrası tamamlanmış olan bir suçla ilgili olarak şirket yönetimine kayyım tayin edilemez. Somut olayda, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından kayyım tayininin neden gerekli olduğuna dair de karar gerekçesinde hiçbir açıklamaya yer verilmemiş olup bu kurala da uyulmamıştır.

Hâkim, kararında, kuvvetli şüpheyi ortaya koyan sebepler (hem suça, hem de suçun şirketin faaliyeti kapsamında işlenmekte olduğuna ilişkin), somut olgular ve dayanakları göstermek suretiyle açıklamak zorunda olmasına rağmen, somut olayda kayyım atanan şirkettin, hangi faaliyetleri çerçevesinde hangi suçu işlemeye devam ettiğine dair hiçbir somut bulguya yer verilmemiştir. Belirtilen (mesnetsiz) delil unsurlarının hiçbiri bu iddiayı göstermemektedir.

Ayrıca, tamamlanmış suçlar gerekçe gösterilerek, şirket yönetimine kayyım tayin edilemez. Somut olayda bu koşula da uyulmamıştır. Suç oluşturduğu iddia edilen faaliyetlerin tamamı, geçmişte gerçekleşmiş faaliyetler olup, atılı suçun şirketlerin faaliyetleri çerçevesinde işlenmeye devam ettiğine dair hiçbir somut delil başlangıcı dahi karar gerekçesinde gösterilmemiştir.

Somut olayda, CMK’nın 133. maddesindeki koşullardan biri olan katalog suçlardan birinin işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren en küçük delil başlangıcına dahi karar gerekçesinde yer verilmemiştir. Delil adı altında belirtilenler temel hak ve hürriyetlerin kapsamındaki faaliyetler olup suç olarak değerlendirilemez. Aksi durum söz konusu temel hakların ihlaline yol açar.

NOT: KAYYIM KARARINDA AŞAĞIDAKİ GEREKÇELERDEN HANGİSİNE YER VERİLMİŞSE ONLARI SEÇİNİZ VE İTİRAZ DİLEKÇESİNDE YER VERİNİZ. DİĞERLERİNİ SİLİNİZ:

  • … tarihli kararda, “…yetiştirilen kadroların devlet kademelerine yerleştirilmeye başlandığı, … Devlet içerisinde yer alan görevlilerin, devlet hiyerarşik sisteminden farklı şekilde emir ve talimat alma yöntemiyle yönlendirildikleri ve devlet içerisinde bu şekilde sızdırılmış kamu görevlileri vasıtasıyla devlet içerisindeki yapılandırmanın kolaylaştırılmaya çalıştırıldığı …” iddia edilmiştir. Öncelikle belirtmek isteriz ki, bu faaliyetin, terör örgütü suçlamasına dayanak oluşturduğuna ancak akıl sağlığını yitirmiş kişiler inanabilir. Eğer bu eylem suç ise, Doğu Perinçek, her gün devletin tüm kurumlarına sızdıklarını ve Gülen Hareketine yönelik neredeyse tamamı yasa dışı operasyonları kendi adamlarının yaptığını açıkça medyada ileri sürmektedir; eğer bu eylem suç ise, Perinçek bu suçu her gün ikrar etmektedir. Devletin resmi kurumlarının değil, yargı ve polis içindeki kendi adamlarının bu operasyonları yaptığını deklare etmektedir. Eğer bu suç ise, suçunu inkâr eden değil, ikrar eden Perinçek Grubuna karşı da bir soruşturma yapılması için suç duyurusunda bulunmaktayız. Bunu Anayasanın 10. Maddesi gereği savcılar dikkate almalıdır; aksi durum kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin uygulanmasında ayrımcılık olur. Bir eylem ya suçtur; ya da değil. Suç ise herkes için suçtur; değilse hiç kimse için değildir. Ceza kanunlarının ayrımcı veya selektif şekilde uygulanması açık bir keyfilik oluşturur ve temel haklardan yararlanmadan ayrımcılık yasağını (AİHS mad. 14) ihlal eder. Bu durum, AİHS’nin 7 ile 14. Maddelerini ve Anayasanın 38 ile 10. maddelerini birlikte ihlal eder. Ayrıca, Anayasanın 70. Maddesine göre, “Her Türk kamu hizmetine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.” Anlaşılacağı gibi kamu hizmetine girme her Türk vatandaşının Anayasal hakkı olup, Türklerin kendi devletlerine sızması gibi hukuk dışı bir iddia kabul edilemez. Türklerin kendi devletlerine sızmasına ancak akli melekelerini yitirmiş insanlar inanabilir. Devlet hiyerarşik sisteminden farklı şekilde emir ve talimat alma iddiasına ilişkin de kararda en küçük somut delil ortaya konamamış olup, bu iddia da hayali ve temelsiz bir iddiadır. Eğer bu türden bir olay tespit edilmiş olsaydı, delilleri ortaya konur, ilgili kişi de cezalandırılırdı. Buna da hiç kimse hiçbir şey diyemezdi. Ancak, son üç yıldır devletin tüm imkânları kullanılmasına rağmen, varsayımdan ibaret bu siyasi suçlamanın da bugüne kadar en küçük somut bulgusu ortaya konamamıştır.



  • tarihli kararda, “… örgütün şirket ve holdingler kurmak suretiyle ticari faaliyetlerde bulunulduğu, …” ifade edilmiştir. Bilindiği gibi, Anayasa’ya göre, “Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir” (AY mad. 48). Anayasanın bu hükmünden de anlaşılacağı gibi, hâkim kararında suçlamalara gerekçe gösterilen olgu, Anayasal bir hakkın kullanılmasından ibaret olup bireylerin ticari faaliyette bulunması, yargı mensupları dahil kimseyi ilgilendirmez; bu durumun suç unsuru oluşturduğuna da ancak aklî melekeleri yerinde olmayanlar inanabilir.



  • … tarihli kararda, … isimli kuruluşlara yardım yapıldığı iddia edilmektedir. Ancak bu iddiayı destekleyen en küçük somut delil unsuru kararda gösterilmemiştir. Kayyım atanan şirketlerin faaliyetleri çerçevesinde hiçbir kuruma bağış ve yardımda bulunulmamıştır. 2013 yılının son günlerinden bu yana hiçbir STK’ya bağış yapılmamıştır. Kaldı ki, bir an için bu türden bir bağış yapılmış olsa dahi, devletin faaliyet göstermesine izin verdiği ve dolayısıyla yasal olduğu devlet tarafından kabul edilen bir STK’ya bağış yapmanın suç olarak nitelendirileceği hiçbir zaman öngörülebilir değildir. Oysa ceza kanunlarının uygulanması öngörülebilir ve erişilebilir olmak zorundadır. Somut olayda uygulanan kanun erişilebilir olsa da uygulaması kesinlikle öngörülebilir değildir. Bu nedenle AİHM anlamında bir kanunda bulunması gereken niteliklere sahip olmadığı için kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesini de ihlal eder.



  • … tarihli kararda, ayrıca “… yardım ve himmet adı altında toplanan bağışların ticari şirketlerde değerlendirildiği …” iddia edilmiştir. Yapılan bağışların ticari şirketlerde değerlendirildiği iddiasına ilişkin de en küçük somut delil kararda gösterilmemiştir; bu iddia da diğerleri gibi sadece bir varsayımdan ibaret olup tamamen temelsizdir. Bağış ve yardım konusu suçlamalara dayanak gösteriliyorsa, yukarıda sivil toplum örgütlerine ilişkin açıklamalarda belirtildiği gibi, bağış yapma, sivil toplum faaliyetleri kapsamında olup, mülkiyet hakkı ve örgütlenme özgürlüğünün de koruması altındadır. Bireyler ve tüzel kişiler, mal varlıklarından, yasalara uygun olarak kurulup faaliyette bulundukları ve kapatılmadıkları sürece, istedikleri STK’ya istedikleri bağışı yapma konusunda özgürdürler. Yetkili karar organının almış olması kaydıyla, bir şirketin, tüm gelirini dahi herhangi bir sivil toplum kuruluşuna bağışlamasının önünde hukuki hiçbir engel yoktur. Ayni veya nakdi yardım yapma (himmet, bağış, kurban bağışı vb.) hem hayır faaliyeti olarak dinimizde kabul edildiği için dinimizin tavsiye ettiği bir faaliyet olarak din ve vicdan özgürlüğünün koruması altındadır; hem de sivil toplum faaliyetlerinin kapsamında olduğu için örgütlenme özgürlüğünün korumasından yararlanır. Diğer bir ifade ile, suçlamalara gerekçe gösterilen olgu temel hakların kullanılmasından ibaret olup suç unsuru olarak gösterilmesi söz konusu hakların ihlaline yol açar.



  • tarihli kararda, “… örgütün devlet kademelerine sızmış kamu görevlileri vasıtasıyla kendi amaçlarını uygulayarak devlet yapılanması dışında başka bir (paralel bir yapılanmaya) gittiğinin anlaşıldığı …” iddia edilmiştir. Bu iddia üç yıldır bir türlü somut bulgularla ispatlanamadığı gibi, terör örgütü suçlamasıyla da hiçbir bağlantısı yoktur. Kaldı ki, “paralel devlet oluşturma” iddiasının doğru olduğu varsayılsa dahi, Türk Ceza Kanunu’nda bu tanıma uyan herhangi bir suç da yoktur. Dolayısıyla, suçlamalara bu eylem dayanak gösteriliyorsa, açıkça kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi (AİHS mad. 7) ihlal edilmiştir. Gerekçede kullanılan bu ifade de yine bir insan hakkına aykırıdır.



  • Aynı kararda, “…devlet kurumlarının yapı ve görevleri dışında kendi örgüt yapısı içerisinde organize olarak bir kısım legal görünümlü operasyonlar düzenledikleri …” de iddia edilmiştir. Bu hususun da terör örgütü suçlamasıyla hiçbir ilgisi olmayıp, bir an için bu iddianın doğruluğu varsayılsa dahi, kararda hiçbir somut bulguya yer verilmemiştir. Eğer 17-25 Aralık 2013 tarihli yolsuzluk operasyonları kast ediliyor ise, bu operasyonları Anayasadan yetki alan, HSYK’nın atadığı hâkim ve savcılar ile iktidarın İstanbul’a atadığı polisler yürütmüştür. Kaldı ki, belirtilen yolsuzluk operasyonları somut delillere dayalı (ayakkabı kutularında on milyonlarca dolar, avro, TL nakit para, çelik para kasaları, para sayma makinaları, takım elbise içerisine kamufle edilmiş rüşvet paralarının teslimini ispatlayan teknik takip kayıtları, çikolata kutularında teslim edilen rüşvet paraları, vb.) olup “legal görünümlü oldukları iddiası” açıkça temelsizdir. Bu nedenledir ki, 4 bakan bir hafta geçmeden görevlerinden istifa etmiştir.



  • İtiraza konu kararda, “…bu operasyonların öncesinde veya sonrasında ya da sırasında medyanın gücünden de faydalanarak, gündem oluşturarak, psikolojik ve siyasi baskılar sağlanmaya çalışıldığı …” da iddia edilmiştir. Bu iddianın terör örgütü suçuna dayanak oluşturduğuna da ancak akıl sağlığı yerinde olmayanlar inanabilir. Unutulmamalıdır ki, kayyım atama kararının gerekçesi terör örgütü suçlamasıdır. Kaldı ki, bir an için doğru olduğu varsayılsa dahi, bu eylem suç ise, Havuz medyası yaklaşık son üç yıldır Gülen Hareketine yönelik her operasyon öncesi yoğun propaganda yapmakta ve akabinde (bağımsız ve tarafsız olması gereken yargıçlar), aynen gazete ve televizyon haberlerinde iddia edildiği gibi insanları tutuklamakta, mallarına el koyma kararı almakta veya eğitim kurumlarına operasyon kararı almaktadırlar. Bu durumda Havuz medyası hakkında da bu itiraz dilekçesi ile suç duyurusunda bulunmaktayız. Eğer soruşturma başlatılmazsa, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi bu açıdan da, ayrımcılık yasağı ile birlikte ihlal edilmiş olacaktır (AİHS mad. 7 ile 14 birlikte ihlal edilmiş olacaktır). Ancak kendi görüşümüzü belirtecek olursak, belirtilen faaliyetler, şiddeti teşvik etmediği, birilerinin sürekli yaptığı gibi kin ve nefret söylemi, ayrımcılığa dayalı yabancı düşmanlığı ve ırkçılık oluşturmadığı sürece, ifade ve basın özgürlüğü kapsamında kalır ve suç olamaz. Anlaşılacağı üzere, gerekçedeki bu ifade de bir temel hakkın kullanılması kapsamındaki faaliyettir.



  • İtiraza konu kararda, “… Örgüt kapsamında işledikleri suçlar ve legal görünümlü operasyonlara zemin hazırlamak amacıyla basın yayın organlarında sürekli olarak yayınlar yaptıkları …” ifadesine yer verilmiştir. Öncelikle iddia edilen yapının işlediği mahkeme kararıyla sabit hiçbir suç bulunmayıp, bu ifade masumiyet karinesini açıkça ihlal etmiş, hâkimin ön yargılarını açığa vurduğu için tarafsızlığını kaybettiğine delil oluşturmuştur. Ayrıca, ikinci iddia tamamen temelsiz olup, legal görünümlü hangi operasyonun kast edildiği anlaşılmamaktadır; bu türden bir operasyon varsa kararda somut olarak neden değinilmemiş, somut bulgularına neden yer verilmemiştir? Bu nedenle, söz konusu iddia tamamen temelsiz bir iddia olmaktan ileri gidemez. Terör örgütü oldukları mahkeme kararı ile sabit örgütlerin dahi basın özgürlüğünden yararlanma hakkı bulunup (Gözel ve Özer / Türkiye), şiddeti teşvik etmedikçe her medya kuruluşu istediği yayını yapabilir. Bu durum ifade özgürlüğünün koruması altındadır. Bu nedenle, basın yayın organlarında sürekli olarak yayınlar yaptıkları iddiasının suç delili olarak kullanılması, ancak ifade özgürlüğünün varlığından habersizliği gösterir.



  • İtiraza konu kararda, “… …. AŞ'nin, terör örgütünün faaliyetleri kapsamında ve örgüt faaliyetlerine destek olacak şekilde kullanıldığı yönünde kuvvetli deliller bulunduğu …” da iddia edilmiş, ancak bu iddiayı doğrulayan hiçbir somut delile yer verilmemiştir. Terör örgütü faaliyetleri çerçevesinde kalacak hangi faaliyete destek olunmuştur? Ne zaman, kim tarafından, hangi miktardaki para, hangi örgüt mensubuna, nasıl ve nerede verilmiştir? Tek bir örnek gösterilmeden, bu türden soyut iddialarda bulunarak gerekçe oluşturmak, tamamen dayanaktan yoksun bir yargı kararı almaktan başka bir anlama gelmez.



  • İtiraza konu kararda ayrıca, “…suçun şirket faaliyeti kapsamında işlendiği hususunda kuvvetli şüphe bulunduğu …” da belirtilmiştir. Bu ifadeden anlaşılacağı gibi, karar veren hâkim, kayyım atamaya dayanak kabul ettiği suçun (geçmişte) İŞLENDİĞİNİ kabul etmiştir. Oysa CMK’nın 133. maddesine göre, kayyım atayabilmek için, atılı suçun şirketin faaliyetleri çerçevesinde işlenmeye devam ediyor olması şarttır. Karar bu nedenle de kanuna aykırı olup, kaldırılmalıdır.



  • Kayyım atamaya dair kararda, “… devletin yapısına yönelik oluşturulan paralel bir örgüt yapılanması ile hükümeti yıkmaya, değiştirmeye, görevlerini yapmaya engel olmaya çalıştığı yönünde iddialar ve kuvvetli suç şüphesi oluşturacak deliller bulunan FETÖ/PDY adı altındaki yapılanmanın …” şeklinde ifadelere yer verilmiş olup, CMK’nın 133. maddesinde sayılan katalog suçlar arasında darbe suçu bulunmamaktadır. Eğer bu iddia ile 17-25 Aralık 2013 tarihli yolsuzluk operasyonları kast edilmekte ise, yukarıda belirtildiği gibi, bu operasyonlar Anayasal kurumların, Anayasa ve yasaların verdiği yetkileri kullanarak, somut suç delillerine dayalı olarak (para kasaları, para sayma makinaları, ayakkabı kutularındaki paralar) yürüttüğü ve “kanunun verdiği bir görevin yerine getirilmesinden ibaret” (TCK mad. 24) olan (Bu bir hukuka uygunluk sebebi olup, suç olan bir eylemi suç olmaktan çıkarır.), tamamen adli operasyonlardır. Kaldı ki, operasyonları yapan yüzlerce kamu görevlisinin aynı yapıya mensup olması ve o yapıdan talimat aldığı iddiası temelsiz olup, bu yöndeki somut deliller bugüne kadar ortaya konamamıştır. Bu iddia iktidarın sadece yolsuzlukların üzerini örtmek için kullanmış olduğu, soyut ve hayali bir iddiadır. Ayrıca, dünyanın her demokratik ülkesinde, yolsuzluğa bulaşan politikacılar ve kamu görevlileri, görevlerinden ayrılmak zorunda kalır. Örneğin, bir önceki Alman Cumhurbaşkanı, çok cüzi miktardaki bir şüpheli işlem nedeniyle Cumhurbaşkanlığı’ndan istifa etmek zorunda kalmıştır. Zira kamu görevi güvene dayalı olarak yürütülür ve güveni sarsıcı, yüz kızartıcı (yolsuzluk gibi) suçlar işleyenlerin kamu görevinde bulunması kanunlarca yasaklanmıştır. Dolayısıyla, yolsuzluğa buluşan siyasilerin bulundukları görevi terk etmek zorunda kalmaları, tamamen hukuka uygun olup, en meşru ve hukuki görevi bırakma yöntemlerinden biridir. Görevi bırakanın yerine de yolsuzluk operasyonlarını yürüten kamu görevlileri (hâkim, savcı ve polisler) de gelmeyecektir; yine iktidar partisinin diğer mensupları söz konusu görevlere gelecektir. Aynen 25 Aralık 2013 tarihinde istifa eden dört bakanın yerine yenilerinin atandığı gibi. Kısaca, 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının darbe olduğu inandırıcılıktan tamamen uzak, hayali ve kamuflaj amaçlı kullanılan bir iddiadır. 15 Temmuz 2016 tarihli menfur darbe teşebbüsünde bulunan yapı ile kayyım atanan şirketler arasında hiçbir ilişki bulunmayıp, şirket ortakları bu menfur girişimi, organize ve orkestre edenleri ve karışanları şiddetle kınamaktadır. Hukuk devletinin sınırları içerisinde, bu darbe girişimini planlayanların, darbenin bir numarasının, organize edenlerin ve fiilen karışanların, hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılıp, en ağır şekilde cezalandırılmalarını, en çok mağdur olan şirket ortakları arzu etmektedir.



  • İtiraza konu kararda, “ … faaliyetlerine katılan ve faaliyetlerde bulunan şirkete sadece denetim yönünden kayyum atanmasının bu suçların işlenmesine engel olamayacağı, ayrıca delillerin toplanması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması yönünden de yetersiz kalacağı anlaşıldığından, adı geçen şirkete yönetim organının yetkilerinin tümü ile devredileceği kayyum atanmasının zorunlu olduğu anlaşılmaktadır.” gerekçesine de yer verilmiştir. Kayyım atanan şirketlerin hangi suçları işlemeye devam ettiği ve zincirleme olarak işlenmesi gereken suçların neler olduğu ve işlenmeye devam eden suçların somut delillerinin nelerden ibaret olduğu karar gerekçesinde gösterilmediği için, “suçların işlenmesine engel olunamayacağı” iddiası da tamamen temelsiz ve hukuk dışıdır.



  • Kararda şirket ortaklarından …’ın bürosunda Fetullah Gülen’e ait kitaplar ele geçirildiği belirtilerek söz konusu kitaplar suç delili olarak gerekçeye yazılmıştır. Her ne kadar Fetullah Gülen’in kitapları hakkında yasaklama kararı verilmiş olsa da, bahse konu kitaplarda şiddeti teşvik etmediği, kin ve nefret söylemi, ayrımcılığa dayalı yabancı düşmanlığı ve ırkçılık söylemi bulunmadığı sürece, kitapların tamamı bilgiye erişme özgürlüğünün ve dolayısıyla ifade ve basın özgürlüğünün kapsamı ve koruması altındadır. Bir temel hakkın kapsamındaki faaliyet veya durum suç olamaz. Aksi durum ifade özgürlüğünü (AİHS mad. 10) ihlal eder.









NOT: SOMUT OLAYDAKİ KARARDA YER ALAN BENZER HUKUKA AYKIRILIKLARI VE TEMEL HAKLARI İHLAL EDEN DURUMLARI DA YUKARIDAKİ ÖRNEKLERE BENZER ŞEKİLDE SİZLER YUKARIYA YAZINIZ.

Hâkim, büyük çoğunluğu temel bir hakkın kapsamında olan ve kalanları da temelsiz iddialardan ibaret tüm bu iddiaları, kararda “suçun şirket faaliyeti kapsamında işlendiği hususunda kuvvetli şüphe” (???) olarak nitelendirebilmiştir (s. 2).

Yukarıda belirtilenlerden anlaşılacağı gibi, terör örgütü suçlamasına dayanak gösterilen eylemlerin neredeyse tamamı bir temel hak ya da özgürlüğün kapsamı ve koruması altında olup, bu faaliyet ya da beyanların terör örgütü suçlamasına (CMK’nın 133. Maddesindeki katalog suçlara) dayanak oluşturması imkânsızdır. Bu durum ceza yasalarını keyfi uygulamanın en açık bir örneği olup, AİHS’nin 7 ile Anayasanın 38. Maddesinde korunan kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesini açıkça ihlal eder (AİHM S.W./İngiltere kararı).

Kısaca, kayyım atama kararına dayanak gösterilen atılı suçun işlendiğine dair inandırıcı en küçük delil başlangıcı dahi karar gerekçesinde gösterilmemiştir. Dolayısıyla ilgili Sulh ceza hâkimliği kararı yasa dışı bir karar olup, bu nedenle de kaldırılmalıdır. Bir ceza soruşturması çerçevesinde, herhangi bir şirkete kayyım atanmasına ilişkin koşulların yer aldığı CMK’nın 133. maddesindeki şartların tamamına aykırı olan itiraza konu Sulh ceza hâkimliği kararı hukuka açıkça aykırı olup, kaldırılmalıdır.

NOT: Aşağıdaki türden yetkisiz bir hâkimlik tarafından kayyım atama kararı verilirse, bu durumda aşağıdaki itiraz gerekçesini de dilekçenize yazınız.
  1   2   3

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

İstanbul sulh ceza hâKİMLİĞİ’ne sunulmak üzere istanbul sulh ceza hâKİMLİĞİNE iconSulh ceza mahkemesi sayin hâKİMLİĞİ’NE

İstanbul sulh ceza hâKİMLİĞİ’ne sunulmak üzere istanbul sulh ceza hâKİMLİĞİNE iconBir ticari şirkete cmk’nın 133. maddesi gereğince, sulh ceza hâkimliğince...

İstanbul sulh ceza hâKİMLİĞİ’ne sunulmak üzere istanbul sulh ceza hâKİMLİĞİNE iconYargitay ceza dairesine gönderilmek üzere bölge adliye mahkemesi İSTİnaf ceza dairesiNE

İstanbul sulh ceza hâKİMLİĞİ’ne sunulmak üzere istanbul sulh ceza hâKİMLİĞİNE icon1927-1928 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası

İstanbul sulh ceza hâKİMLİĞİ’ne sunulmak üzere istanbul sulh ceza hâKİMLİĞİNE iconNÖbetçİ trafik ceza mahkemesi HÂKİMLİĞİ’NE

İstanbul sulh ceza hâKİMLİĞİ’ne sunulmak üzere istanbul sulh ceza hâKİMLİĞİNE iconCumhuriyet savcilarina ceza kovusturmasi yapmak uzere acik cagrimizdir!

İstanbul sulh ceza hâKİMLİĞİ’ne sunulmak üzere istanbul sulh ceza hâKİMLİĞİNE iconBÖlge adliye mahkemesi İLGİLİ ceza dairesi’ne gönderilmek üzere

İstanbul sulh ceza hâKİMLİĞİ’ne sunulmak üzere istanbul sulh ceza hâKİMLİĞİNE iconİZMİR {sulh hukuk mah.| Satiş memurluğundan taşinmazin açik artirma ilahi

İstanbul sulh ceza hâKİMLİĞİ’ne sunulmak üzere istanbul sulh ceza hâKİMLİĞİNE iconCeza Muhakemesi Kanunu İle Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı...

İstanbul sulh ceza hâKİMLİĞİ’ne sunulmak üzere istanbul sulh ceza hâKİMLİĞİNE iconCeza hukuku, suç adı verilen insan davranışının yapısını inceleyen...


Yasa




© 2000-2018
kişileri
d.ogren-sen.com