Kurmaca hikayeden dahi enteresan


d.ogren-sen.com > Coğrafya > Evraklar




ve
FİDA FİLM
Sunar
Dağıtım: Tiglon

Gösterim Tarihi: 19 Mart 2010
THE MEN WHO STARE AT GOATS
ÖZEL KUVVETLER



ÖZEL KUVVETLER
SYNOPSIS

Gerçek olamayacak kadar garip günlük hikayeler peşinde koşan bir gazetecinin Amerikan ordusunun gizli bir kolunu keşfetmesiyle, akıllara durgunluk veren bir görevle kendini Özel Kuvvetler arasında bulması bir olur.

Gazeteci Bob Wilton (Ewan McGregor) gizemli bir kişilik olan ve Amerikan ordusunun deneysel bir birimine ait olduğunu öne süren Lyn Cassady (Oscar’lı oyuncu George Clooney) ile tanıştığında, kendisine büyük bir çıkış sağlayacak güçlü bir haberin peşindedir. Cassady’ye göre, New Earth Army (Yeni Dünya Ordusu) farklı savaş yöntemleriyle gelmektedir. “Warrior Monks” (Savaşçı Rahipler) adlı birlik eşi benzeri bulunmayan psişik güçlere sahip kişilerden oluşmaktadır ve düşmanın zihnini okuma, duvardan geçme, hatta bir keçiye bakarak onu öldürme gibi yeteneklere sahiplerdir. Programın yaratıcısı Bill Django (Oscar adayı Jeff Bridges) ortadan kaybolmuştur ve Cassady’nin görevi de onu bulmaktır.

Yeni tanıştığı Lyn’in inanılması güç hikayeleriyle aklı karışan ve merakı uyanan Bob, birdenbire Lyn’in peşi sıra gitmeye karar verir. İkili Django’nun kaçak medyum Larry Hooper (iki Oscar® sahibi Kevin Spacey) tarafından yönetilen gizli kampına yol alırken, Bob da Django’nun Yeni Dünya Ordusu ve Hooper’ın mükemmel askerlerden oluşan kişisel ordusu arasında kalır. Bu zorlu maceradan kurtulmak için hiç ummadığı bir düşmanı altetmek zorunda kalacaktır.

Jon Ronson’ın kurmaca olmayan ve çok satanlar listesine giren aynı adlı romanı “The Men Who Stare at Goats” (Özel Kuvvetler”)den esinlenen film, hükümetin paranormal yetenekleri kullanarak düşmanı yenme çabalarının mükemmel bir incelemesi.

Başrollerde George Clooney (Burn After Reading), Jeff Bridges (Iron Man), Ewan McGregor (Angels & Demons), Kevin Spacey (Moon), Robert Patrick (“The Unit”), Stephen Root (The Soloist), Stephen Lang (Public Enemies) ve Rebecca Mader “Lost”) yer alıyor. Oscar® adayı yönetmen Grant Heslov (Good Night, and Good Luck) çektiği filmin senaryosu Peter Straughan (How to Lose Friends & Alienate People)’a ait ve senaryo Jon Ronson’ın aynı adlı kitabından uyarlama. The Men Who Stare at Goats’un yapımcıları Clooney, Heslov ve Paul Lister. Görüntü yönetmeni ise Oscar® sahibi Robert Elswit (There Will be Blood). Kurgu Tatiana S. Riegel (There Will Be Blood)’a ait. Kostüm tasarımcısı Louise Frogley (Quantum of Solace). Prodüksiyon amiri de Sharon Seymour (Gone Baby Gone).


KURMACA HİKAYEDEN DAHİ ENTERESAN
Bazı hikayeler sanki filme alınsınlar diye varolagelmişlerdir – bu hikaye gibi: Bir grup Yeni Çağ savaşçısı Amerikan hükümeti tarafınca sadece zihinlerini kullanacakları mücadele yöntemleri geliştirmek üzere finance edilirler. İşin ilginç kısmı da hikayenin gerçek oluşudur. Derinlemesine bir araştırmanın sonucunda ortaya çıkan kitap The Men Who Stare at Goats’ta gazeteci Jon Ronson First Earth Battalion (Birinci Dünya Müfrezesi)’nin ardında yatanları inceler ve bu esnada Amerikan askeri tarihinin bilinmeyen bir yüzüne dudak uçurtan ve gülünç bir sinematik öğe katıyor.

Yapımcı Paul Lister, Ronson’ın ajansından kitabın ilk iki bölümünü alıp okuduğunda, kitabı karşı konulamaz buldu. “Çok iyi bir eser” diyor Lister. “Görünce hemen alasım geldi kitabı ve ‘Bda nesi’ dedim, işte kitabın ana ekseni de buydu”

“Kitabun her bölümü ayrı eğlenceliydi” diyor. “Kitabın tamamını okumak için sabırsızlanır oldum. Enteresan ama gerçek hikayelerle bezeliydi ve kuvvetli bir anlatımı vardı. Beni cezbeden de bu oldu ve dedim ki; ‘Bir dakika...Bir şey nasıl hem bu kadar eğlenceli hem de şaşırtıcı derecede gerçek olabilir ki? ‘

Kitap iki filme yetecek kadar tuhaf ifşalarda bulunuyordu fakat klasik bir giriş-gelişme-sonuç anlatımı da izlemiyordu. Senarist Peter Straughan kitabı senaryo haline getirme aşamasında öne çıktı. “Kitabı ne kadar sevmiş olsam da, bir film havası vermiyordu.” Diyor Lister. “Peter bize gereken dönüştürücü fikirle geldi. Tek biro lay mantığından uzaklaşıp kurgulanmış bir dizi olaylar ve kitaptan esinlenerek yaratılmış karakterler fikriyle çıkageldi.”

“Peter inanılmaz iyi bir ön taslakla geldi” diyor yapımcı. “Dahice, komik ve yeniydi. Bir eşi daha olmayan bir şey.”

Straughan onu asıl zorlayan şeyin Ronson’ın röportajlarını düzgün birer anlatım çizgisine oturtabilecek bir bağ bulabilmek olduğunu belirtiyor. “Kelimenin gerçek anlamıyla, kitabın her satırının altını çizerek ilerledim ki tek birşey dahi dışarıda kalmasın. Sonra da buna uygun devam edebileceğim bir ana tema ortaya çıkarmaya çalıştım.

“Katkım, her şeyi birarada tutmaya yarayacak olağan öğeler eklemek oldu.” “İnsanlar bu saçma öğeleri ve güldürücü havayı bizlerin eklemiş olduğunu düşünebilirler, halbuki tamamıyla gerçek. Yan hikayelerin hepsi, mesela duvarlardan geçe me ya da bir hamstera sadece bakarak onu öldürmeye çalışmak; hepsi 60, 70 ve 80’li yıllarda ordu ve CIA tarafından denenmiş deneyler idi. Filmdeki en saçma sahnelerden bazıları kelime kelime Jon’un röportajlarından alıntıydı.”

Senaryonun final versiyonu zehir gibi bir güldürü ve hoş bir iyimserliği birleştiriyordu; tıpkı kitapta da olduğu gibi. “Şunu düşünmeden edemiyordum, ya orduyu hippiler yönetiyor olsaydı? Dünya o zaman nasıl bir yer olurdu?” diyot Straughan. “Diyaloglardaki açık ve kabul edilebilir ton gerçekten de Jon’un röportajlarına katılan kişilerden ortaya çıktı. The tone really comes from the persona Jon brought to his interviews, which is very open and accepting. Röportaj yaptığı insanlara karşı asla art niyetli ya da küçümser değil; ne kadar garip düşüncelere sahip olurlarsa olsunlar. Sonunda ben de karakterlere ve inanışlarındaki güce aynı şekilde yaklaşır oldum, aynı fikirleri paylaşmasam da...”

Senaryo Smokehouse yapım şirketinin ortakları Grant Heslov ve George Clooney’nin de ilgisini çekti. Good Night and Good Luck (Oscar® adaylığı kazandıran filmi) ve Leatherheads filmlerinin de yapımcısı olan Heslov, senaryo kendisine geldiği sıradaki filminde yönetmenlik de yapmayı düşünyordu.

“Senaryoya aşık oldum” diyor. “Birçok senaryo okumuşluğum var ama bunu okurken başından sonuna kadar kahkahalarla güldüm. Jon Ronson bu dünyayı tüm gerçekliğiyle yansıtmış ve Peter da bir yazar bunu ne kadar iyi adapte edebilirse o kadar iyi yazmış. Okuması için George’a verdiğimde ‘Hadi hemen yapalım’” dedi.

Clooney bu filme bir yıldız olmasının da ötesinde birşey kattı. “George mükemmel bir oyuncu ve Lyn Cassady rolü için de biçilmiş kaftan” diyor Lister. “Fakat o yalnızca bir film yıldızı değil. O ve Grant bir filmin nasıl yapılabileceğini biliyorlar. Tüm elementleri bir araya getirebiliyorlar.

“Hikayede belli belirsiz yer alan baltalayıcı yan onlar için mükemmel diyor yapımcı. “Politik bir yanı var. Bir espri anlayışı var. Hi kayedeki bakış açısı, onların dünyaya bakışıyla çok uydu. Bunu ileriye taşıyacak kişilerin onlar olması şahane oldu.


Straughan’ın senaryosu hikayeye başka bir duygusal katman daha ekledi. “Temelinde psişik yollarla savaşan bir grup adamın oluşturduğu küçük bir ordunun hikayesi”diyor Heslov. “Aynı zamanda hayatlarının akışı içerisinde kaybolmuş iki ayrı karakterin yol hikayesi ve aralarındaki bağ”.

Filmde Birinci Dünya Müfrezesi’nden Yeni Dünya Ordusu diye bahsediliyor. “İsmini ‘Jedi Projesi’ olarak da kullandık.”diyor Heslov. “Aslında kendilerine Jedi Savaşçıları diyorlar. Mesele zihninizi tamamen boşaltıp yeni ve yıkımdan uzak savaş metodları bulmak.

Lister, Yeni Çağ ruhunun ilhamını taşıyabilecek bir grup ileri-düşünceli askerin bir araya gelmesi fikrini ortaya atıyor. “Kimseyi incitmeyecek savaş yöntemleri bulmak istiyorlardı.” Diyor yapımcı. “Hikayemizde bu fantastik, idealist yeni savaş yöntemleri çuvallıyor, ki hikayenin aslında da bu şekilde gelişmiş olaylar.”

Deniz Kuvvetleri’nde verdiği 25 yıllık hizmetten sonra ayrılan emekli başçavuş Jim Dever film için askeri danışmanlık ve filmin gerçek bir hikayeye dayandığını öğrendiğinide şok olmuş. “Senaryoyu okuduğumda ‘Bu gerçek olabilir mi? Orduda böyle şeyler olmuş mudur?’ diye düşündüm ve araştırma yaptım. Hepsi doğruydu..”

Jon Ronson’ı The Men Who Stare at Goats’u yazmaya iten şey, Amerikan ordusunun ekstradan bir duyumsal algı ve savaşta kullanılacak telepatik yöntem donanımları hakkında duyduğu benzesiz ve şaşırtıcı hikaye oldu.

Eski bir yarbay olan Channon, Ronson’a Birinci Dünya Müfrezesi’ nin kurucularından biri olduğunu ve yıllarca süren psikoloji, felesefe, dövüş sanatı, şifa yöntemleri ve daha birçok farklı deneyin alan araştırmasını kendisinin yazmış olduğunu bildirdi.

“Bir kısmı yüksek mertebelere getirilmiş, paranormal kabiliyetlerini geliştirmek için can atan bir grup askerden bahsediyoruz” diyor Ronson. “Gerçekten duvarlardan geçip görünmez olmaya çalıştılar. Düşmanı parlayan gözleriyle selamladılar ve sonunda, Fort Bragg’da, düşünceleri karanlığa gömüldüğünde keçileri düşünce gücüyle, onlara bakarak öldürmeyi denediler.

Channon, Vietnam Savaşı’ndan döndükten sonra alternatif savaş tekniklerine merak salar. Yeni Çağ (New Age) tekniklerinin geniş yelpazesini araştırıyordu; bunlar arasında ‘Reichian rebirthing’ (Reichian yeniden doğuş yönntemi – bir nefes yööntemidir), temel bilek güreşi ve çıplak jakuzi gibi orduyu yenilemeye yönelik yöntemler vardı. 125 sayfalık bir çizim, grafik ve rapor ile klasik ordunun tamamını ortaya koyabilirsiniz; Buckminster Fuller, Leonardo Da Vinci ve Buddha çizimleri de olan. Görüntüleme tekniklerinden, daha gizli sayılabilecek “Ethical Combat”(Etik Dövüş) ve “Earth Prayer” (Yeryüzü Duacıları)’e kadar geniş bir alan.

“Jim uzun yıllarını değişik gurular ve New Age hareketlerini çalışmaya adadı.” diyo spent years studying with different gurus and New Age movements,” diyor Heslov.” “Geri döndüğünde bir manifesto yazdı. Savaşta barışçıl bir tavırla mücadele etmeyi öne çıkaran bir manifesto. Düşmanla başetmeden, belirli savaş tekniklerine kadar detaylı bir çalışma.”

Channon amirlerini, psikolojik ve paranormal tekniklerle eğiteceği bir tabur askerden yetkili olmak konusunda ikna etti. Bu tekniklere uzaktan kontrol – kişinin vücudunun dışına çıkarak millerce uzaktaki bir olayı görmesini sağlama -, ve görünmez olmayı da içeriyordu.

Jon Ronson’ın özenle hazırlanmış araştırmasında Tümgeneral Albert Stubblebine III, uluslararası anlaşmazlıkları çözmede gelişmiş duyusal teknikleri kullanmayı öngören öncü olarak bahsedilir. West Point Askeri Okulu’nun eski mezunlarından olan ve Amerikan Ordusu İstihbarat ve Güvenlik Komutanı (United States Army Intelligence and Security Command (INSCOM) ) Tümgeneral Stubblebine, 1981’den emekli olduğu 1984 yılına kadar, herbir insanın doğaüstü mucizeler gösterebileceği fikrine tutkuyla bağlı kaldı.

Komutan, Jim Channon’ın sıradan savaş teknikleri yerine geleceği gören, zihin okuyabilen, görünmez hale gelip ışınlanabilen ekipten oluşan “savaşçı maymunlar” fikrinden etkilenmişti. Bu fikirle, Fort Meade’de yer alacak ve çok göz önünde gerçekleşmeyen projelerle gelişecek New Age ordu fikrini birleştirdi. Bu esnada kendi psişik güçlerini geliştirmeye ve böylece evre uyumu sürecini mükemmelleştirmeye de epeyce zaman harcadı; buna duvarlardan geçme kabiliyeti de dahildi.

“Kitapın açılışı tümgeneral Stubblebine’ın Arlington - Virginia’daki çalışma masasında geçer.”diyor Ranson. “Yan ofise geçebileceğini söyleyip koşmaya başlar ve sonunda burnunu ofisin duvarına çarpıpı kalır.”

INSCOM’un başına geçesinin ardından, Stubblebine Yüksek Performanslı Görev Kuvvetleri (High Performance Task Force) adlı bir birim kurar. Bu birim nörolingustik programlama ve beyin senkronizasyonu gibi New Age teknikleri de içerir ve subayların bir kısmını Monroe Enstitüsü’ne, insan bilinci üzerine çalışmak için gönderir.

Ronson’a göre program kolaylıkla başlatıldı. “Önce CIA, sonra da Savunma Departmanı bir grup askeri toparlayıp gizli bir odaya gönderdi ve parapsikolojik davranmalarını söyledi.”

“Kulağa çok garip gelecek şeylerle deneyler yaptılar; mesela ‘ırka özel koku bombaları’, ‘bilinçaltı sesleri’ ve ‘saldırgan arılar”la. “Uzaktan görüntüleme biriminin ilk lideri Sidney Gottlieb adında bir CIA mensubuydu ve aynı zamanda çok karanlık faaliyetler yürüten MK-Ultra’nın da başıydı. Saf bir askeri grubun içkilerine gizlice LSD katıyorlardı. Kevin Spacey’in canlandırdığı karakterin yaptığı en kötü eylemler Gottlieb’in hikayesinden esinlenilmiş.”

“Her türden düşünsel meta ve aracı öldürücü olmayan savaş yöntemleri geliştirmke için kullandılar” diyor Lister. “ ‘The Predator’ (Yırtıcı) adı verilen ve oyuncağa benzer görünümü olan ama aslında çok tehlikeli olan küçük bir plastik kütle kullanıyorlardı.”

Birinci Dünya Müfrezesi üzerine olan resmi evrakların halen gizli tutulduğunu söylüyor ve ordu da psi-ops programların uzun süre önce yasaklanmış olduğunu söylüyor. Fakat programın emeklileri ordunun içinde ve dışında bilgi sızdırmaya devam ettiler; bunlara “küresel ata” ve “dünyanın ilk tüzel şamanı” olarak bilinen Jim Channon; öldürücü olmayan silahlar uzmanı John Alexander; eski vir Sovyet subayını doğal psişik yöntemle tanımayı başaran acemi asker Joseph McMoneagle ; “uzaktan gözetim” (remote viewing) teriminin kaynağı ve konunun ilk eğitim protollerinin geliştiricisi Ingo Swann; şu anda halen Washington, D.C ‘de özel bir şirkete psi-ops hizmeti sağlamakta olan Lyn Buchanan ve Mel Riley ve yenice tanına bir uzaktan gözetim uzmanı ve eğitmeni olan, “gerçek Obi Wan Kenobi” olarak da anılan Ed Dames de dahildi.

Straughan gerçek hayattaki bu karakterlerin hiçbiiryle röportaj yapmama gibi bir karar almıştı senaryo yazım aşamasında “Jon bunu yapmıştı zaten” diye ekliyor. “Fikirlerimi bulandıracağını düşündüm. Ters yönde gidip kurgulanmış bir anlatımla Jon’un kitaptaki hikayesini tamamıyla bir komediye dönüştürmeye karar verdim ve bunları yazım aşaması bitene kadar kendimden uzakta tuttum.”

Yönetmen ve yapımcılar filmin hazırlık aşamasında Jim Channon ile görüşmüşler. “Jim gerçekten çok zeki ve özgür düşünce sahibi birisi” diyor Lister. “Mükemmel bir kişilik; yanı zamanda filmin de büyük bir destekçisi. Onun yapmış olduğu şeyi farklı biçimde kurgulamış olsak da insanların bu filmi görmesini, eğlenmelerini ve böylece Birinci Dünya Müfrezesi ‘yle aradaki bağlantıyı da kurmuş olmalarını istiyor.

Heslov ve Clooney keyifli bir set ortamı yaratmış olmanın gurur içindeler ve setteki insanların da söylediği gibi çekimlerin durduğu anlarda da filmin neşeli havası devam ediyormuş. “İşimizi de aynı şekilde yürütmeye çabalıyoruz.” diyor Heslov. “Hem çabalıyor hem de eğleniyoruz. Film yapmak gerilimli bir süreç olabiliyor. İnsanı tüketiyor. Elimizde bu kadar para ve zamanla bu süreci keyifli bir hale getirmeye çalıştık”

“Grant ortaya müthiş bir iş çıkardı.” diyor filmin yıldızlarından biri olan Jeff Bridges. “Rahat ve işe odaklı, mükemmel bir atmosfer yarattı. Oyuncuların görüşlerine de her daim açıktı. Hazırlanmış şekildegeliyordu sete. Oyuncuları büyük sürprizlerin beklediğini düşünüyorum. Bunu tarif etmenin bir yolu yok şu anda. Filmin tonu eğlenceli, ürkütücü, ciddi ve sevimli oldu. Her türden duygunun iyi bir bileşimi.”

Kevin Spacey de ona katılıyor “Grant’in yapmak istediği filme dair çok net bir fikri vardı.” “Filmin nasıl ilerlemesi gerektiğinden emindi. Şaşırtıcı şekilde, filmin sonu neredeyse dokunaklı bitiyor. Silahtan arınmış bir ordu fikrini bir yanım destekliyor aslına bakarsanız. Hem kim bilir, belki de Yeni Dünya Ordusu’nun bir birimi Hawaii’de bir yerlerde bir villada antreman yapıyorlardır.”

“Gerçekten çok ama çok komik ve zekice; ve dahası yürekli bir film” diyor Ronson. “Filmdeki herkes birbirinden harika. Filmdeki karanlık yandan da bir pay var, ama sadece gerektiği miktarda. Gurur duyuyorum.”

YENİ DÜNYA ORDUSU’NUN BİR ARAYA GETİRİLMESİ
Senarist Peter Straughan, dahiyane bir anlatımın yanı sıra Hollywood’un en gözde yıldızlarının yeteneğini sergileyebildiği etkileyici roller yarattı. “George ve Grant’i biraraya getirebildiğimiz bu mükemel oyuncu kadrosunu kurabildiğimiz için şanslıyız” diyor Paul Lister.

George Clooney, Lyn Cassady isimli bir YENİ DÜNYA ORDUSU eri. “Lyn kitapta yer alan birkaç karakterin derlenmesi gibi” diyorStraughan. “Hepsi eski ya da emekli askerlerler Jedi Projesi gibi farklı projelerde yer almışlar. Bu karakterlerin hepsinin en iyi yönlerini alıp Lyn karakterinde birleştirdim.”

Clooney’in bilindik espri anlayışı yapım sürecine de yansıdı; hem kamera önünde hem de arkasında. “George ciddi anlamda komik biri” diyor Heslov. “Bu rolde inanılmazı başarıyor. Daha da ötesi, karaktere temelleri sağlam, bir ağırlığı olan hava ve gerçekçilik katıyor.”

Lyn’in danışmanı Bill Django da Oscar adayı oyuncu Jeff Bridges tarafından canlandırılıyor. “Django YENİ DÜNYA ORDUSU’nun kurucusu,”diyor Lister. “Zor günler geçirmekte olan, vizyon sahibi ve özgür düşünceli bir kişilik. Filmin sonlarına doğru liderlik yanını tekrar ortaya koymak durumunda kalıyor. Jeff sete inanılmaz yaratıcı bir enerji getirdi. Sürekli yeni fikirlerle gelerek yönetmene ve kurgucuya şans tanımış oluyor.”

Karakter, Ronson’ın kitabındaki birkaç karakterin birleşimi Bridges; “Jim Channon’dan oldukça değerli bilgiler ve ilham aldım; kendisi bu alanın öncülerinden” diyor. “John Lilly’ye dair hatırladıklarım da etkili odu. İzolasyon tankını icad eden kişi. Ayrıca yunuslarla türler arası iletişim üzeirne de çalışmış. Ondan çok ilham aldım.”

The Men Who Stare at Goats Bridges’ın kendisinin de görmek istediği btürden bir film. “Sürprizlerle karşılaşmak hoşuma gidiyor,”die ekliyor. “Daha önce hiç bunun gibi bir film görmemiştim. Bir sonrasında ne olacağını kestiremiyorsunuz. Sizi çılgınca bir maceraya sürüklüyor.”

Sevdiği ve takdir ettiği oyuncularla çalışmış olmak da Bridges için çok önemli bir unsur olmuş. “Kevin Spacey iyi bir arkadaşımdır. Arkadaşlarınla oynamak her zaman için büüyk bir şanstır ve o da çok iyi iş çıkardı.”

KASIRGALAR, FIRTINALAR VE BAYILAN KEÇİLER



The Men Who Stare at Goats – Özel Kuvvetler karakterlerini küçük bir kasaba olan Michigan’dan Irak çöllerine götürüyor; yolda farklı yerlerde durmak kaydı ile. “Büyük fikirler ve mekanlardan oluşmuş küçük bir film” diyor Paul Lister. “Çok mücadele gerektirdi. Hikaye 1970lerde Vietnam’da geçiyor. 1980lerdeyiz. Ve 2003’te. Irak’tayız. Fort Bragg’dayız. Gerçekten kapsamlıydı ve bu da filmle çok uğraşmamız gerektiği anlamına geliyordu."

Mekan keşifçisi S. Todd Christensen doğru mekanları bulmak için 14,000 mil yol katetti. “Mekan seçimi için yola çıktığımız gün Albuquerque’den başlayıp 80 mil yol aldık ve Zia Pueblo, sonra Roswell, Mescalero Flats, White Sands ve Alamogordo’ya kadar gittik.” Christensen anılarına şöyle devam ediyor; “Albuquerque’a geri döndüğümüzde, 700 mil yolu 16 saat içerisinde katetmiştik. Grant’e de söyledim, hayatımın en güzel günüydü.”

Christensen bu gezileri sırasında film için inanılmaz mekanlar buldu. “Willard’da, Google Earth’ten bakarsanız New Mexico, kurumuş bir göl yatağı buldum”. “Alkalinle kaplı 10 millik devasa bir kuru göl yatağıydı; o yüzden de çok beyaz ve enfes görünüyorduç . Aynı zamanda çok da ıssızdı. Bitki yok; kumdan başka hiçbirşey yok, ki istedikleri de buydu.”

New Mexico’yu Irak çölleri yerine kullanmak görsel anlamda doyurucu sonuç verdi fakat hava her zaman da istediğimiz gibi gitmedi. “Çekimlerin sonlarına doğru hava iyice soğudu” diyor Heslov. “Filmdeki havanın 37 derece olması gerekirken -1lere kadar düştü. George ve Ewan T-shirtleydiler, ama çekmeye devam etmek zorundaydık, biz de aynen devam ettik. Kar başladığında birkaç saatliğine durup erimesini bekliyorduk.”

McGregor’ın “enteresan bir oyunculuk deneyimi” ile kastı da buydu. “Üzerinde ne varsa çıkarıp kendine ‘Tamam, sıcak olacak, sıcak evet sıcak” diyorsun. Birilerinin üzerimize ter damlası yapması gerekiyordu ki bu da insanı daha da üşüten birşey. Tamamıyla çok garipti.”

Vietnam ile benzerlik sağlamak için, yapımcılar kasırga zamanında Puerto Rico’da çekmeyi tercih ettiler. Jon Ronson ve Peter Straughan da ekibe burada katıldılar. “Çekimlere başladıklarında George Clooney ve Ewan McGregor inanılmaz eğleniyorlardır diye düşündüm.” Diyor Ronson. “Ben de bir parçası olmak istiyordum. O yüzden Peter ile Puerto Rico’ya gittk biz de. O kadar da akıl almaz bir eğlence içinde olmadıklarını gördük. Çok çalışıyorlar ve uzun saatler boyu ağır koşullar altında kalıyorlardı.”

North Carolina Fort Bragg çekimleri için New Mexico Askeri Enstitüsü seçildi. “1986 yapımı Dress Gray’den bu yana hiç film çekilmemiş burada,” diyor Christensen “Katı kuralları var. Benim “çıplak adam sahnesi” olarak adlandırdığım bir sahne var; bunun için ten rengi Speedo mayo giydirmek zorunda kaldık nihayetinde.”

Çekim yaparken okul temsilcisi de arada bize yanaşıyordu” diyor Lister. “Çekim takvimimize bakıp “Jedi Dünya Dua”sını görünce “Durun biraz, bunu ben de yaptım” dedi. Birinci Dünya Müfrezesi’nde yer alanlardanmış. Uri Geller isimli, beyin gücüyle kaşık bükebilen ünlü psişik geldiğinde oradaymış.”

Ve tabii bir de keçiler vardı. Filmin çok kritik birkaç sahnesi için yapımcıların bir sürüye ihtiyacı vardı. Heslov da onlar için ideal gözüken iyi bir türden haberdardı. “Onlara anlaşılır bir sebepten “Bayılan Keçiler” diyorlar”. Bu keçiler korktuklarında bayılıyorlar. Görüntü yönetmenimiz Robert Elswit onları televizyonda görmüş ve mükemmel bulmuş. Sonuç olarak birkaçını alıp denemelere başladık. Korkuttuğumuzda bayılmıyorlardı. Tık yoktu. Herhangi bir keçiden farksızdılar. O keçilerin varlığından emindim ama bize denk gelmemişti, biz de normallerini kullandık.”

Keçi çobanı Mary Duree bize keçilerin çok zeki hayvanlar olduklarını anlattı ve film için özel bir eğitim almadılar. “Keçileri hipnotize olmuş gibi göstermek çok kolay. Çok meraklılar ve toplanıp öylece sana bakakalabiliyorrlar. Bir çok anlamda komik hayvanlarlar.”

Adları çıktığı üzere oyuncular ve sıkıldıklarında bir kargaşa çıkarıyorlar. Çözümü ise basit.” Diyor Duree. “En büyük eğlenceleri yemek yemek. Yemekle sessiz kalmalarını sağlayabiliyorsunuz.”

Yapımcıların evhamlarına rağmen keçilerle çalışmak kolay oldu ve sette popülerlerdi. Yönetmen “Çok uyumlular” diyor. “George keçilerin zorluk çıkaracağından emindi. Zorluyordu, ama yavru bir keçiyi kucağına aldığı an, ilk bakışta aşk gibiydi.”

Paul Lister ‘a göre iyi bir komedi için her zaman doğru zamandır., The Men Who Stare at Goats’u da bundan da fazlası var. “Son zamanlardaki politik kararlar ülke olarak büyük sorular sormamızı sağladı. Bunun içinden çıkmak için olağandışı düşünmeliyiz ve bu filmde yaptığımız da bu oldu.”



OYUNCULAR
GEORGE CLOONEY (Lyn Cassady/Yapımcı) 2005 yılında Oscar kazanan ve daha önce 3 kez de aday olan oyuncunun adaylıkalrı; En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo Good Night, and Good Luck.) ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Syriana). Oscar Ödülleri tarihinde farklı iki filmin birinde oyunculuk diğerinde yönetmenlik adaylığı kazanan ilk örnek oldu. Aynı yıl En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu - Altın Küre Ödülü de kazandı. Ayrıca SAG, BAFTA ve Critics’ Choice’ta da aday oldu.

2007’de, En İyi Film Oscar adayı olan Michael Clayton ile Altın Küre ve En İyi Erkek Oyuncu Oscar adaylığı kazandı.

2008’de, Leatherheads isimli romantik komedide oynayan Clooney için Grant Heslov ile kurduğu yapım şirketinin de ilk prodüksiyonu olmuş oldu bu film.

Clooney’nin son filmlerinden Coen kardeşlerin Burn After Reading’i de büyük bir hit haline geldi. Coenlerle üçüncü kez çalışmasını sağladı; daha önce O Brother ve Where Art Thou?’da çalışmış ve bu filmle Clooney bir Altın Küre daha kazanmıştı

Clooney’nin son dönem projeleri arasında Jason Reitman ‘ın yönettiği Up in the Air, ve animasyon film Fantastic Mr. Fox da var.

Heslov ve Clooney Section Eight adlı Clooney ile Steven Soderbergh’in ortak olduğu şirkette de beraber çalışmışlardı. Section Eight yapımı filmler arasında Ocean’s 11, Ocean’s 12, Ocean’s 13, Michael Clayton, The Good German, Good Night, and Good Luck., Syriana, Confessions of a Dangerous Mind, The Jacket, Full Frontal ve Welcome To Collinwood gibi başarılı filmler var..

2002’de Confessions of a Dangerous Mind ile yönetmeliğe de soyunan Clooney, bu film ile National Board of Review’dan ödülü hak etmişti.

İkinci yönetmenlik deneyimi olan Good Night, and Good Luck. İle de senaryo Oscar adaylığı aldı. Yanısıra Altın Küre, BAFTA, SAG Ödülleri gibi adaylıklar da elde etti.

Oyunculuğu ile ödül sahibi dram Three Kings ve Oscar adayı Out of Sight ile de adından söz ettirmişti. Yer aldığı diğer filmler; The Perfect Storm, Solaris, The Peacemaker, Batman & Robin, One Fine Day ve From Dusk Till Dawn.

Çeşitli TV dizilerinde de yer alan oyuncu bu alandaki çıkışını “ER.” İle kazanmıştır. Dr. Douglas Ross rolüyle Altın Küre kazanmış ve Screen Actors Guild, People’s Choice ve Emmy adaylıkları almıştır.

2006’da babası ile Darfur’a, belgesel film Journey to Darfur’u çekmeye gitmiştir. 2007’de Clooney, Brad Pitt, Matt Damon, Don Cheadle ve Jerry Weintraub ile Not on Our Watch isimli Darfur’a dikkatleri çeken bir organizasyona destekçi olmuşlardır.

Bir TV sunucusunun oğlu olan Clooney, Birinci Anayasa’nın ve humanist hareketlerin büyük bir savunucusu olmuştur.

EWAN MCGREGOR (Bob Wilton) İskoçya doğumlu oyuncu Obi-Wan Kenobi rolünde George Lucas’ın sinema tarihinde yer alan içlemesi Star Wars’ta yer alan McGregor’ın ilk sinema filmi ise Bill Forsyth’in Being Human filmidir ve bir yıl sonrasında oynadığı Shallow Grave’de oynamasıyla tanınan bir oyuncu haline gelir. 1996’da Boyle’ın çok beğenilen filmi Trainspotting’de Mark Renton rolünde yer almıştır..
 

 İlk filmleri arasında Emma (Gwyneth Paltrow ile); Brassed Off ve Little Voice (Mark Herman’ın yönettiği); Philippe Rousselot’un The Serpent’s Kiss; Danny Boyle’un A Life Less Ordinary ve Todd Haynes’ in Velvet Goldmine’ı vardır

2001 yılında Nicole Kidman ile Baz Luhrmann’ın müzikali Moulin Rouge! ‘da ve Ridley Scott’ın Black Hawk Down’ında yer almıştır.

Diğer rol aldığı filmler arasında Among Deception (Michelle Williams ile) ve Woody Allen’ın Cassandra’s Dream’i (Colin Farrell ile) vardır. McGregor, Miss Potter ve Down with Love; Young Adam; Tim Burton’ın Big Fish’i ve animasyon komedi Robots’da da oynamıştır. Michael Bay filmi The Island’da Scarlet Johansson ile; Marc Forster’ın Stay filminde de Naomi Watts ile oynamıştır.

Yakın dönem filmleri arasında Incendiary, I Love You Phillip Morris ve Amelia vardır.

McGregor da “E.R.” dizisi ile Emmy adaylığı kazanmıştır.

JEFF BRIDGES (Bill Django) Robert Downey Jr. ile Iron Man’de izleyeceğimiz Bridges Hollywood’ın en başarılı aktörlerinden ve 4 tane Oscar Ödülü sahibi

İlk Oscar’ını 1971’de En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Peter Bogdanovich’ın The Last Picture Show filmiyle alan oyuncu üç yıl sonra Michael Cimino’ın Thunderbolt and Lightfoot filmi ile En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu adaylığını kazandı. 1984 yılında Starman ile En İyi Erkek Oyuncu adaylığı aldı. Bu rülüyle Altın Küre de kazandı. 2001’de Altın Küre adaylığı ve 4. Oscar adaylığını The Contender filmi ile aldı.

Disney’in 3D filmi TRON’da yakın zamanda izleyeceğimiz oyuncu, son filmlerinden “Crazy Heart” ile 2010 Oscar Ödülleri adayı oldu.
Justin Timberlake ile The Open Road ‘da oynayan Bridges, A Dog Year ‘da da oynuyor.

Geçen yaz Oscar adayı film Surfs’ Up ‘ta yer almış ve aynı yıl The Amateurs filminde de oynamıştır.

Tideland, Stick It, Seabiscuit, The Fisher King, The Fabulous Baker Boys, The Jagged Edge (Glenn Close ile); Francis Ford Coppola’nın Tucker: The Man and His Dream; Blown Away Lloyd Bridges ve Tommy Lee Jones ile); Peter Weir’ın Fearless ve Martin Bell’in American Heart ‘ı gibi birbirinden başarılı filmlerde farklı yüzlerle karşımıza çıkmıştır.

2004 yılında Kim Bassinger ile eleştirmenlerce de çok beğenilen The Door in the Floor ‘da oynamış ve IFP/Spirit Award adaylığı kazanmıştır.

The Muse’da (bir Albert Brooks komedisi; Sharon Stone ve Andie McDowell ile) önemli bir rol almış ve Arlington Road (Tim Robbins ve Joan Cusack ile) ; Simpatico; Coen kardeşlerin kült komedisi The Big Lebowski; Ridley Scott’ın White Squall; Walter Hill’in Wild Bill, John Huston’in Fat City ve Barbara Streisand’ın romantik komedisi The Mirror Has Two Faces filmlerinde de oynamıştır..

Bridges’in sayısız filmlerinden diğer bir kısmı da şöyledir; How to Lose Friends ve Alienate People, K-PAX, Masked and Anonymous, Stay Hungry, Bad Company, Against All Odds, Cutter’s Way, The Vanishing, Texasville, The Morning After, Nadine, Rancho Deluxe, See You In the Morning, Eight Million Ways to Die, TRON, The Last American Hero and Heart of the West.


KEVIN SPACEY (Larry Hooper) iki Oscar sahibi oyuncu yer aldığı birçok büyük tiyatro oyununun yanısıra zengin bir filmografiye de sahiptir.

Superman Returns’de Lex Luthor rolünde oynamış; Beyond the Sea filminin yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenmiş ve oynamıştır. The Usual Suspects ile En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar’ı alan oyuncu Sam Mendes’in American Beauty, filmiyle de Oscar ve BAFTA Ödülleri kazanmıştır. Diğer filmleri Sharks, Se7en, L.A. Confidential, Glengarry Glen Ross, The Negotiator, Hurlyburly, K-PAX ve The Shipping News.

Robin Williams ile beraber rol aldığı Shrink, Sundance Film Festival’inde prömiyerini 2009 yılında yapmıştır. Nick Moran’ın Telstar filminde Con O’Neil ve Pam Ferris ile rol almıştır.

Son dönemde Casino Jack ve Father of Invention filmlerinde rol aldı. “Recount,” ile Emmy, Altın Küre, SAG adaylıkları almıştır.
STEPHEN LANG (General Hopgood)

Rol aldığı filmler; Public Enemies; Avatar; Gods and Generals, Save Me, The I Inside, Shadow Conspiracy, Fire Down Below, Last Exit to Brooklyn, Project X, Manhunter, Twice in a Lifetime ve D-Tox, Tombstone, Gettysburg.
NICK OFFERMAN (Scotty Mercer)

Rol aldığı TV yapımları; “American Body Shop,” “Will & Grace,” “Deadwood,” “ER,” “George Lopez,” “Gilmour Girls,” “24,” “The West Wing,” “NYPD Blue,” “CSI:NY” ve “Monk.” Filmleri All Good Things, Sin City, Miss Congeniality 2, The Go-Getter, Patriotville, Wristcutters, November, Groove ve Treasure Island.
TIM GRIFFIN (Tim Kootz)

Iron Man, Star Trek, Leatherheads, Cloverfield, The Bourne Supremacy, Danika, Kids in America, Higher Learning gibi başarılı filmler yanısıra TV’de For the Very First Time, Taking a Stand ve The Last Escape’de yer almıştır.

TV dizileri “Grey’s Anatomy,” “The Unit,” “E.R.,” “Party of Five,” “Against the Grain” ve “General Hospital.”’da da oynamaktadır.

WALEED F. ZUAITER (Mahmud Daash)

Paulo Coelho ‘nun romanından uyarlanan Veronika Decides to Die’da son olrak rol alan oyuncu tiyatro oyunlarının yanısıra Spike Lee niin yönettiği “M.O.N.Y.” adlı TV yapımında ve “Numb3rs,” “The Unit,” “Law & Order: Criminal Intent” “Untold Stories.” Adlı dizilerde oynamaktadır.
ROBERT PATRICK (Todd Nixon)

Terminator 2: Judgment Day filmindeki rolüyle tanınan Trick, bol ödüllü biyografi Walk the Line’da da yer aldı..

TV’de “The Unit,” ve beyaz perdede Strange Wilderness’da izlediğimiz oyuncu ayrıca Clint Eastwood’un Flags of Our Fathers ve We Are Marshall da oynamıştır. The Marine ve Harrison Ford ile Firewall’da da oynamıştır.

“The X-Files.”ın son iki bölümünden John Doggett karakteriyle de hatırladığımız oyuncu “The Sopranos” dizisinin son iki sezonunda da yer almaktadır.

Filmografisi; Charlie’s Angels: Full Throttle, Ladder 49, Spy Kids, All the Pretty Horses, The Faculty, From Dusk Till Dawn 2: Texas Blood Money, Copland, Eye See You, A Texas Funeral ve The Only Thrill’de de Diane Keaton, Diane Lane ve Sam Shepard ile beraber rol almıştır.

Rosewood , Striptease, Fire In The Sky, Double Dragon: The Movie, Decoy, The Last Gasp ve Hong Kong ’97 de yer aldığı projeler arasındadır.

Yakın dönemde Autopsy ve Alien Trespass filmlerinde izleyeceğimiz oyuncu ailesiyle Los Angeles ‘ta yaşamaktadır.
REBECCA MADER (Deborah Wilton)

The Devil Wears Prada’daki rolüyle akıllara kazınan oyuncu bağımsız bir komedi filmi olan The Rainbow Tribe’da da yer aldı son dönemde. Diğer filmleri; (Will Smith’in) Hitch’i; The Great World of Sound, Mimic: Sentinel ve Replay.

“Lost” son sezonda Charlotte Lewis olarak izlediğimiz aktris “Mr. and Mrs. Smith” ve “Justice” gibi dizilerde de yer almaktadır.




sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Kurmaca hikayeden dahi enteresan iconSabahları okula giderken birbirimize günaydın dememiz, hatta bal...


Yasa




© 2000-2018
kişileri
d.ogren-sen.com